Göründüğü Gibi Olmayanların Bıraktığı Enkaz
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
İnsan hayatının en büyük ihtiyaçlarından biri güvendir. İnsan, hayatın zorluklarıyla mücadele ederken sırtını yaslayabileceği samimi bir omuz, sözünün arkasında duran bir dost ve özüyle sözü bir olan insanlar arar. Çünkü hayat zaten yeterince ağırdır; geçim derdi, aile sorumlulukları, sağlık sorunları ve geleceğe dair kaygılar insanın omuzlarında büyük bir yük oluşturur. Fakat bütün bu yüklerden daha ağır olan bir şey varsa, o da güven duyduğunuz insanların aslında göründükleri kişi olmadığını fark etmektir.
Asırlar önce Mevlana'nın dile getirdiği "Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol" sözü, bugün belki de her zamankinden daha anlamlıdır. Çünkü modern çağ, insanlara kendileri olmayı değil, karşısındakinin görmek istediği kişiye dönüşmeyi öğretiyor. Sosyal medyada, iş hayatında, dostluklarda ve hatta en mahrem ilişkilerde bile birçok insan gerçek kimliğini saklayarak farklı yüzlerle karşımıza çıkıyor.
Karakterini Kiraya Verenler
Bir insanın karşısındaki kişiyi etkilemek adına kendi değerlerinden vazgeçmesi, aslında masum bir davranış değil, ciddi bir karakter erozyonudur. Sevgi, dürüstlük üzerine kurulur; aldatma üzerine değil. Bir insan, karşısındaki kişinin hoşuna gidecek sözleri söylemek için inanmadığı değerlere sarılıyor, benimsemediği fikirleri savunuyor ya da sahip olmadığı bir hayat tarzını sergiliyorsa, burada sevgiden değil çıkar ilişkisinden söz etmek gerekir.
Bugün birçok insan, kabul görmek adına adeta bir bukalemun gibi renk değiştiriyor. Ortama göre fikir değiştiren, kişilere göre inanç değiştiren, menfaatine göre duruş değiştiren insanların sayısı ne yazık ki az değil. Oysa karakter; yalnız kaldığında da aynı kişi olabilmektir. Kalabalıklara göre şekil alan kişilikler, bir süre sonra kendi öz benliklerini dahi kaybederler.
İnancın ve Değerlerin Araçsallaştırılması
En acı olan ise insanların kutsal kabul ettiği değerlerin birer araç haline getirilmesidir. İnanç, ahlak ve vicdan; kişisel çıkarların süsü değil, hayatın rehberi olmalıdır. Ancak günümüzde bazı insanlar dini kavramları, ahlaki söylemleri ve manevi değerleri samimiyetle yaşamak için değil, güven kazanmak için kullanıyor.
Diline sürekli erdem, ahlak ve maneviyatı dolayan ancak hayatının her alanında bunun tam tersini yaşayan kişiler, yalnızca kendi tutarsızlıklarını sergilemiyor; aynı zamanda çevresindeki insanların inançlarına da zarar veriyor. Çünkü samimi insanlar, söylenen sözlere inanıyor; kurulan cümlelerin arkasında bir karakter bulunduğunu düşünüyor. Fakat maskeler düştüğünde geriye büyük bir hayal kırıklığı kalıyor.
Bu hayal kırıklığının faturası yalnızca kandırılan kişiye çıkmıyor. İnsanlar güven duygusunu kaybediyor, iyi niyetlerini sorguluyor ve zamanla herkese şüpheyle yaklaşmaya başlıyor. Bir kişinin sahtekârlığı, bazen onlarca insanın umutlarını ve insanlara olan inancını yaralayabiliyor.
Maskeler Düştüğünde...
İlginçtir ki maskeler düştüğünde çoğu zaman özür gelmez. Aksine, suçluluk duygusunu bastırmak için yeni savunmalar üretilir.
"Ben zaten böyleydim."
"Sana saygımdan öyle davrandım."
"Bu seni ilgilendirmez."
Oysa gerçek saygı, karşındakini yanıltmamakla başlar. Bir insanı kandırarak elde edilen yakınlık, sevgi ya da güven; en başından itibaren sahte bir zemine kurulmuştur. Gerçek sadakat yalnızca bir ilişkiye değil, kişinin kendi sözüne ve özüne gösterdiği bağlılıktır.
Bugün toplumun en büyük krizlerinden biri güven krizidir. İnsanlar artık söylenen sözlere değil, davranışlara bakıyor. Çünkü çok fazla maske gördüler, çok fazla sahte vaat dinlediler, çok fazla hayal kırıklığı yaşadılar.
Erdemin Adı Netliktir...
Aslında mesele çok basittir. İnsan kusursuz olmak zorunda değildir. Hepimiz hata yapabiliriz, eksiklerimiz olabilir, yanlış kararlar verebiliriz. Ancak dürüst olmak bir tercih meselesidir.
Erdem, kusursuz görünmekte değil; olduğun kişi olabilmektedir.
"Ben buyum" diyebilmek, sahte kimlikler üretmekten daha değerlidir. Çünkü dürüst bir yanlış, sahte bir doğrudan daha az zarar verir. İnsanları yaralayan şey çoğu zaman gerçekler değil, gerçeğin saklanmasıdır.
Toplumun her rüzgâra göre yön değiştiren fırıldak ruhlara değil; sözüyle özü, inancıyla yaşantısı, ilkeleriyle davranışları arasında tutarlılık bulunan insanlara ihtiyacı var. Çünkü güven ancak böyle inşa edilir, dostluk ancak böyle kalıcı olur ve insanlık ancak böyle ayakta kalır.
Namus da, ahlak da, samimiyet de yalnızca bir cinsiyetin ya da bir grubun sorumluluğu değildir. Bunlar insan olmanın temel şartlarıdır.
Göründüğü gibi yaşayan, yaşadığı gibi görünen o az sayıdaki insanlara selam olsun. Çünkü bu çağın en büyük erdemi dürüstlük, en büyük cesareti ise maskesiz yaşayabilmektir.