Havalar ısınmaya başladığında Türkiye’de artık neredeyse değişmeyen bir endişe var: Bu yaz ormanlarda ne yaşayacağız?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
20 Eylül’e geldik. Yaklaşık altı aydır yangını, dumanı, uçakları, helikopterleri, arazözleri, tahliyeleri konuşuyoruz. Şimdi dönüp bu sezonun fotoğrafına baktığımızda ilginç bir tabloyla karşılaşıyoruz.
2026, Türkiye’nin son yıllardaki en ağır yangın yılı olmadı. Hatta yanan orman alanı bakımından geçen yıla kıyasla çok daha iyi bir yıl geçiriyoruz. Fakat rakamların biraz içine girince başka bir gerçek ortaya çıkıyor:
Yangın tehlikesi azalmadı. Türkiye bu yıl yangınları büyümeden yakalama ve bastırma konusunda daha başarılı oldu.
Aradaki fark önemli.
Aslında hazırlıklar daha nisan ayında başlamıştı. 27 Nisan’da yangına hassas 30 ilin valileriyle yapılan koordinasyon toplantısında sezon planlaması masaya yatırıldı. 2026 için 28 uçak, 119 helikopter, 14 insansız hava aracı; karada 1.953 arazöz, 2.766 ilk müdahale aracı ve 878 iş makinesi planlandı. Yangınla doğrudan mücadele eden personel sayısı da 25 binden 28 bine çıkarıldı. 138 bini aşkın gönüllü de sistemin destek unsuru haline getirildi.
Mayıs ayında Fethiye’de çıkan yangın, yaz gelmeden ilk ciddi uyarılardan biriydi. Ardından haziranla birlikte sıcaklık yükseldi, nem düştü ve bildiğimiz o kritik dönem başladı. Uzmanların “30-30-30” diye tarif ettiği; sıcaklığın 30 derecenin üzerine, nemin yüzde 30’un altına indiği ve rüzgârın saatte 30 kilometreyi geçtiği şartlarda yangının davranışı saatler değil bazen dakikalar içinde değişebiliyor.
Temmuz geldiğinde Türkiye gerçek sınavına girdi.
15 Temmuz’da Manisa Akhisar’da başlayan yangına 9 uçak, 12 helikopter, 50 arazöz ve yüzlerce personel sevk edildi. Aynı gün İzmir Buca ve Çorum Laçin’de de yangın vardı. Birkaç gün sonra Fethiye’de alevler rüzgârla İnlice Mahallesi’ne kadar ilerledi ve bazı evler boşaltıldı.
Fakat sezonun en çarpıcı birkaç günü 29 Temmuz ile 2 Ağustos arasında yaşandı.
Sadece beş günde Türkiye genelinde 371 yangına müdahale edildi. Bunların 145’i orman yangını, 226’sı ise orman dışı alan yangınıydı.
Hava araçları bu beş günlük dönemde 2.083 saat uçtu, 7.749 sorti yaptı ve yangın alanlarına 23 bin tondan fazla su bıraktı.
Bence 2026’nın en önemli rakamlarından biri budur.
Çünkü bize başka bir şey anlatıyor:
Ormanı yalnızca ormanın içinden çıkan ateş tehdit etmiyor.
Anız yanıyor, tarla yanıyor, bahçe yanıyor, yol kenarı yanıyor, kırsal alandaki kuru ot yanıyor; rüzgâr geliyor ve birkaç dakika sonra olay “orman yangınına” dönüşüyor. Orman Genel Müdürlüğü de özellikle tarla, anız, bahçe ve kırsal alan yangınlarının rüzgârla ormana sıçramasının büyük risk oluşturduğunu açıkça söylüyor.
30 Temmuz’da Mersin Aydıncık’ta çıkan yangında 80 hane tedbir amacıyla boşaltıldı, 145 kişi güvenli bölgelere taşındı.
Aydın’ın Çine ilçesinde yangın büyüdüğünde dört mahallede hayvanlar dahi tahliye edildi. Muğla, Antalya, Aydın, Balıkesir ve Mersin’de temmuz sonu-ağustos başındaki yangınların ardından yapılan hasar tespitinde 92 bağımsız bölümün ağır hasarlı veya yıkık olduğu, bunların 58’inin konut olduğu açıklandı.
Yani “kaç hektar yandı?” sorusu tek başına yangının bilançosunu anlatmaya yetmiyor.
Yangın bazen ormanı yakmadan bir köyü tehdit ediyor. Bazen hayvanları tahliye ettiriyor. Bazen yolları kapatıyor. Bazen yüzlerce insanı evinden çıkarıyor. Bazen de orman işçisini, itfaiyeciyi, jandarmayı, AFAD personelini ve köylüyü aynı ateş hattında buluşturuyor.
Ağustos boyunca da yangınlar bitmedi.
Marmaris’te karadan ulaşımın bulunmadığı Yalancıboğaz bölgesindeki yangına 217 personel, 7 uçak ve 16 helikopterle müdahale edildi; arazöz ve iş makinelerinin bölgeye ulaştırılabilmesi için Deniz Kuvvetlerinin çıkarma gemilerinden bile yararlanıldı.
28 Ağustos’ta yalnızca Muğla ve ilçelerinde aynı gün beş ayrı orman yangını çıktı. Fethiye’de yangının yerleşim alanlarına yaklaşması üzerine bir huzurevi tahliye edildi.
