KAAN KORA’DAN ÖTESİ: PSİKİYATRİDE ETİK VAR
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Kaan Kora hakkında çok yazdım.
Ondan yola çıkarak psikiyatrinin bazı yönlerini ve bazı psikiyatristlerin yaklaşımlarını da oldukça sert biçimde eleştirdim. Mesleki sınırları, hasta-hekim arasındaki güç ilişkisini, aktarımı, bağımlılığı, otoriteyi ve etik sorumluluğu sorguladım.
Eleştirilerimin arkasında dururken bir ayrımı da özellikle yapmak istiyorum:
Ben bütün psikiyatristleri ve psikiyatriyi aynı kefeye koymuyorum.
Çünkü eleştirmek adalet gerektiriyorsa, hakkını teslim etmek de gerektirir.
Mesleki sınırlarını ve etik sorumluluğunu önemseyen psikiyatristler var. Bunu yalnızca teorik olarak bilmiyorum; bizzat karşılaştım.
Prof. Dr. Servet Ebrinç…
Uzm. Dr. İsak Pardo…
Bugün tedavimi sürdüren psikiyatristim…
Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde karşılaştığım ve isimlerini burada tek tek saymadığım bazı psikiyatristler…
Bu insanları kusursuz ilan etmiyorum. Zaten etik hekimlik kusursuzluk değildir.
Ben başka bir şeyden söz ediyorum:
Hekim olduğunu unutmadan insan kalabilmekten.
Karşısındaki insanın psikiyatrik tanısını onun bütün kimliğine dönüştürmemekten.
Dinlemekten.
Açıklamaktan.
Sorulardan rahatsız olmamaktan.
Gerektiğinde açıkça sınır koymaktan.
Hastanın zihnindeki belirsizliği büyütmek yerine azaltmaktan.
Ve belki de en önemlisi, hastanın kendisine duyduğu güveni kişisel bir güç alanı olarak değil, ağır bir mesleki sorumluluk olarak görmekten.
Bir psikiyatristin başarısının ölçüsü hastasının kendisine ne kadar bağlandığı olmamalıdır.
Tam tersine, hasta kendi hayatının öznesi olarak ne kadar güçlenebiliyor; asıl mesele budur.
Çünkü ruh sağlığı alanında güç çoğu zaman sessizdir.
Bir cümle umut yaratabilir.
Bir belirsizlik aylarca düşündürebilir.
Bir sınırın çizilmemesi bambaşka anlamlara gelebilir.
Hekimin sıradan gördüğü bir davranış, karşısındaki insanın dünyasında çok büyük bir yer kaplayabilir.
Bu nedenle psikiyatride etik yalnızca yönetmeliklerde duran maddeler değildir.
Etik bazen bir cümlenin nerede kurulacağını bilmektir.
Bazen kurulmayacak cümleyi bilmektir.
Bazen yaklaşmaktır.
Bazen de geri çekilmeyi bilmektir.
Kaan Kora hakkında olumlu düşünen insanların bulunduğunu da biliyorum. Onu olumlu değerlendiren veya kendisinden yarar gördüğünü söyleyen insanlar olabilir.
Onların deneyimlerini yok saymıyorum.
Ancak bir kişinin olumlu deneyimi başka bir kişinin yaşadığı olumsuz deneyimi kendiliğinden ortadan kaldırmadığı gibi, benim eleştirilerim de başkalarının olumlu deneyimlerini hükümsüz kılmaz.
Zaten mesele bir insanı bütünüyle “iyi” veya “kötü” ilan etmek olmamalı.
Davranışı tartışmalıyız.
Mesleki sınırı tartışmalıyız.
Gücü tartışmalıyız.
Hasta-hekim ilişkisindeki sorumluluğu tartışmalıyız.
Tam da bu nedenle doğru bulduğum örnekleri de saklamıyorum.
Servet Ebrinç’i anıyorum.
İsak Pardo’yu anıyorum.
Bugünkü psikiyatristimin yaklaşımını önemsiyorum.
Erenköy’de karşılaştığım ve mesleki yaklaşımıyla bende olumlu iz bırakan psikiyatristlerin hakkını teslim ediyorum.
Çünkü psikiyatri eleştirisinin inandırıcılığı biraz da buradan geçer:
Doğru uygulamayla sorunlu uygulamayı birbirinden ayırabilmekten.
Her psikiyatristi kutsamak ne kadar yanlışsa her psikiyatristi aynı kefeye koymak da o kadar yanlıştır.
Yıllar içerisinde psikiyatrinin farklı yüzleriyle karşılaştım.
Bir odadan kafanızda yüzlerce soruyla çıkabilirsiniz.
Başka bir odadan ise yalnızca şu duyguyla:
“Beni dinledi ve ne yaptığını bana anlattı.”
Bazen hekimlik tam olarak burada başlar.
Gösterişli cümlelerde değil.
Unvanlarda değil.
Kongre kürsülerinde hiç değil.
Kapı kapandığında, hekimle hasta baş başa kaldığında.
Çünkü orada seyirci yoktur.
Alkış yoktur.
Kamera yoktur.
Sadece mesleki gücü elinde bulunduran bir hekim ile ona güvenen bir insan vardır.
Etiğin gerçek sınavı da tam oradadır.
Etik sınırlarını koruyan psikiyatristlerin varlığı benim eleştirilerimi zayıflatmıyor.
Tam tersine, çok daha önemli bir gerçeği ortaya koyuyor:
Başka türlüsü mümkün.
İnsanı tanısından önce gören bir psikiyatri mümkün.
Otoritesini hissettirmek yerine sorumluluğunu taşıyan bir psikiyatri mümkün.
Hastayı kendisine bağlamak yerine güçlendiren bir psikiyatri mümkün.
Mesleki sınırlarını korurken insanlığını kaybetmeyen bir psikiyatri mümkün.
O halde artık psikiyatride yalnızca yanlışları konuşmayalım.
Doğrunun standardını da yükseltelim.
Hastanın soru sormasını sorun değil, hak kabul edelim.
Mesleki sınırı hekimin tercihine bırakılan bir incelik değil, hasta güvenliğinin vazgeçilmez şartı sayalım.
Unvanı, şöhreti, kurumu ya da akademik gücü kimseyi sorgulanamaz hale getirmesin.
Ve etik davranan hekimleri de sessiz bırakmayalım; çünkü onların varlığı bize neyin mümkün olduğunu gösteriyor.
Psikiyatri insana zihninden ulaşır. O yüzden taşıdığı güç sıradan değildir, sorumluluğu da sıradan olamaz.
Yanlışı kim yaparsa yapsın sorgulayalım.
Doğruyu kim yaparsa yapsın teslim edelim.
Ama en önemlisi, ruh sağlığı hizmetlerinde tek bir ölçüden asla vazgeçmeyelim:
İnsanın zihnine dokunan herkes, önce o insanın onuruna, iradesine ve sınırlarına dokunmamayı öğrenmek zorundadır.