DİYARBAKIR VALİLİĞİNE VE EMNİYET TEŞKİLATINA SORUYORUZ !

DİYARBAKIR VALİLİĞİNE VE EMNİYET TEŞKİLATINA SORUYORUZ !

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ağustos 15, 2026 - 10:09

Diyarbakır’ın Sur ilçesine bağlı Büyükakadı Mahallesi’nde 4 yaşındaki bir çocuğun bir kedi tarafından ısırıldığı ve sonrasında sağlık durumunun ağırlaştığı yönündeki haber, elbette hepimizi üzmüş ve endişelendirmiştir. Öncelikle küçük çocuğumuza acil şifalar, ailesine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Ancak böyle hassas bir olayın yalnızca ilk haber başlıkları üzerinden değerlendirilmesi doğru değildir. Çocuğun kesin teşhisinin ne olduğu, kuduz tanısının laboratuvar tarafından doğrulanıp doğrulanmadığı, eğer kuduz söz konusuysa bulaş kaynağının gerçekten bu kedi olup olmadığı ve bölgede başka risk unsurlarının bulunup bulunmadığı bilimsel ve resmî verilerle ortaya konulmalıdır. Çünkü insan sağlığını doğrudan ilgilendiren bir olayda kamuoyunun ihtiyacı korku değil, doğru bilgidir.

Burada özellikle dikkat çekmek istediğimiz nokta ise olayın sosyal medyada ele alınış biçimidir. Gerçek bir sağlık vakasının çok kısa süre içerisinde farklı hesaplar tarafından benzer ifadelerle ve eş zamanlı biçimde paylaşılması, olayın tekil bir vakadan çıkarılarak “kediler toplum için tehdit oluşturuyor” şeklinde genişletilmesi ve bu çerçevede korku, panik ve hayvanlara yönelik tepkinin büyütülmesi tarafımızca masum bir iletişim biçimi olarak görülmemektedir. Elbette hiçbir hesabı veya kişiyi peşinen bir organizasyonun parçası olmakla suçlamıyoruz. Ancak özellikle toplumsal hassasiyetlerin çok yüksek olduğu bir dönemde aynı olayın hangi hesaplar tarafından, hangi zamanlamayla, hangi ortak söylem kalıpları kullanılarak yayıldığının incelenmesini istemek son derece meşru bir kamu güvenliği talebidir. Bir olayın gerçek olması, o olayın daha sonra belirli bir algıyı oluşturmak amacıyla manipüle edilemeyeceği anlamına gelmez.

Tam da bu noktada, olayın yaşandığı mahallede haber yapmak amacıyla bulunan bir muhabirin aracının, iddiaya göre görüntü alınmasını istemeyen bazı kişiler tarafından sıkıştırıldığı ve aracın tarlaya uçması sonucunda gazetecinin bu kişilerden şikâyetçi olduğu yönündeki haber ayrıca önem kazanmaktadır. Eğer olay bu şekilde gerçekleştiyse, bunun sıradan bir tartışma veya trafik hadisesi olarak görülmemesi gerekir. Kamuoyunu ilgilendiren bir sağlık olayını haberleştirmek amacıyla bölgeye giden bir gazetecinin aracının neden sıkıştırıldığı, kimlerin bu müdahalede bulunduğu, görüntü alınmasını neden istemedikleri ve olayın sonucunda gazetecinin can güvenliğinin tehlikeye girip girmediği açık biçimde araştırılmalıdır. Gazetecinin haber yapmasını engellemek amacıyla kasıtlı bir müdahale söz konusuysa, bu durum hem adli açıdan hem de kamuoyunun bilgi edinme hakkı bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.

 

Emniyet Teşkilatına soruyoruz:

Muhabirin aracını sıkıştırdığı iddia edilen kişiler tespit edilmiş midir? Olayın gerçekleşme biçimini gösteren kamera veya başka dijital deliller incelenmiş midir? Gazetecinin şikâyeti üzerine adli süreç başlatılmış mıdır? Aracın tarlaya uçmasına neden olan hareketin kaza mı, yoksa kasıtlı bir müdahale mi olduğu araştırılmış mıdır? Daha da önemlisi, söz konusu kişilerin görüntü alınmasına neden karşı çıktıkları konusunda herhangi bir tespit yapılmış mıdır? Eğer ortada yalnızca kişisel bir anlaşmazlık varsa bunun da açıklığa kavuşturulması gerekir; ancak gazetecinin olay yerinde görüntü almasını engellemek amacıyla fiziksel bir müdahalede bulunulduğu tespit edilirse, bunun gerekçesi ve arkasındaki motivasyon mutlaka araştırılmalıdır.

