İsimler Değişiyor, Oyun Aynı mı?

İsimler Değişiyor, Oyun Aynı mı?

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Eylül 20, 2026 - 10:46

Birleşmiş Milletler’in Lübnan’daki UNIFIL gücünün çekilmesi tartışılırken, Ortadoğu’da şu soru yeniden soruluyor: Uluslararası barış güçleri gerçekten barışı mı koruyor, yoksa krizlerin yönetildiği uzun bir satranç tahtasının parçaları mı oluyor?

Bu soru yeni değil.

1990’ların başında Bosna’da da benzer bir tablo yaşandı. O günlerde adı UNIFIL değil, UNPROFOR’du. Görevi sivilleri korumak, çatışmaları durdurmak ve güvenliği sağlamaktı. Fakat tarihin hafızasına kazınan görüntüler hâlâ ortada duruyor: Kuşatma altındaki şehirler, korunamayan güvenli bölgeler ve özellikle Srebrenitsa. UNPROFOR’un performansı bugün hâlâ Birleşmiş Milletler barış operasyonlarının en ağır tartışma başlıklarından biri.

Bugün Lübnan’a bakıldığında farklı isimler, farklı aktörler ve farklı coğrafyalar var. Ancak sorulan soru değişmiyor:

Bir uluslararası güç çekildiğinde geride ne bırakıyor?

UNIFIL yaklaşık yarım asırdır Lübnan’ın güneyinde görev yapıyor. 2026 sonunda başlayacak çekilme sürecinin ardından bölgede güvenlik ve yönetim boşluğu oluşabileceği konusunda ciddi endişeler var. Paris’te de UNIFIL sonrasına yönelik alternatif uluslararası güvenlik modelleri tartışılıyor.

Ve işte tam burada Lübnan’ın mezhepsel yapısı meselenin içine giriyor.

Çünkü Lübnan sıradan bir Ortadoğu ülkesi değil. Devlet sistemi tarihsel olarak mezhepsel güç paylaşımı üzerine kurulmuş durumda. Cumhurbaşkanlığı Maruni Hristiyanlara, başbakanlık Sünni Müslümanlara, meclis başkanlığı ise Şii Müslümanlara ayrılmış durumda; parlamentodaki sandalyeler de Hristiyanlar ile Müslümanlar arasında eşit dağıtılıyor.

Şimdi düşünelim.

UNIFIL çekiliyor.

Güney Lübnan'da boşluk oluşuyor.

Devlet otoritesi zayıflıyor.

Ve bu boşluğu kimin, hangi siyasi ve askeri yapıların dolduracağı tartışılmaya başlanıyor.

İşte burada çok daha rahatsız edici bir ihtimali de masaya koymak gerekiyor:

Lübnan’ın geleceğinde mezhepsel mühendislik yapılabilir mi?

Yani mesele yalnızca güvenlik boşluğunun doldurulması olmayabilir. Daha büyük bir projenin parçası olarak, Lübnan'ın Hristiyan karakterini öne çıkaran; Müslüman nüfusun siyasal, demografik veya coğrafi ağırlığını azaltan bir düzen kurulması ihtimali tartışılabilir.

Bunun gerçekleşeceğini söylemek için bugün elimizde yeterli kanıt yok.

Ama Ortadoğu siyasetinde demografinin hiçbir zaman yalnızca demografi olmadığını da biliyoruz.

İnsanların nerede yaşayacağı, kimin hangi bölgeyi kontrol edeceği, hangi grubun güvenlik gerekçesiyle yer değiştireceği ve kimin geri dönmesine izin verileceği, bazen haritaların yeniden çizilmesinden bile daha etkili sonuçlar doğurur.

Üstelik Birleşmiş Milletler'in kendi Lübnan raporlarında bile yerinden edilmeler, kaynak rekabeti, siyasi-kültürel-dini bölünmeler, dışlanma ve günah keçisi ilan etme gibi risklerin arttığı belirtiliyor.

Bu nedenle şu soruyu sormak komplo kurmak değildir:

UNIFIL sonrası Lübnan nasıl bir Lübnan olacak?

Hristiyanların güvenliğini koruyan çoğulcu bir Lübnan mı?

Müslümanların siyasal ağırlığını azaltan yeni bir mezhepsel denge mi?

Yoksa bütün bu hesapların dışında, kendi egemenliğini güçlendiren gerçek anlamda bağımsız bir Lübnan mı?

Asıl tehlike burada.

Çünkü “Hristiyan Lübnan'ı koruyoruz” söylemi ile “Lübnan'ı Müslümanlardan temizliyoruz” politikası arasında, yalnızca birkaç yanlış karar mesafesi vardır.

Birincisi güvenlik politikasıdır.

İkincisi ise etnik veya mezhepsel mühendislik.

Aradaki çizgi aşılırsa bunun adı artık barış gücü olmaz.

Demografik savaş olur.

Bosna bize bunun ne kadar tehlikeli olabileceğini gösterdi. Afganistan ise başka bir şeyi gösterdi: Dışarıdan kurulan güvenlik mimarileri, yerel siyasi düzeni kalıcı biçimde çözmediğinde, çekilme anı bütün sistemin gerçek kapasitesini ortaya çıkarır.

Taliban’ın ortaya çıkışını yalnızca tek bir dış aktörün “yarattığı” şeklinde açıklamak tarihsel olarak fazla basit olur; örgütün yükselişinde Afganistan’ın iç savaşı, Pakistan, Sovyet işgali sonrası oluşan yapı, mücahit ağları ve bölgesel aktörler dahil çok sayıda faktör vardı.

Ama sonuç değişmedi:

Boşluk kaldı. Birileri o boşluğu doldurdu.

Lübnan için de asıl mesele budur.

UNIFIL gider.

Birileri gelir.

Bayrak değişir.

Misyonun adı değişir.

Gerekçe değişir.

Ama eğer Lübnan kendi devlet kapasitesini kuramazsa, ülkenin geleceğini yine başkalarının güvenlik planları belirler.

Ve Ortadoğu'da başkalarının çizdiği güvenlik planlarının bedelini, çoğu zaman haritayı çizenler değil, o haritanın üzerinde yaşayan insanlar öder.