DENİZ GÖKTAŞ OLAYI: MİZAH SUÇ OLUR MU?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Mizah, alkış almak için doğmadı.
Mizah, bazen alkışın kesildiği yerde konuşur.
Çünkü komedyenler, toplumun sustuğu yerde söz alan insanlardır. Kimi zaman güldürürler, kimi zaman rahatsız ederler, kimi zaman da tek bir cümleyle uzun tartışmaların kapısını aralarlar.
İşte bu nedenle mizahı değerlendirirken yalnızca kullanılan kelimelere değil, o kelimelerin hangi bağlamda, hangi amaçla ve hangi sanat biçimi içinde söylendiğine bakmak gerekir.
Komedyen Deniz Göktaş hakkında verilen tutuklama kararı, yalnızca bir ceza soruşturmasını değil, mizahın hukuk karşısındaki yerini de yeniden tartışmaya açmıştır. Dosyanın hukuki değerlendirmesi ve nihai kararı elbette bağımsız yargıya aittir. Ancak hukukçuların hukukun temel ilkeleri üzerine konuşması hem bir hak hem de bir sorumluluktur.
Ceza hukukunda önemli olan yalnızca söylenen söz değildir. O sözün bağlamı, kastı ve bütün içindeki anlamı da önem taşır. Bir stand-up gösterisindeki ifadeleri tek tek ayırıp değerlendirmek, mizahın doğasını gözden kaçırma riskini beraberinde getirebilir. Çünkü mizah; ironiyle konuşur, abartıyla düşündürür, benzetmeyle eleştirir. Onu günlük konuşmanın kalıplarıyla değerlendirmek, sanatın kendine özgü dilini görmezden gelmek olur.
Hiç kuşkusuz Cumhurbaşkanına hakaret suçu da dini değerlere yönelik suçlar da hukuk düzenimizde yer almaktadır. Kişilik haklarının ve insanların kutsal saydığı değerlerin korunması, hukuk devletinin temel görevlerinden biridir. Ancak aynı hukuk devleti, ifade ve sanat özgürlüğünü de korumakla yükümlüdür. Hukukun gücü, bu iki değerden birini diğerine üstün tutmasında değil, ikisini birlikte koruyabilmesinde yatar.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi hayatına baktığımızda, farklı dönemlerde ağır eleştirilerle, siyasi yasaklarla ve önemli hukuki süreçlerle karşı karşıya kaldığını görüyoruz. Uzun yıllar boyunca toplumun kendisini yeterince temsil edilmediğini düşünen geniş bir kesimin sesi olmayı başarması, onu Türkiye siyasetinin en etkili liderlerinden biri hâline getirdi.
Belki de tam da bu geçmişi nedeniyle, mizah ile hakaret arasındaki hassas çizgiyi en iyi anlayabilecek kişilerden birinin Sayın Erdoğan olduğuna inanıyorum. Çünkü eleştirinin, aykırı olmanın ve zaman zaman yanlış anlaşılmanın ne demek olduğunu bizzat yaşamış bir liderin; bir komedyenin kullandığı mizah dilini de bu çerçevede değerlendirebilecek demokratik olgunluğa sahip olduğuna inanmak isterim.
Bir toplumun özgüveni, yalnızca alkışa gösterdiği sevgiyle değil; eleştiriye gösterdiği tahammülle de ölçülür. Mizah bazen rahatsız edebilir. Ancak rahatsız etmek ile hakaret etmek aynı şey değildir. Bu ayrımı yapabilmek, hukuk devletinin en önemli sınavlarından biridir.
İnançlar korunmalıdır.
Kişilik hakları korunmalıdır.
Ancak mizah da korunmalıdır.
Çünkü hukuk, bunlardan birini diğerine feda ederek değil, hepsini aynı anda koruyabildiği ölçüde adalete yaklaşır.
Ben güçlü devletin mizahla zayıflayacağına inanmıyorum.
Tam tersine…
Mizah karşısında özgüvenini koruyan devlet güçlenir.
Eleştiriden korkmayan yönetim güven verir.
Hukuka güvenen toplum huzur bulur.
Çünkü mizah sustuğunda sadece kahkahalar eksilmez.
Sanat sessizleşir.
Düşünce çekinir.
Ve düşüncenin çekindiği yerde hukuk, nefes almakta zorlanır.
Adaletin en güçlü olduğu toplumlar, sadece hukuku uygulayan değil; hukuka güvenen toplumlardır.
Belki de bu yüzden, Deniz Göktaş olayına bakarken hepimizin aynı soruyu kendimize sorması gerekir:
Bir komedyeni yargılıyor olabiliriz.
Ama acaba aynı zamanda mizahın kendisini de yargılıyor olabilir miyiz?