Çünkü burada birbirinden bağımsız gibi görünen iki gelişme bulunmaktadır: Bir tarafta gerçek bir sağlık olayının sosyal medyada çok hızlı biçimde yayılması ve kedilerin genel bir toplum sağlığı tehdidi olarak gösterilmesi, diğer tarafta ise olayın meydana geldiği yerde haber yapmak isteyen bir gazetecinin görüntü almasının engellendiği ve aracının sıkıştırıldığı iddiası. Bu iki gelişme arasında doğrudan bir bağlantı bulunduğunu söylemek için elimizde yeterli veri olmadığının farkındayız. Fakat tam da bu nedenle bağlantı olup olmadığının yetkili makamlar tarafından araştırılması gerektiğini düşünüyoruz. Devletin görevi yalnızca ortaya çıkan olaylara müdahale etmek değil, olaylar arasındaki muhtemel bağlantıları da gerektiğinde ortaya çıkarmaktır.

Emniyet Teşkilatına özellikle şu soruyu yöneltiyoruz:

Bu olayın sosyal medya üzerindeki eş zamanlı yayılımı ile mahallede gazetecinin görüntü almasının engellenmesi arasında herhangi bir bağlantı, koordinasyon veya ortak organizasyon emaresi var mıdır? Paylaşımların kaynağı, zamanlaması, birbirleriyle etkileşimleri ve kullandıkları ortak söylemler teknik olarak incelenmiş midir? Aynı mesajın farklı hesaplar tarafından kısa süre içerisinde yayılması doğal bir sosyal medya etkileşimi midir, yoksa koordineli bir dijital faaliyet ihtimalini düşündürecek veriler mevcut mudur? Burada amaç herhangi bir kişiyi suçlu ilan etmek değil, kamuoyunda oluşan ciddi soru işaretlerinin teknik verilerle giderilmesini sağlamaktır.

Daha geniş çerçevede ise şu ihtimalin de göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyoruz: Türkiye’de sahipsiz köpekler üzerinden uzun süredir devam eden toplumsal tartışmaların yarattığı gerilimden sonra, şimdi benzer bir toplumsal fay hattı kediler üzerinden mi oluşturulmaya çalışılıyor? Gerçek bir sağlık vakası, hayvanların tamamını hedef alan bir korku anlatısının başlangıç noktası haline mi getiriliyor? İnsanları hayvanlara karşı kışkırtan, öfke ve nefret duygularını büyüten bir dijital kampanya varsa bunun arkasında kimler bulunuyor? Bu soruların cevabını şimdiden biliyormuş gibi davranmıyoruz; araştırılmasını istiyoruz. Çünkü güvenlik anlayışı yalnızca fiziksel tehditleri değil, toplumun bilgi alanını ve toplumsal huzurunu hedef alabilecek organize manipülasyonları da dikkate almak zorundadır.

Diyarbakır Valiliğinin de bu noktada kamuoyunu açık biçimde bilgilendirmesi gerekmektedir. Çocuğun kesin sağlık durumu nedir? Kuduz tanısı kesinleşmiş midir? Tanı laboratuvar tarafından doğrulanmış mıdır? Bulaşın söz konusu kediden gerçekleştiği bilimsel olarak ortaya konulmuş mudur? Bölgede başka kuduz vakaları bulunmakta mıdır? Olay sonrasında hangi halk sağlığı ve veterinerlik tedbirleri alınmıştır? Ayrıca gazetecinin araçla ilgili yaşadığı olay Valiliğin bilgisi dahilinde midir ve bu konuda herhangi bir idari değerlendirme yapılmış mıdır? Kamuoyunun bu sorulara açık ve resmî cevaplar alması, hem yanlış bilginin yayılmasını önleyecek hem de olayın gerçek boyutunun anlaşılmasını sağlayacaktır.

