KADIN HAKLARI DA NEYİN NESİ?!
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Kadınları potansiyel mağdur, kurban, haklı, aciz, çaresiz, güçsüz ve iyi; erkekleri ise potansiyel suçlu, katil, haksız, güçlü, kötü ve pis göstermenin neresi adalet, neresi eşitlik?
Baştan söyleyeyim: Kadına yönelik şiddet vardır. Kadın cinayetleri vardır. Kadınların tarih boyunca uğradığı ayrımcılık vardır. Ekonomik, sosyal, kültürel ve fiziksel şiddet vardır. Bunların hiçbirini inkâr etmiyorum. Tam tersine, bunlarla mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Fakat bir toplumsal sorunu çözmeye çalışırken başka bir adaletsizlik üretmeye başladığımız noktada durup düşünmek zorundayız.
Çünkü bir insanın kadın olması onu otomatik olarak haklı yapmadığı gibi, erkek olması da otomatik olarak haksız yapmaz.
Suçun, şiddetin, kötülüğün, manipülasyonun, istismarın, yalanın ve vicdansızlığın cinsiyeti yoktur. Mağduriyet de herhangi bir cinsiyetin tapulu malı değildir.
Her olay kendine özgüdür!
Adalet zaten tam da bunun için vardır. İnsanları kadın ve erkek diye iki kutuya ayırıp bir tarafa “muhtemel mağdur”, diğer tarafa “muhtemel fail” etiketi yapıştırmak için değil; somut olaya, davranışa, delile ve sorumluluğa bakmak için.
Yoksa mahkemelere de gerek kalmazdı. Kapının önüne iki tabela asardık:
“Kadınlar haklılar bölümüne, erkekler suçlular bölümüne.”
Dosya yok. Delil yok. Savunma yok. Yargılama yok.
Ne kadar pratik!
Bir insanın biyolojik cinsiyetinden karakter analizi çıkarabiliyorsak psikoloji bilimine de, sosyolojiye de, hukuka da büyük ölçüde veda edebiliriz zaten.
Kadın iyidir.
Erkek kötüdür.
Kadın mağdurdur.
Erkek faildir.
Kadın anlatıyorsa doğrudur.
Erkek itiraz ediyorsa kesin bir şeyler saklıyordur.
Böyle bir dünya görüşünün adına gerçekten eşitlik diyebilir miyiz?
Diyemeyiz.
Çünkü eşitlik, bir dönem ezilmiş olanı bugün dokunulmaz ilan etmek değildir. Eşitlik, geçmişte yapılan bir haksızlığın faturasını bugün aynı cinsiyetten doğmuş başka insanlara kesmek hiç değildir.
Kadınların tarih boyunca uğradıkları ayrımcılığı, şiddeti ve hak kayıplarını yok saymak ne kadar yanlışsa; kadın haklarını savunmayı her olayda kadının haklı, erkeğin haksız olduğu ezberine dönüştürmek de o kadar yanlıştır.
Birincisi kadınların yaşadığı gerçek mağduriyetleri görünmez kılar.
İkincisi erkeklerin yaşayabileceği gerçek mağduriyetleri görünmez kılar.
Üstelik bunun en büyük zararlarından biri yine gerçekten şiddete uğrayan kadınlara dokunur. Çünkü hak mücadelesi sloganlara ve otomatik kabullere indirgendikçe, gerçek mağduriyetlerin ciddiyeti de tartışmaların gürültüsü arasında kaybolmaya başlar.
Kadınların haklarını elbette koruyalım.
Kadına yönelik şiddetle mücadele edelim.
Kadınların eğitimde, çalışma hayatında, siyasette ve toplumsal yaşamın her alanında eşit fırsatlara sahip olmasını savunalım.
Ama bütün bunları yapabilmek için erkeklerden nefret etmek gerekmiyor.
Bir kadını güçlendirmek için bir erkeği şeytanlaştırmak zorunda değiliz.
Bir kadının hakkını korumak için bir erkeğin hakkını değersizleştirmek zorunda hiç değiliz.
Çünkü hak dediğimiz şey pastadan kesilen dilim değildir. Bir insana daha fazla hak verdiğimizde diğerinden eksilmesi gerekmez.
Ben ayrıca kadının sürekli “korunması gereken zavallı varlık” şeklinde sunulmasına da itiraz ediyorum.
Kadın bu kadar mı güçsüz?
Her defasında birilerinin gelip onu kurtarması mı gerekiyor?
Kadın akıl yürütemez mi?
Yanlış yapamaz mı?
Kötülük yapamaz mı?
Manipüle edemez mi?
Şiddet uygulayamaz mı?
