Kedileri Hedefe Koyarak Devlete Savaş Açanlar Kim?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bilişsel Harp, Toplumsal Mühendislik ve İç Cepheye Yöneltilen Sinsi Operasyonun Analizi
Giriş: Merhamet Mefhumuna Kurulan Dijital Kumpas
Türkiye, son yıllarda toplumsal dokusunu, tarihsel birlik ruhunu ve en nihayetinde devlet-millet arasındaki köklü bağı doğrudan hedef alan son derece karmaşık, çok katmanlı ve son derece tehlikeli bir toplumsal mühendislik projesiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir kamu düzeni, çevre sağlığı veya hayvan hakları mevzuatı gibi sunulan tartışmaların ulaştığı boyut, basit bir hayvan sevgisi ya da popülasyon kontrolü meselesi olmaktan çoktan çıkmış durumdadır.
Köpeklere yönelik aylardır aralıksız biçimde sürdürülen kutuplaştırma, ötekileştirme ve nefret dalgasının hemen ardından, hedefin şimdi de bu toprakların yüzyıllardır simgesi haline gelmiş olan merhamet abidesi kedilere yöneltilmesi, asla tesadüfi bir toplumsal tepki veya münferit bir olay olarak okunamaz. Bu süreç, doğrudan doğruya toplumsal vicdanı sakatlamayı, insanları en hassas sinir uçlarından yakalayarak birbirine düşman etmeyi ve nihayetinde ülkenin iç cephesini sarsarak çökertmeyi amaçlayan kurgusal, planlı ve sistemli bir operasyondur. Sosyal mecralarda münferit olaylar bahane edilerek köpürtülen kışkırtıcı nefret söylemleri, dezenformasyon merkezlerinde sistematik biçimde üretilen sahte iddialar ve kedileri toplumsal bir tehdit veya veba gibi kodlama çabaları; uluslararası literatürde "bilişsel harp" (cognitive warfare) olarak adlandırılan modern psikolojik savaşın en somut adımlarıdır.
Toplumsal Vicdanı Sakatlama ve Kıyamet Projesi
Açıkça ve tüm çıplaklığıyla ifade etmek gerekir ki; son dönemde kedilere ve diğer sokak canlılarına yönelik şiddet vakalarının görülmemiş bir düzeyde tırmanması, masum hayvanların vahşice hedef alınması ve bu kan donduran görüntülerin sosyal medya ağlarında kışkırtıcı, canice bir dille yayılması rastlantısal bir yozlaşma değildir. Dijital platformlar üzerinden kitleler açıkça suça, öfkeye, kin tutmaya, nefrete ve doğrudan şiddete azmettirilmektedir.
Toplumun en kadim, en dokunulmamış merhamet duygularını felç etmeyi, insanı insana ve insanı doğaya karşı canileştirmeyi hedefleyen bu karanlık dinamik, adeta siyonist aklın ve küresel şer odaklarının insanlığı ve toplumsal huzuru yok etmeyi amaçlayan bir tür “kıyamet projesi” niteliğindedir. Bir toplumda merhametin yok edildiği, vicdanın tamamen kurutulduğu ve şiddetin günden güne kanıksatılarak sıradanlaştırıldığı bir atmosfer yaratıldığında, o toplum her türlü dış müdahaleye, provokasyona ve iç karışıklığa son derece açık bir hale gelir. Bugün yapılmak istenen şey tam olarak budur: Türkiye’nin binlerce yıllık vicdan, adalet ve merhamet birikimini dinamitleyerek, milletin harcını oluşturan moral değerleri tamamen yok etmektir.
Tarihsel Paralellikler: FETÖ Taktikleri ve Gezi Parkı Senaryosu
Bu sinsi ve yıkıcı yöntemler derinlemesine incelendiğinde, geçmişte de Türkiye’nin milli birliğini, toplumsal huzurunu ve kamu düzenini hedef alan FETÖ ve benzeri karanlık, vesayetçi yapıların operasyonel taktikleriyle birebir örtüştüğü ayan beyan görülmektedir. FETÖ’nün ve onun arkasındaki küresel üst aklın en temel, en klasik stratejisi; hedef seçilen toplumun en hassas olduğu fay hatlarını tespit etmek, bu hatları yapay gerilimlerle sürekli kaşımak ve toplumu kendi içinde amansızca çatışan düşman gruplara bölmektir.
