Kamu Diplomatı Kime Denir ?

Kamu Diplomatı Kime Denir ?

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Eylül 19, 2026 - 19:21

Devletlerin gücü artık yalnızca ordularının büyüklüğüyle, ekonomilerinin hacmiyle veya diplomasi masalarında sahip oldukları ağırlıkla ölçülmüyor. 21. yüzyılın dünyasında bir ülkenin kendisini anlatabilme kabiliyeti, en az sahip olduğu maddi güç kadar önemli.

Çünkü artık yalnızca ne yaptığınız değil, dünyanın sizi nasıl gördüğü de stratejik bir mesele.

Tam da bu noktada kamu diplomasisi kavramı, klasik diplomasi anlayışının çok ötesine geçen bir önem kazanıyor.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran'ın göreve geldiği dönem içerisinde kamu diplomasisini stratejik iletişimle birlikte ele alan yaklaşımın daha görünür hâle gelmesini bu açıdan ayrıca kıymetli buluyorum.

Nitekim 2. İletişim Şûrası'nın sonuç bildirgesinde kültürel, sportif, bilimsel ve insani faaliyetlerin çok dilli anlatı stratejileriyle ele alınması gerektiğine yapılan vurgu, meselenin yalnızca basın açıklamalarından veya diplomatik mesajlardan ibaret olmadığını açıkça ortaya koyuyor.

Burada önemli bir ayrıntı var.

Kamu diplomasisi, devleti anlatmak değildir sadece; ülkeyi yaşatmaktır.

Bir ülkenin tarihini, insanını, kültürünü, acısını, başarılarını, şehirlerini, sanatını, bilimini ve gündelik hayatını başka toplumların hafızasına yerleştirebilmektir.

Bu nedenle Türkiye'nin kamu diplomasisi kapasitesinin geliştirilmesi yönündeki çalışmaları ve özellikle iletişim meselesini stratejik bir devlet politikası olarak ele alan yaklaşımı takdir etmek gerekir.

Sayın Burhanettin Duran'ı da bu perspektifi daha görünür ve kurumsal bir zemine taşıma çabasından dolayı tebrik etmek gerekir.

Ancak burada bence önümüzde çok daha büyük bir fırsat bulunuyor.

Bu doktrinin artık ekranlara taşınmasının zamanı geldi.

Üstelik sıradan bir televizyon dizisiyle değil.

Türkiye'nin kamu diplomasisi anlayışını, tarihini, kültürel mirasını, jeopolitik konumunu ve dünyaya bakışını dramatik bir hikâye içerisinde anlatabilecek, uluslararası izleyiciye hitap edecek, çok dilli ve yüksek prodüksiyonlu bir “kamu diplomasisi dizisi” neden yapılmasın?

Bugün dünyanın en etkili ülkeleri yalnızca diplomatik belgelerle değil, hikâyelerle de konuşuyor.

Bir dizi karakteri, bazen bir diplomattan daha fazla insana Türkiye'yi anlatabilir.

Bir İstanbul sokağı, bir Kapadokya manzarası, Diyarbakır'ın tarihî dokusu, Anadolu'nun kadim medeniyetleri, Türkiye'nin insani yardım faaliyetleri veya kriz bölgelerinde yürüttüğü diplomatik girişimler; doğru yazılmış bir senaryonun içerisinde milyonlarca insanın hafızasına girebilir.

Üstelik bunu propaganda diliyle yapmak zorunda da değiliz.

Tam tersine, iyi hikâye propaganda yapmaz; merak uyandırır.

Kamu diplomasisinin geleceği belki de tam burada yatıyor.

İletişim Başkanlığı'nın son dönemde stratejik iletişim, kamu diplomasisi, kültürel diplomasi ve uluslararası anlatı kapasitesine verdiği önem, böyle bir yapım için kurumsal bir zemin oluşturabilir. Başkanlığın kendi vizyon metninde de Türkiye markasının güçlendirilmesi, küresel ölçekte etkili bir söylem kurulması ve kültürel diplomasi alanında daha etkin olunması hedefleri açıkça ifade ediliyor.

Şimdi sıra bunun güçlü bir hikâyeye dönüştürülmesinde.

Belki Türkiye'nin farklı şehirlerinden geçen bir diplomat...

Belki krizlerin ortasında Türkiye'nin insani yardım politikalarını takip eden genç bir gazeteci...

Belki Anadolu'nun binlerce yıllık kültürel mirasını dünyaya taşıyan bir arkeolog...

Belki de farklı ülkelerden insanların Türkiye'de kesişen hayatları...

Bunların hepsi yalnızca bir televizyon dizisinin konusu değil, aynı zamanda Türkiye'nin dünyaya kendisini anlatabileceği yeni bir iletişim kanalı olabilir.

Burhanettin Duran döneminde kamu diplomasisinin stratejik iletişim anlayışı içerisinde daha güçlü biçimde ele alınmasını bu nedenle önemli buluyorum.

Kendisini ve emeği geçen iletişim kadrolarını bu yaklaşım dolayısıyla tebrik etmek gerekir.

Fakat bundan sonraki aşama daha iddialı olmalı.

Kamu diplomasisi yalnızca kürsülerde konuşulmamalı; karakterlere, hikâyelere ve sahnelere dönüşmeli.

Çünkü dünyanın hafızasında çoğu zaman bildiriler değil, hikâyeler kalıyor.

Türkiye'nin de anlatacak çok büyük hikâyeleri var.

Şimdi mesele, onları dünyaya hangi dille ve hangi hikâye anlatıcılığıyla aktaracağımızdır.