Zifiri karanlığın içinde, beton yığınlarının arasından yükselen o sesi unutmak mümkün mü?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
“Sesimi duyan var mı?”
Belki de bir insanın hayata tutunmak için söyleyebileceği en yalın, en çaresiz ve en umut dolu cümleydi bu. Enkazın altında kalan yalnızca bedenler değildi. Hayaller, yuvalar, aileler, hatıralar ve yarım kalmış hayatlar da o betonların altında sıkışıp kaldı.
O gece hepimiz aynı soruya kulak kesildik. Her siren sesinde, her arama kurtarma görüntüsünde, her enkazın başında bir umut aradık. Bir el çıksın, bir nefes duyulsun, bir mucize gerçekleşsin istedik.
Ama bazı sesler hiçbir zaman duyulamadı.
Bazı isimler bir daha evlerine dönmedi. Bazı çocuklar annesinin, babasının elini bir daha tutamadı. Bazı anne babalar, hayatlarının en ağır acısıyla baş başa kaldı. Bazı evlerin ışıkları bir daha hiç yanmadı.
Ve biz, yıllar geçse de o gecenin sessizliğini unutmadık.
Deprem, doğanın kaçınılmaz bir gerçeği. Fay hatlarını susturmak, yerin hareket etmesini engellemek elimizde değil. Fakat bir binanın insanın üzerine yıkılıp yıkılmaması, bir ailenin sabaha sağ çıkıp çıkmaması yalnızca kader kelimesinin içine sığdırılabilecek kadar basit bir mesele değil.
Çünkü deprem öldürmez; güvensiz yapılar öldürür.
İhmaller öldürür.
Kurallara uyulmaması, denetimin eksik bırakılması, bilimin ve mühendisliğin uyarılarının göz ardı edilmesi öldürür.
Bunu söylemek, yaşanan acıyı siyasete ya da tartışmaya çekmek değildir. Tam tersine, kaybettiklerimize karşı duyduğumuz sorumluluğun gereğidir.
Çünkü o en kazların altında hayatını kaybeden insanların bize bıraktığı en ağır emanet, yalnızca hatıraları değildir. Aynı zamanda bir daha aynı acıların yaşanmaması için üzerimize düşen görevdir.
Her deprem yıldönümünde aynı cümleleri kuruyoruz.
“Unutmayacağız.”
“Unutturmayacağız.”
“Bir daha böyle acılar yaşanmasın.”
Peki gerçekten unutuyor muyuz, yoksa yalnızca takvim yapraklarının değişmesini mi bekliyoruz?
Bir felaketin ardından günlerce konuşup sonra gündelik hayatımıza dönmek kolaydır. Asıl zor olan, acı henüz tazeyken değil, zaman geçtikten sonra da tedbirleri konuşabilmektir.
Çünkü deprem hazırlığı, yalnızca deprem olduğu gün hatırlanacak bir konu değildir.
Bir binanın sağlamlığı, bir ailenin deprem çantası, toplanma alanlarının varlığı, arama-kurtarma kapasitesi, iletişim altyapısı, şehirlerin planlanması ve yapı denetimi; bütün bunlar deprem olmadan önce konuşulması gereken meselelerdir.
Asıl sınav, yer sallandığında değil, yer henüz sallanmıyorken verilir.
Belki de en büyük yanılgımız, felaketleri yalnızca oldukları gün hatırlamaktır.
Oysa enkaz kaldırılır, yollar açılır, binalar yeniden yapılır, hayat bir şekilde devam eder. Fakat geride kalanların yüreğinde açılan boşluk kolay kolay kapanmaz.
Bir annenin kaybettiği evladını, bir çocuğun kaybettiği anne babasını, bir insanın bir gecede yitirdiği bütün hayatını “zaman” geri getiremez.
Bu yüzden hafıza önemlidir.
Unutmamak, yalnızca geçmişe bakmak değildir. Geleceğe karşı sorumluluk almaktır.
Bugün deprem bölgesinde yaşayan bir çocuğun korkmadan uyuyabilmesi, yarın bir başka enkazın başında aynı cümleyi duymamak için ne yaptığımıza bağlıdır.
“Sesimi duyan var mı?”
Bu soru yalnızca enkazın altındaki bir insanın yardım çağrısı değildi.
Belki bugün hâlâ hepimize yöneltilen bir sorudur.
Duyuyor muyuz?
Kaybettiklerimizin sesini, geride kalanların sessizliğini, bilim insanlarının uyarılarını, mühendislerin raporlarını, şehirlerin taşıdığı riski duyuyor muyuz?
Yoksa acı hafifledikçe, o sesleri de yavaş yavaş unutuyor muyuz?
Keşke o sabaha deprem yıkıntılarıyla uyanmasaydık.
Keşke hiçbir ev yarım, hiçbir sofra eksik, hiçbir hayat yarıda kalmasaydı.
Ama geçmişi değiştiremeyiz.
Değiştirebileceğimiz şey, yarının hikâyesidir.
Kaybettiklerimize Allah’tan rahmet, geride kalanlara sabır diliyorum.
Ve bir dileği, bir temenniyi, belki de hepimizin ortak sorumluluğunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum:
Bir gün yeniden en kazların arasında bir ses yükseldiğinde, “Sesimi duyan var mı?” diye sorulmasın.
Çünkü o gün geldiğinde, biz çok daha önceden duymuş olalım.
Ve gerekeni yapmış olalım.