İsrail’in Saldırganlığı ve Sinsi Planları

İsrail’in Saldırganlığı ve Sinsi Planları

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Haziran 5, 2026 - 00:14

İsrail Başbakanı Netanyahu, 6 yıldır üç ayrı dosyadan (rüşvet, dolandırıcılık ve yolsuzluk) yargılanıyor. Netanyahu, 2025 yılında İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’a affedilmesi için mektup yazmıştı. Cumhurbaşkanı Herzog’un uzun süre bu mektuba sessiz kalması ve görmezlikten gelmesinin bir sebebi vardı. Yani İsrail Cumhurbaşkanı Herzog, Netanyahu’ya diyalog çağrısında bulunmasına rağmen herhangi bir yapıcı ve olumlu adım atmayışından dolayı Netanyahu’nun af istemesini umursamamıştı. Herzog ve Netanyahu arasındaki bu soğuk gerilim medyaya da yansımıştı.

İsrail’de Cumhurbaşkanı Herzog dahil birçok milletvekili, bakan, siyasetçi, akademisyen, stratejist ve gazeteci-yazar Netanyahu’dan rahatsızdı. Hatta Siyonist olmayan Yahudiler de bir o kadar rahatsızlık duyuyordu. Şu andaki Netanyahu iktidarının gitmesi için gösteriler ve protestolar yapılıyordu. Fakat aşırı Siyonist ve ırkçı Yahudilerin baskıları Netanyahu’ya güç veriyor. Bilhassa yerleşimci Siyonist Yahudilerin Filistin/Gazze halkına yapmış olduğu zulümler tüm dünya kamuoyu tarafından bilinmesine rağmen Netanyahu hükümeti politikalarını sürdürmeye devam ediyor.

İsrailli Yahudi yerleşimcilerin güvenlik güçlerinin kontrolü ve koruması altında Mescid-i Aksa’ya yönelik provokatif eylemlerde bulunmasını Türkiye’nin de içinde bulunduğu sekiz ülke; Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Endonezya, Katar, Mısır, Pakistan, Suudi Arabistan ve Ürdün dışişleri bakanları ortak bir bildiri yayınlayarak kınadı. İsrail güvenlik güçlerinin koruması altında gerçekleştirilen Mescid-i Aksa’ya yönelik girişimler, aynı zamanda Birleşmiş Milletler kararlarına yönelik bir ihlal olarak değerlendirildi.

İsrail’i kınayan sekiz ülkenin ortak bildirisinde; “Söz konusu provokatif eylemler, uluslararası hukukun, ilgili BM kararlarının ve işgal altındaki Doğu Kudüs'te bulunan kutsal mekanların tarihi ve hukuki statüsünün açık bir ihlalidir” ifadelerine yer verildi. Ayrıca bildiride, Mescid-i Aksa’nın tamamının yalnızca Müslümanlara ait bir ibadet alanı olduğu ve Ürdün Evkaf ve İslami İşler Bakanlığı’na bağlı Kudüs Vakıfları ve Mescid-i Aksa İşleri Dairesi’nin bu alanda yetkili tek yasal merci olduğu vurgulandı.

Ortak bildirinin sonunda bu tür olayların bölgedeki tansiyonu yükselttiği ve istikrarsızlığı tetiklediği uyarısı da yapıldı.

Öte yandan İsrail’in aktivistlere yönelik uygulamaları da eleştirilerin odağında yer aldı. Avrupa-Akdeniz Hakları Gözlemevi mensubu 40 aktivistin İsrail tarafından kara listeye alınması dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendirildi. Aktivistler, İsrail tarafından terörle bağlantılı olmak ve terörü desteklemekle suçlandı. İsrail Diaspora Bakanı Amichai Chikli’nin aktivistlerin İsrail’e girişinin yasaklandığını açıklaması da bu uygulamaların resmi boyutunu ortaya koydu.

Aktivistlerin bağlı olduğu Euro-Med Monitor Başkanı Ramy Abdo’nun Hamas ile bağlantılı olduğu iddia edilirken, Güney Afrika’nın İsrail aleyhine açtığı davayı yürüten hukukçulara destek vermesi de eleştiri konusu yapıldı. Yazıda ise bu tür desteklerin insan hakları perspektifinden değerlendirilmesi gerektiği savunulmaktadır.

Netanyahu, yalnızca Filistin/Gazze halkına yönelik politikalarıyla değil, İran ve Lübnan’a yönelik saldırılar nedeniyle de eleştirilmektedir. Yazıda, ABD ve bazı Avrupa ülkelerinden aldığı psikolojik, sosyolojik, teknolojik, istihbarat ve askeri desteklerin İsrail yönetimini daha agresif bir çizgiye taşıdığı ileri sürülmektedir.

Ayrıca İsrail’in Lübnan’a yönelik planları üzerinde de durulmaktadır. ABD ile İran arasında uzlaşma ve barış görüşmeleri sürerken İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını devam ettirmesinin, Ortadoğu’daki gerilimi daha da artırdığı ifade edilmektedir. Yazıya göre İsrail, Golan Tepeleri’nde uyguladığı stratejilere benzer şekilde Litani bölgesinde de bir tampon alan oluşturmayı hedeflemektedir. Bu yaklaşımın gerekçesi olarak Hizbullah’ın varlığı gösterilirken, asıl amacın Güney Lübnan üzerindeki kontrolü genişletmek olduğu öne sürülmektedir.

Yazının değerlendirmesine göre, dünyada hiçbir güç İsrail’i geri adım atmaya zorlayamamakta; Türkiye diplomatik girişimlerle, İran ise doğrudan misillemelerle karşılık vermeye çalışmaktadır. Ayrıca, İsrail’in Ortadoğu’daki askeri politikalarının bölgedeki çatışmaları sürdürmeye devam edeceği görüşü dile getirilmektedir.