Suç işleyemez mi?
Elbette edebilir.
Çünkü kadın da insandır.
İnsanı melekleştirdiğiniz anda aslında onu insanlıktan çıkarırsınız. Kadını sürekli masum, kırılgan, korunmaya muhtaç bir varlık olarak resmetmek ilk bakışta kadın yanlısı görünebilir; fakat biraz kazıyınca altından son derece eski bir anlayış çıkabilir:
“Kadın zayıftır.”
Ben buna da karşıyım.
Kadın güçlü olabilir.
Erkek güçsüz olabilir.
Kadın mağdur olabilir.
Erkek mağdur olabilir.
Kadın fail olabilir.
Erkek fail olabilir.
Kadın haklı olabilir.
Erkek haklı olabilir.
Hatta korkunç bir ihtimal daha söyleyeyim:
İki taraf da biraz haklı, biraz haksız olabilir!
Çünkü hayat sosyal medya sloganları kadar basit değildir.
İnsan ilişkileri hiç değildir.
Bir olay anlatıldığında ilk sorumuz “Kadın kim?” ya da “Erkek kim?” olmamalıdır.
İlk sorumuz şudur:
Ne olmuş?
Sonra:
Delil ne?
Sonra:
Kim ne yapmış?
Ve hukuk açısından en önemlisi:
Kim neden sorumlu?
İşte adalet burada başlar.
Çünkü hukuk cinsiyetlerin taraftarı değildir. En azından olmamalıdır. Hukukun tarafı insan onuru, hak, özgürlük, somut olay ve adalet olmalıdır.
Şiddetin mağduru kadınsa onun yanında dururum.
Şiddetin mağduru erkekse onun yanında da dururum.
Bir çocuk istismar ediliyorsa çocuğun yanında dururum.
Bir yaşlı kötü muamele görüyorsa onun yanında dururum.
Bir hayvana eziyet ediliyorsa onun yaşam hakkının yanında dururum.
Çünkü benim için mesele mağdurun hangi kutucuğa işaret koyduğu değil, mağduriyetin kendisidir.
Aynı şekilde failin de kadın mı erkek mi olduğuyla ilgilenmem.
Fail faildir.
Mağdur mağdurdur.
Hak haklıya aittir.
Haksızlık ise kim tarafından yapılırsa yapılsın haksızlıktır.
Belki artık hak mücadelelerinin de bir üst aşamaya geçmesi gerekiyor.
Kadın hakları.
Erkek hakları.
Çocuk hakları.
Yaşlı hakları.
Engelli hakları.
Hayvan hakları…
Elbette her grubun kendine özgü sorunları vardır ve bunların ayrıca ele alınması gerekir. Ancak bütün bu başlıkların üzerinde daha büyük bir çatı bulunmalıdır:
Hak.
Ve o hakkın merkezinde kimlikten önce yaşam, onur ve adalet bulunmalıdır.
Ben insanı cinsiyetinden önce insan olarak görmekten yanayım.
Hatta sınırı orada da bırakmıyorum.
Çünkü dünyayı yalnızca insan türüne ait bir mülk gibi görmek de bana pek adil gelmiyor. Sokakta tekmelenen köpeğin, işkence edilen kedinin, yaşam alanı yok edilen hayvanın da acısı var.
Bu nedenle “kadın hakları mı, erkek hakları mı?” tartışmasının biraz daha ötesinden sesleniyorum:
Ben insan hakları, hatta canlı hakları savunucusu olarak herkesi selamlıyorum!
Kadının hakkını savunacağım.
Erkeğin hakkını da savunacağım.
Çocuğun hakkını da.
Yaşlının hakkını da.
Hayvanın yaşam hakkını da.
Ama hiç kimse benden yalnızca kimliğine bakarak bir insanı peşinen haklı veya haksız ilan etmemi beklemesin.
Çünkü benim adalet anlayışımın gözleri bağlıysa, o bağın amacı karşısındakinin kadın mı erkek mi olduğunu görmemektir.
Terazinin bir kefesine kadınları, diğer kefesine erkekleri koymak değildir adalet.
Terazinin kefelerine iddia ile savunmayı, fiil ile delili, hak ile haksızlığı koymaktır.
Ve sonunda hangi taraf ağır basıyorsa ona göre karar vermektir.
Adaletin cinsiyeti olmaz.
Vicdanın da olmamalıdır.
Mağduriyetin hiç olmaz.
Çünkü eşitlik, bir tarafı aşağı indirip diğer tarafı yukarı çıkarmak değildir.
Eşitlik, terazinin kefelerine önce cinsiyetleri değil, gerçeği koyabilmektir.