Hakem Eğitimcisi Yabancı, Hoca Yabancı... Sırada Federasyon Başkanı mı Var?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
(Türk futbolunun en büyük sorunu yabancı eksikliği değil, kendi değerlerine duyduğu güvensizliktir.)
Türk futbolunda yeni bir dönem başladığı söyleniyor. Ancak yıllardır çözemediğimiz en büyük sorunumuz yine karşımızda duruyor: Kendimize güvenmemek.
Ne zaman işler yolunda gitmese çözümü kendi insanımızda değil, yabancıda arıyoruz. Eleştirmeye gelince herkes futbol profesörü kesiliyor. Herkes hakemden, teknik direktörden, futbolcudan, federasyondan şikâyet ediyor. Fakat sorumluluk alma zamanı geldiğinde kimse kendi insanına güvenmiyor.
Bugün dünyaya nasıl bir mesaj veriyoruz biliyor musunuz?
"Biz futbolda yetersiz bir ülkeyiz. Hakemimize güvenmeyiz. Teknik direktörümüze güvenmeyiz. Futbolcumuza güvenmeyiz. Siz gelin, bize futbolu siz öğretin."
Bundan daha ağır bir özgüven kaybı olabilir mi?
Montella Öğretiyor, Taylor Yönetiyor… Peki Türkler Ne Yapıyor?
Milli takımımızı yabancı bir teknik direktör yönetiyor. Hakemlerimize güvenmediğimiz için kritik maçlara yabancı hakem getiriyoruz. Hakem eğitiminde bile yabancı federasyonlardan destek arıyoruz. Kadın futboluna baktığınızda ise birçok takımın omurgasını yabancı futbolcular oluşturuyor.
Sorun yabancıların kötü olması değil.
Sorun, kendi insanımıza inanmamamızdır.
Bugün İngiltere'den Anthony Taylor'ı getiriyoruz. Milli takımımızı yabancı teknik adam yönetiyor. Yarın ne olacak?
Oldu olacak Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığına da yabancı bir başkan getirelim.
Çünkü ortaya çıkan tablo tam olarak bunu söylüyor.
Oysa futbol yalnızca taktik değildir. Futbol aynı zamanda bir kimliktir, kültürdür, aidiyettir. Kendi insanına güvenmeyen bir futbol ekosistemi, uzun vadede başarı değil yalnızca günü kurtarmaya çalışır.
Yıllardır altyapıdan bahsediyoruz.
Yıllardır eğitimden bahsediyoruz.
Yıllardır hakem gelişiminden söz ediyoruz.
Peki sonuç?
En kritik anda yine yabancıya sarılıyoruz.
O zaman şu soruyu sormak zorundayız:
Madem bütün çözümleri yabancıda arayacağız, yıllardır yetiştirdiğimiz teknik adamlar, hakemler, antrenörler ve futbol eğitim sistemi ne işe yarıyor?
Elbette yabancı futbolcu gelir, yabancı teknik adam çalışır, uluslararası bilgi paylaşımı olur. Futbol evrensel bir oyundur. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak bu, kendi değerlerini ikinci plana atmak anlamına gelmemelidir.
Bugün Süper Lig'de birçok takımın ilk 11'ine baktığınızda Türk futbolcusunu bulmakta zorlanıyoruz. Kulübede yabancı teknik adam, sahada yabancı futbolcu, kritik maçta yabancı hakem...
Bu tablo bize başarıdan önce başka bir gerçeği anlatıyor:
Biz kendi kendimize yetebileceğimize inanmıyoruz.
Oysa güçlü futbol ülkeleri önce kendi insanına yatırım yapar, sonra dünyaya açılır.
Biz ise dünyadan ders almak uğruna kendi değerlerimizi değersizleştiriyoruz.
Türk futbolunun asıl ihtiyacı daha fazla yabancı değil; daha fazla güven, daha fazla liyakat, daha fazla eğitim ve en önemlisi kendi insanına duyulan inançtır.
Çünkü bir ülke, kendi hakemine güvenmiyorsa adaletini; kendi teknik adamına güvenmiyorsa bilgisini; kendi futbolcusuna güvenmiyorsa geleceğini sorgulamak zorundadır.
Unutmayalım...
Yabancıdan alınan bilgi gelişim sağlar. Ama yabancıya duyulan mecburiyet, özgüven eksikliğinin en açık göstergesidir.
Esen Kalın Sporla Kalın...