İnsanları “biz” ve “onlar” diyerek saflara ayırmak, kamu kurumlarını, kolluk kuvvetlerini ve devleti hedefe koyarak kamuoyunda derin, telafisi imkansız bir güvensizlik dalgası yaymak için her türlü insani duyarlılık acımasızca araçsallaştırılmaktadır. Yakın tarihimizde yaşanan Gezi Parkı sürecinden çıkarılması gereken en büyük ders; başlangıçta son derece meşru ve masum görünen bir çevre duyarlılığının, kökleri dışarıda olan karanlık odaktaki aktörler tarafından adım adım nasıl büyük bir toplumsal krize, kaos ortamına ve devlet karşıtlığına dönüştürülebileceğidir. Bugün kediler ve sokak hayvanları üzerinden körüklenmek istenen bu kitlesel nefret ve şiddet atmosferi vakit kaybetmeksizin engellenmediği takdirde, yarın aynı yıkıcı mekanizma çocuklar, kadınlar, mukaddesat veya toplumun kenetlendiği herhangi başka bir kutsal değer üzerinden devreye sokulacaktır.
Dijital Terör ve Dezenformasyon Merkezlerinin İntisabı
Meseleyi çok daha vahim, somut ve net kılan ana unsur ise, sosyal medya mecralarında bu nefreti kesintisiz biçimde körükleyen, masum canlıları hedef göstererek şiddeti alenen teşvik eden hesapların arkasındaki karanlık ağlardır. Bu kışkırtıcı ve vahşet dolu içerikleri yayımlayan, sahte videolarla, montajlarla ve manipülatif haberlerle algı operasyonu yapan dijital odakların; aynı zamanda Sayın Cumhurbaşkanımıza, değerli eşi Sayın Emine Erdoğan’a, şanlı bayrağımıza, vatanımıza, devlete ve kamu organlarına sistemli bir şekilde saldıran hesap kümeleşmeleriyle birebir kesiştiği görülmektedir.
Milli ve dini değerleri aşağılayan, toplumsal dayanışma ruhunu zehirleyen ve insanları sokaklara çıkıp kaos yaratmaya çağıran bu yapı; münferit internet kullanıcılarından kesinlikle oluşmamaktadır. Aksine bu yapı; profesyonelce finanse edilen, belirli merkezlerden yönlendirilen organize troll ağlarından, yapay bot hesaplardan ve profesyonel dezenformasyon merkezlerinden meydana gelmektedir.
Söz konusu dijital şebekelerin operasyonel tarzı incelendiğinde, toplumsal duyarlılıkları istismar etme konusunda ne kadar uzmanlaştıkları açıkça anlaşılmaktadır:
- Bir yandan hayvanseverlik adı altında marjinal grupları devlete ve emniyet güçlerine karşı kışkırtmaktadırlar.
- Diğer yandan hayvan düşmanlığını körükleyerek sivil halkı canice eylemlere azmettirmektedirler.
- İki zıt kutbu aynı anda besleyen, her iki tarafa da nefret benzinini döken bu üst akıl, toplumun birbirini kırmasını ve devletin asayişi sağlayamadığı algısının yerleşmesini hedeflemektedir.
- Şiddeti araçsallaştırarak, hayvanlara uygulanan şiddeti normalleştirerek, ülke de öldürme eşiğini düşürerek kaos planı yapmaktadırlar.
Sonuç ve Çağrı: Bilişsel Güvenlik Milli Bir Zırhtır
Türkiye’nin zihinsel bütünlüğünü, toplumsal vicdanını ve kamu düzenini korumak, artık sadece fiziki sınırları tankla, tüfekle korumak kadar kritik ve hayati bir milli güvenlik meselesidir. Bilişsel bir harp sahasına dönüştürülen dijital mecralara, dezenformasyon ağlarına ve toplumu şiddete azmettiren trol şebekelerine karşı stratejik, kararlı ve tavizsiz adımlar atılması kaçınılmazdır. Sosyal medyada yürütülen bu geniş kapsamlı örtülü operasyonlara karşı devletin ilgili güvenlik ve istihbarat birimlerinin derhal harekete geçmesi, dijital ağların haritasını detaylıca çıkarması ve suç unsuru içeren tüm faaliyetleri hukuk önünde kararlılıkla engellemesi elzemdir.
Devletimiz; bu dijital terör şebekelerini, bunların arkasındaki küresel ve örgütsel bağlantıları ivedilikle deşifre etmeli, sokak ile sosyal medya arasındaki o kurgusal, tehlikeli gerilim hattını derhal kesmelidir. Aziz milletimiz ise sosyal mecralarda köpürtülen bu kışkırtmalara karşı sağduyusunu en üst seviyede korumalıdır. Ne hayvan sevgimizin ve merhametimizin istismar edilerek devlete düşmanlaştırılmamıza ne de vicdanımızın kiralık trollerin, küresel operasyonların ve siyonist akılların oyuncağı haline getirilmesine asla izin verilmemelidir. Türkiye Cumhuriyeti, köklü devlet geleneği, toplumsal birliği ve feraset sahibi milletinin sağduyusu ile bu kirli senaryoyu da boşa çıkaracak mutlak güce ve iradeye sahiptir.