Ayın sonunda bu defa Çanakkale Bayramiç’te alevler yükseldi. Yiğitler köyündeki yangına 9 uçak, 10 helikopter, 21 arazöz, iş makineleri ve yaklaşık 200 personelle müdahale edildi.
Sonra eylül geldi.
Normalde insanların zihninde yaz biter, yangın tehlikesi de biter.
Artık öyle değil.
Orman Genel Müdürlüğünün rakamlarına göre 1-8 Eylül arasındaki yalnızca sekiz günde 146 orman, 260 orman dışı olmak üzere 406 yangın meydana geldi.
Bu sayı tek başına bile bize yangın sezonunun takvim yapraklarıyla sona ermediğini anlatıyor.
15 Eylül’de uzmanların yaptığı değerlendirmede de bu yıl yağışların ve toprak neminin geçen yıllara göre daha olumlu seyrettiği, bunun Türkiye’nin genel yangın tablosunu rahatlattığı; ancak sıcaklık, düşük nem ve kuvvetli rüzgârın bir araya geldiği günlerde riskin hâlâ çok yüksek olduğu vurgulandı.
Peki bütün bunlara rağmen 2026’yı farklı kılan ne?
Rakam burada gerçekten dikkat çekici.
FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Ayşegül Selışık’ın OGM verilerine dayanarak 20 Ağustos’ta aktardığı rakamlara göre 2025 yılında Türkiye’de 3.224 orman yangınında 81.473 hektar orman alanı zarar gördü. 2026’da ise o tarihe kadarki tabloda 1.038 yangında yaklaşık 1.962 hektar alan zarar görmüştü.
Elbette 20 Eylül itibarıyla sezon henüz kapanmış değil ve ağustos-eylül yangınlarının nihai ülke geneli yanan alan bilançosunun ayrıca konsolide edilmesi gerekiyor. Fakat aradaki fark o kadar büyük ki bir şeyi teslim etmek gerekiyor:
2026’da erken tespit ve hızlı müdahale sistemi ciddi sonuç verdi.
5 Ağustos itibarıyla hava araçları yıl içerisinde 8.975 saat uçmuş ve yangınlara 55 bin tondan fazla su bırakmıştı. Aynı tarihte sahada yaklaşık 28 bin personel, binlerce kara aracı ve 141 bini aşan gönüllü bulunuyordu.
Uçak önemlidir.
Helikopter önemlidir.
İHA önemlidir.
Ama bütün yazı yalnızca gökyüzüne bakarak anlatırsak sahadaki gerçeğin yarısını kaçırırız.
O uçağın bıraktığı suyun ardından alevin içine giren insan var.
Arazözle gece boyunca dağın içinde kalan insan var.
Elinde hortumla, kazmayla, tırmıkla kilometrelerce yürüyen insan var.
Bir yangın söndüğünde televizyondaki görüntü biter; orman işçisinin işi bitmez. Sıcak noktaları bulur, yeniden tutuşmayı önler, sabaha kadar nöbet tutar, sonra başka bir yangına gönderilir.
2026 yangın sezonunun bir başka önemli tarafı da adli takip oldu.
6 Eylül itibarıyla 1 Haziran’dan sonra 27 ilde meydana gelen 103 orman yangını hakkında soruşturma yürütülüyordu. 70 şüpheli tespit edilmiş, 16 kişi tutuklanmış, 32 kişi hakkında adli kontrol uygulanmıştı.
Burada bir yanlış anlaşılmayı da düzeltelim.
Her yangını “birileri ormanı yaktı” diyerek kundaklamaya bağlamak doğru değil.
Fakat “yangınların tamamını sıcaklar çıkarıyor” demek de doğru değil.
Resmî hazırlık çalışmalarında kullanılan verilere göre orman yangınlarının yaklaşık yüzde 91’i doğrudan veya dolaylı biçimde insan faaliyetleriyle bağlantılı. Bunun içinde kasıt da var, ihmal de var, dikkatsizlik de var.
Asıl üzerinde durmamız gereken yer burası.
Çünkü sıcaklığı düşüremeyiz.
Rüzgârı durduramayız.
Nemi istediğimiz seviyeye çıkaramayız.
Ama anızı yakmayabiliriz.
Ormana izmarit atmayabiliriz.
Kuru otların arasında kaynak yapmayabiliriz.
Biçerdöverin, tarım makinesinin çıkarabileceği kıvılcıma karşı tedbir alabiliriz.
Piknik ateşini söndürmeden bölgeden ayrılmayabiliriz.
Ve duman gördüğümüzde “birisi aramıştır” demeden 112’yi arayabiliriz.
Altı aylık tabloya baktığımda benim gördüğüm şu:
Türkiye 2026’da yangınla mücadele kapasitesi bakımından önemli bir mesafe aldı. Binlerce yangının çok büyük felaketlere dönüşmeden söndürülmesi tesadüfle açıklanamaz. Teknoloji, hava gücü, kara gücü, erken tespit ve en önemlisi sahadaki insan emeğinin bunda ciddi payı var.
Ama başarı bizi rehavete sürüklememeli.
Çünkü mesele kaç uçağımız olduğundan önce kaç yangının hiç çıkmadığıdır.
Yangın çıktıktan sonra 10 uçak kaldırmak güçtür.
O yangının hiç çıkmamasını sağlamak ise akıldır.
20 Eylül’deyiz.
Sonbahar geldi.
Ama yangın sezonu henüz bitmedi.
Belki de bu altı ayın bize bıraktığı en önemli ders budur:
Alevi söndürmeyi öğrendik. Şimdi yangının sebebini azaltmayı öğrenmek zorundayız.