Bizim yaklaşımımız son derece açıktır. Kuduz ihtimalini küçümsemiyoruz, insan sağlığını tehdit edebilecek hiçbir riski hafife almıyoruz ve sahipsiz hayvanların kontrolsüz popülasyonunun doğurabileceği sorunları da görmezden gelmiyoruz. Ancak toplum sağlığını korumanın yolu tekil bir olaydan bütün bir hayvan türünü suçlu ilan etmek değildir. Bilimsel teşhis, epidemiyolojik inceleme, aşılama, veterinerlik denetimi, kayıt sistemi, etkin popülasyon yönetimi ve vatandaşın doğru biçimde bilgilendirilmesi gerekir. Aynı şekilde bir sağlık vakasının toplumda korku ve nefret üretmek amacıyla kullanılıp kullanılmadığı da araştırılmalıdır.

Gazetecinin can güvenliğini tehlikeye atan bir müdahale gerçekleşmişse bunun da üzeri örtülmemelidir. Basın mensuplarının kamuoyunu ilgilendiren olayları takip etmesi demokratik toplum düzeninin temel unsurlarından biridir. Elbette gazetecilik faaliyeti de hukuk sınırları içinde yürütülmelidir; ancak bir gazetecinin görüntü almasını engellemek için aracının sıkıştırıldığı ve aracın tarlaya uçtuğu iddiası doğruysa, bu olayın bütün yönleriyle aydınlatılması gerekir. Bir gazetecinin can güvenliği ile kamuoyunun bilgi edinme hakkı aynı anda korunmalıdır.

Bu nedenle çağrımız herhangi bir kişi veya kurumu peşinen suçlamak değildir. Çağrımız, gerçeğin bütün yönleriyle ortaya çıkarılmasıdır. Eğer sosyal medyadaki eş zamanlı paylaşımlar tamamen doğal bir etkileşimin sonucuyorsa, inceleme bunu ortaya koyacaktır. Eğer gazetecinin aracının sıkıştırılması sıradan bir trafik olayıysa, deliller bunu gösterecektir. Ancak ortada koordineli bir dezenformasyon faaliyeti, gazetecinin haber yapmasını engellemeye yönelik kasıtlı bir müdahale veya toplumda yeni bir çatışma alanı oluşturmayı amaçlayan organize bir yapı varsa, bunun da devletimizin ilgili kurumları tarafından ortaya çıkarılması gerekir.

Bu nedenle Emniyet Teşkilatına soruyoruz: Köpekler üzerinden oluşturulmak istenen toplumsal çatışma alanlarının ardından, şimdi de kediler hedef gösterilerek benzer bir korku ve gerilim ortamı mı oluşturulmaya çalışılıyor? Gerçek bir sağlık vakası, organize hesaplar tarafından toplumsal nefret ve çatışma üretmek amacıyla araçsallaştırılıyor olabilir mi? Olay yerine giden gazetecinin görüntü almasının engellenmesiyle bu dijital yayılım arasında herhangi bir bağlantı var mı?

Bu soruların cevabını peşin hükümle değil, devletin soruşturma ve istihbarat kapasitesine güvenerek istiyoruz.

Çünkü mesele yalnızca bir çocuğun yaşadığı talihsiz olay değildir. Mesele, bu olayın toplumda nasıl bir algıya dönüştürüldüğüdür. Mesele, gerçek bir sağlık vakasının toplumsal çatışma üretmek için kullanılıp kullanılmadığıdır. Mesele, gazetecilerin sahada güvenli biçimde görev yapıp yapamadığıdır. Ve mesele, Türkiye’nin toplumsal huzurunun dijital manipülasyonlara karşı korunmasıdır.

Diyarbakır Valiliğinden olayın sağlık boyutunu, Emniyet Teşkilatından ise olayın güvenlik ve sosyal medya boyutunu bütün yönleriyle araştırmasını bekliyoruz.

Gerçek neyse ortaya konulsun.

Varsa ihmal ortaya çıkarılsın.

Varsa suç ortaya çıkarılsın.

Varsa dezenformasyon ortaya çıkarılsın.

Varsa koordinasyon deşifre edilsin.

Türkiye’nin toplumsal huzuru, hiçbir dijital operasyonun ve hiçbir organize algı faaliyetinin malzemesi yapılamaz.