Fedakâr, Fedakârlık
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Fedakârlık…
Ne kadar güzel bir kelime. İçinde sevgi var, emek var, sabır var, paylaşmak var. Fakat günümüzde fedakârlık çoğu zaman olması gereken anlamından çıkarılıp bir insanı kullanmanın bahanesine dönüşüyor.
Peki neden?
Neden fedakâr olan insan, sonunda kendisini hep üzülmüş, kırılmış ve tükenmiş buluyor? Neden iyilik yapanın iyiliği görülmüyor da, bir süre sonra yaptığı her şey normal kabul ediliyor?
Özellikle kadın ve erkek ilişkilerinde bu sorunun cevabı oldukça ağır.
Kadın fedakâr olduğunda; çocukları için, eşi için, ailesi için kendi hayallerinden vazgeçtiğinde çoğu zaman bunun adı “zaten yapması gereken” oluyor. Evini taşır, çocuklarını büyütür, eşinin yükünü paylaşır, kendi yorgunluğunu içine atar… Bir gün “Ben de yoruldum” dediğinde ise sanki bütün hayatı boyunca hiçbir şey yapmamış gibi karşılanabiliyor.
Ama erkek fedakâr olduğunda da durum her zaman farklı değil.
Ailesi için çalışan, eşinin yükünü omuzlayan, kendi isteklerinden vazgeçen bir erkek de zamanla “nasıl olsa yapıyor” denilerek kullanılabiliyor. Çünkü mesele kadın ya da erkek olmak değil.
Mesele, fedakârlığın sınırının olmaması.
Bir insan sevdiği için fedakârlık yapabilir. Ama fedakârlık, karşılığında hiçbir şey beklememek demek değildir. En azından saygı, anlayış, değer görmek ve emeğinin fark edilmesini beklemek insan olmanın en doğal hakkıdır.
Biz ise bazen çok acımasızız.
Bir insan sürekli veriyorsa, vermeye devam etmesini bekliyoruz. Bir insan her şeye “tamam” diyorsa, onun da bir gün “hayır” diyebileceğini unutuyoruz.
Sonra o insan sınır koyduğunda şaşırıyoruz.
“Sen değiştin.”
Hayır…
Belki de o insan değişmedi.
Sadece artık kendisini tüketmek istemiyor.
İşin en acı tarafı ise fedakâr insanlara bazen “aptal” gözüyle bakılması.
“Çok iyi niyetli.”
“Nasıl hâlâ dayanıyor?”
“Ben olsam yapmam.”
Oysa fedakârlık aptallık değildir. Sevginin, vicdanın ve sorumluluk duygusunun bir sonucudur. Fakat fedakârlığın kötüye kullanılmasına izin vermek, insanın kendisine yaptığı haksızlığa dönüşebilir.
Belki de bize çocukluktan beri yanlış bir şey öğretildi:
“İyi insan her zaman verir.”
Hayır.
İyi insan verir ama kendisini yok etmez.
İyi insan sever ama kendisini sevmenin de önemli olduğunu bilir.
İyi insan affeder ama sürekli aynı yarayı açtırmaz.
Kadın da fedakâr olabilir, erkek de. Ama bir ilişkide fedakârlık tek taraflıysa orada artık sevgi değil, dengesizlik vardır.
Bir taraf sürekli veriyor, diğer taraf sürekli alıyorsa bunun adı ortaklık değildir.
Evlilikte de, arkadaşlıkta da, aile içinde de, aşkta da…
Fedakârlık paylaşılmalıdır.
Çünkü sevgi, bir insanın omzuna bütün yükü bırakıp diğerinin sadece seyretmesi değildir.
Bir gün kadın yorulur.
Bir gün erkek yorulur.
Bir gün anne yorulur.
Bir gün baba yorulur.
Bir gün arkadaş yorulur.
Ve insanın “Artık benim de canım acıyor” demesi, onun kötü olduğu anlamına gelmez.
Belki de yıllarca sustuğu için artık kendi sesini duymaya başlamıştır.
“İnsanların geninde var” deyip geçiyoruz bazı şeylerin üzerinden.
Hayır.
İnsanın geninde kullanmak yok.
İnsanın geninde değersizleştirmek yok.
İnsanın geninde başkasının emeğini hiçe saymak yok.
Bunları çoğu zaman biz öğreniyoruz.
Ve yine biz değiştirebiliriz.
Bir insanın fedakârlığını gördüğümüzde onu daha fazla yükün altına sokmak yerine, “Sen de biraz dinlen” diyebilmeliyiz.
Bir kadın yıllarca ailesi için mücadele ettiyse ona “Zaten kadınsın” demek yerine, “Senin de hayallerin var” diyebilmeliyiz.
Bir erkek ailesi için kendinden vazgeçtiyse ona “Erkek adam dayanır” demek yerine, “Sen de yorulabilirsin” diyebilmeliyiz.
Çünkü hepimiz insanız.
Ve insanın en büyük yanılgılarından biri, kendisine verilen değeri başkasına verdiği kadar çok vermemesidir.
Fedakârlık güzel şeydir.
Ama kendini yok ederek yapılan fedakârlık, bir süre sonra sevgi olmaktan çıkar; sessiz bir çığlığa dönüşür.
Belki de artık birbirimize şu soruyu sormalıyız:
“Sen benim için ne yaptın?” demeden önce,
“Ben senin yaptıklarının ne kadarını gördüm?”
Ve belki de en önemlisi:
Fedakâr insanı aptal yerine koymak yerine, onun değerini bilmeyi öğrenmeliyiz.
Çünkü bazı insanlar hayatımızdan gittikten sonra onların ne kadar büyük bir yük taşıdığını anlarız.
Ama o zaman çoğu zaman çok geç olur.
Fedakârlık karşılıksız olabilir; fakat değer görmek karşılıksız bir lüks değildir.