Mekke Sözleşmesinin Avantaj ve Dezavantajları

Mekke Sözleşmesinin Avantaj ve Dezavantajları

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Eylül 18, 2026 - 22:40

Mekke Sözleşmenin avantajları olabildiği gibi ciddi dezavantajları da olabilir.

Mekke Sözleşmesi’nin taraf ülkeler açısından en önemli avantajlarından biri caydırıcılıktır. Çünkü bir ülkeye saldırmak, karşısında üç ülkenin ortak savunma gücünü bulma ihtimalini doğuracak; bu da saldırgan açısından savaşın askerî, siyasi ve ekonomisi bakımından caydırıcı olabilir.

İkinci önemli avantaj ise, Türkiye'nin savunma teknolojisi, Pakistan'ın askerî tecrübesi, nükleer gücü ve Suudi Arabistan'ın finansal kaynakları bir araya getirildiğinde üretim, teknoloji geliştirme ve savunma projeleri açısından önemli bir potansiyel oluşturmaktadır.

Üçüncü önemli avantaj ise, bölgesel güvenliğin sağlanmasına yönelik inisiyatif oluşturulmasıdır. Ortadoğu'nun güvenliğinin Washington, Moskova veya Pekin gibi küresel güçlerin politikaları doğrultusunda şekillenmesi yerine, bölge ülkelerinin kendi güvenlik mekanizmalarını oluşturmaları, bölgesel aktörlerin güvenlik konusunda daha fazla sorumluluk ve inisiyatif üstlenmesine imkân sağlayabilir.

Türkiye önemli bir itibar kazanarak bölgenin oyun kurucu devletlerinden biri haline gelmesi açısından dördüncü avantaj, Türkiye'nin stratejik ağırlığının artmasıdır.

Bölgesel savunma gücü olarak dizayn edilecek yapı, bölge ülkelerinin katılımıyla güçlendikçe beşinci avantaj ise enerji ve ticaret güvenliğini sağlamasıdır.

Enerji güvenliği ve küresel ticaret yönünden hem körfez ülkeleri için hem de Kızıldeniz ve küresel deniz ticaret yollarının güvenliği sağlandığı takdirde Avrupa ve Asya ekonomileri için de büyük bir işlev görecektir.

Avantajların yanında büyük dezavantajları olan bir süreci de bünyesinde barındırmaktadır.

En önemli risklerden bir tanesi Arap ülkeleri ile sorun yaşayan İran ve yanında yer alan Şii hareketler ile bir savaşın ortaya çıkmasıdır.

Bu günlerde Hussi’lerin Suudi Arabistan’a saldırısı savaş endişesini ciddi manada ortaya koymuştur. Türkiye ve Pakistan’ın Suudi Arabistan'ı savunmak amacıyla Hussi’lere savaş açması neticesinde savaşın seyrinin ne olacağı, nerede duracağı, kimleri içine çekeceği ve kimin işine yarayacağı hususunda ciddi endişeler oluşturmaktadır.

En önemli risklerden biri de Pakistan-Hindistan rekabetinin Mekke Sözleşmesi’nin diğer taraf ülkelerini de içine alan bir çatışmaya dönüşme ihtimalidir. Hindistan ile Pakistan arasında yaşanabilecek olası bir savaşta Türkiye ve Suudi Arabistan’ın Pakistan’a destek vermesi, başlangıçta iki ülke arasındaki bölgesel bir anlaşmazlığın zamanla daha geniş bir çatışmaya dönüşmesine ve dini kimliklerin de çatışmanın parçası hâline gelmesine yol açabilir.

Bir diğer durum; İsrail’in Gazze’ye uyguladığı soykırım, Lübnan’a, Suriye’ye, saldırıları sonucunda Türkiye ve İsrail arasında bir savaş riskinin olması. Bir çatışma durumunda Suudi Arabistan ve Pakistan ABD’ye rağmen Türkiye’nin yanında yer alıp alamayacağı mevzusu.

Beşinci ve belki de en önemli risk ise, anlaşmanın yaptırım gücünün oluşmaması, fiili durum oluştuğunda tarafların siyasi söylemlere sığınmasıdır. Bu durum devletlerin ciddiyetini ve güvenilirliğini sarsabilir. Bir savunma anlaşmasını imzalamak, ortak bir irade ortaya koymak açısından önemli olmakla birlikte, bu iradenin gerçek bir savunma mekanizmasına dönüşmesi çok daha zor bir süreç oluşturabilir.

Burada akla takılan: Bu üç ülke gerçekten ortak bir savunma mekanizması kurabilecek midir, yoksa anlaşma daha çok siyasi ve diplomatik bir dayanışma belgesi olarak mı kalacak sorusudur?

Türkiye Savaşa Hazır mı?

Yemen kaynaklı bir Hussi saldırısı Suudi Arabistan'ı doğrudan savaşın içine çekerse, diğer iki ülkenin sorumluluğu ne olacaktır? Diplomatik destek yeterli sayılacak mıdır, yoksa askerî müdahale gündeme mi gelecektir? Eğer askerî müdahale söz konusu olursa, Türkiye'nin bölgedeki başka aktörlerle ilişkileri nasıl etkilenecektir?

Özellikle İran, Rusya ve Çin gibi bölgesel ve küresel aktörlerle ilişkiler açısından ortaya çıkabilecek sonuçlar bölgeyi ve Türkiye’yi nasıl etkileyecek? İsrail karşısında güç kaybeden İslam ülkelerinin geleceği ne olacak? Bu durum İsrail ve ABD’nin işine yaramayacak mıdır? Devletlerin gücü azaldıkça hem ekonomik sonuçlar hem de iç karışıklıkların yaşanma ihtimali önem arz etmektedir.

Sonuçta mesele yalnızca asker göndermek değildir. Savaşın ekonomik maliyeti, enerji fiyatları, dış ticaret, savunma harcamaları, bütçe dengesi ve diplomatik ilişkiler de bu kararın parçası olmak zorundadır.

Bu noktada Türkiye ve Pakistan gibi ekonomisi kırılgan olan ülkelerin uzun süreli bir savaş ekonomisini taşıyıp taşıyamayacağı da ayrıca akıllara takılmaktadır.

Bunu iyi irdelemek gerekir.