TÜRKİYE NEDEN KALKINMIYOR… NEDEN BAZI ŞEYLER GİZLENİYOR?

TÜRKİYE NEDEN KALKINMIYOR… NEDEN BAZI ŞEYLER GİZLENİYOR?

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Eylül 18, 2026 - 22:27

Türkiye’de her şey dobra dobra ortaya konsa meseleler anlaşılır.

Haziran 2017-Haziran 2018 arasındaki son 12 ayda dört kişilik bir aile, açlık sınırında yaşayabilmek için 19.222 TL harcamak zorundaydı.

Haziran 2025-Haziran 2026 arasındaki son 12 ayda ise dört kişilik bir aile, açlık sınırında yaşayabilmek için 371.781 TL harcamak zorunda kaldı.

Şimdi basit ama çok basit bir hesap yapalım:

Zorunlu gıda harcaması son 8 yılda 19 bin 222 TL’den 371 bin 781 TL’ye, yani 19,3 katına yükseliyor. Aynı dönemde kişi başına düşen GSYH, 40.130 TL’den 761.723 TL’ye, yani 19 katına çıkıyor.

8 yıl önce kişi başına düşen ulusal gelir, bir ailenin zorunlu gıda harcamasının 2,09 katı düzeyindeydi. Şimdi bu oran 2,05’e geriledi.

Açlık sınırına göre refah artışı, son 8 yılda koca bir SIFIR.

Oysa dolar bazında kişi başına düşen gelirimiz bu dönemde 10.336 dolardan 17.764 dolara çıkmış durumda. Hatta toplam GSYH, dolar bazında yüzde 90 artarken sabit fiyatlarla da yüzde 39 artış göstermiş görünüyor.

Şimdi bu nasıl oluyor?

Türk-İş’in açıkladığı “Açlık Sınırı” verilerine göre son 8 yılda neredeyse SIFIR büyüme varken TÜİK’in açıkladığı reel ve dolar bazındaki gelir artışı ciddi boyutlara ulaşıyor.

Yine tek cümleyle söyleyelim: Son 8 yılda gıdaya göre refah artışımız hiç olmadı. Bu açıdan bakıldığında gösterilen büyümelerin tamamı şişme büyümesi.

Gelin, bu hesabı bir de asgari ücret üzerinden yapalım: Haziran 2017-Haziran 2018 döneminde 12 aylık gıda harcaması, açlık sınırına göre 4.969 dolar iken aynı dönemde asgari ücret geliri 4.663 dolardı. Bu demektir ki asgari ücretlinin yıllık geliri, açlık sınırının yüzde 6,56 altındaydı.

Haziran 2025-Haziran 2026 dönemindeki son 12 ayda açlık sınırı harcaması 8.615 dolara çıkıyor. Oysa aynı dönemde asgari ücretlinin geliri 6.976 dolar ediyor. Bu durumda asgari ücretlinin geliri, açlık sınırının yüzde 23,50 altında kalıyor.

Açlık sınırını belirleyen gıda fiyatları dolar bazında yüzde 73,4 artarken asgari ücretteki artış yüzde 49,6’da kalıyor.

Asgari ücretli, 2017-2018 dönemine göre bu yıl 12 ayda 1.110 dolar kaybetmiş oldu. Bir başka hesapla asgari ücretli her ay yaklaşık 4.500 lira daha düşük maaş alıyor.

SİYASİ OPERASYONLARIN FAİZ MALİYETİ

Son 12 ayda Hazine nakit dengesine göre kamu, 2 trilyon 536 milyar lira faiz ödedi. Faiz ödemesi geçen yılın aynı döneminde 1 trilyon 801 milyar liraydı.

İşin bir başka boyutu daha var. Son 8 yılda gelir dağılımı daha da bozuldu. En zengin yüzde 5, payını 3,5 puan artırdı. Bunun anlamı şudur: Alt gelir grupları zaten gıda ağırlıklı harcama yapıyor ve bu kesimlerin refahı daha da geriliyor.

Son 12 aylık faiz ödemesinin Hazine gelirlerine oranı yüzde 16 oldu. Bu oran Ağustos 2025’te yüzde 15,6 seviyesindeydi. Ağustos 2024’te ise yüzde 12 düzeyindeydi.

Bu demektir ki Hazine gelirlerine oranla faiz ödemesi 2024’teki düzeyinde kalsaydı faiz ödememiz 1 trilyon 909 milyar lira olacaktı. Böylece 626 milyar lira fazladan faiz ödedik.

Neden?

Mart 2025’e kadar dengeli seyreden bir faiz piyasamız vardı. Enflasyon düşmeye başlamış, faizler de enflasyona paralel olarak düşüyordu.

Sonra siyasi operasyonlar başladı.

19 Mart 2025’te 16 milyonluk şehrin seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu hapse atıldı.

Yüzde 56,2 olan kredi faizleri yüzde 63,2’ye fırladı. Kısa vadeli tahvil faizleri yüzde 38’lerden yüzde 51’lere çıktı.

Yani piyasadaki faizler, enflasyondan bağımsız bir sıçrama yaşadı.

Reel ekonomi, adeta enflasyonu fonlamanın yanında siyasetin yarattığı ekstra riskleri de fonlamak zorunda kaldı.

Bugün kamu kesimi yılda 600 milyar lira ekstra faiz öderken özel kesimin ödediği ekstra faiz ise 1,4 trilyon lirayı aşmış oldu.

Kısacası Türkiye olarak siyasi operasyonlardan dolayı yılda 2 trilyon lira civarında yeni bir faiz yükü üstlenmiş olduk.

Ekonomiyi yönetenler halka doğruları aktarmalıdır.