Türkiye’de televizyon tarihinin en çok konuşulan, üzerine sosyolojik tezler yazılan yapımı şüphesiz ki Kurtlar Vadisi.
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Yıllarca "Bu bir hayal ürünüdür" ibaresinin arkasına sığınarak ülkenin en karanlık dehlizlerini, mafya-siyaset-istihbarat üçgenini ekrana taşıyan dizi, bugünlerde yeniden ve çok daha çarpıcı bir gerekçeyle gündemde: Senaristlerin adliye koridorlarında verdikleri ifadeler.
Geçtiğimiz günlerde eski MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmada "bilgi sahibi" sıfatıyla ifade veren Vadi'nin senaristleri, ekrandaki olay örgülerinin tamamen "doğal akışında ilerleyen bir metin" ve "tesadüf" olduğunu savundular. Peki, Türkiye gibi yarın sabah ne olacağını kestirmenin imkansız olduğu bir ülkede, onlarca siyasi suikast, operasyon ve en nihayetinde 15 Temmuz darbe girişimi gibi kırılma noktaları gerçekten sadece "iyi birer öngörü" müydü? Yoksa bu senaryolar, kamuoyunu manipüle etmek ya da olacakları önceden fısıldamak için açılmış birer koridor muydu?
"Kurtlar Vadisi Darbe"den "Vatan"a Uzanan Çelişki
Dizinin darbe girişimiyle olan ilişkisi aslında 15 Temmuz gecesinden çok daha önce, adeta bir "ön sezi" gibi başlamıştı. Hatırlayalım; yapımcı şirket darbe girişiminden kısa bir süre önce "Kurtlar Vadisi Darbe" ismi için patent başvurusunda bulunmuştu. Bu durum, darbe sonrasında büyük bir tartışma dalgası yaratmış, nihayetinde sinema filminin adı Kurtlar Vadisi Vatan olarak değiştirilerek 2017'de vizyona sokulmuştu.
Bir senaryo grubunun, ülkenin en kanlı ve en gizli yürütülen cuntacı kalkışmasını adıyla sanıyla öngörüp üzerine proje inşa etmesi, "Zamanın ruhunu iyi okuduk" denilerek geçiştirilebilecek bir durum değildir. Medya dünyasında hiçbir büyük bütçeli yapım, arkasında sağlam bir istihbari veya siyasi analiz (veya duyum) olmadan bu denli keskin virajları dönemez.
Gerçek Hayat, Ekrandan Önce mi Akıyor?
Vadi'nin alametifarikası, karakterlerinin gerçek hayattaki karşılıklarıydı. Yeşil’den Cem Ersever’e, Hiram Abas’tan Abdullah Çatlı’ya kadar yakın tarihin tüm aktörleri birer maskeyle karşımıza çıktı. Ancak Kaşif Kozinoğlu olayında görüldüğü gibi; gerçek hayatta Kurtlar Vadisi hakkında rapor hazırlayan bir istihbaratçının, çok kısa süre sonra dizide "Kâşifoğlu" adıyla hain ilan edilmesi ve karakterin ölüm sahnelerinin gerçek ölümden hemen önce ekrana gelmesi, senaryo odasının sınırlarını aşan bir durumdur.
Burada iki ihtimal belirmektedir:
Güçlü Bir Analiz Yeteneği: Senaristlerin Ankara kulislerini, uluslararası dengeleri ve devlet içindeki klikleşmeleri çok iyi okuyan devasa bir bilgi ağı vardı.
Kurgu Süsü Verilmiş Operasyonlar: Dizi, devlet içindeki belirli yapıların (özellikle o dönem sızmış olan FETÖ gibi yapıların) kendi ajandalarını topluma dayatmak, vatansever figürleri itibarsızlaştırmak veya gelecekteki hamlelerine zemin hazırlamak için kullandığı bir algı yönetimi aracıydı.
İki Kişinin Bildiği Sır Değildir, Ama...
Senaristler adliyede "Kasıt yok, tesadüf" diyerek hukuki olarak kendilerini savunabilirler. Ancak toplumsal hafıza bu kadar saf değil. Dizinin ünlü mottosu olan "İki kişinin bildiği sır değildir" sözü, bu kez dizinin kendi mutfağı için geçerli.
Kurtlar Vadisi, Türkiye'nin bir döneminin röntgenini çekmiştir; evet. Ancak darbe girişimi ve arkasındaki derin ilişkiler ağını düşündüğümüzde, bu yapımın sadece bir "aksiyon dizisi" olmadığını, aksine Türkiye'nin üzerine oynanan küresel oyunların hem bir yansıması hem de kimi zaman bir parçası olduğunu kabul etmek gerekir.
Adliye kapılarında biten bu senaryo serüveni, bize ekranda izlediğimiz kurtların aslında göründüğünden çok daha yakınımızda olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Türkiye'de hiçbir şey sadece "kurgu" kalmıyor; kurgulanan ne varsa, er ya da geç gerçeğin duvarına çarpıyor