Kısmetse Olur!

Kısmetse Olur!

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Haziran 24, 2026 - 01:43

Başta siyaset olmak üzere toplumsal hayatın birçok alanında başarı anlayışı köklü bir dönüşüm geçiriyor. İnsanları, yöneticileri veyahut kurumları değerlendirirken ne ürettiğine, hangi soruna çözüm bulduğuna veya hangi fikri somut bir sonuca dönüştürdüğüne bakılmıyor.

Bunun yerine kişinin ne kadar konuşulduğu, gündemde ne kadar kaldığı ve ne kadar dikkat çektiği, yapılan işin önüne geçiyor. Hatta öyle ki, sonuç üretmeyen bir faaliyet bile yeterince görünür olduğunda başarı hikâyesi olarak sunulabiliyor.

Oysa bu ciddi bir yanılgı… Ne var ki görünürlük, yönetme kapasitesinin kendisi değil; yalnızca vitrini.

Bu girişi neden yaptım?

Bahsettiğimiz dönüşümün en belirgin karşılık bulduğu alanların başında belediyecilik var. Belediyeler ve belediye başkanları, icraatlarıyla değil; algıyla ve popülist söylemlerle öne çıkıyor.

Bu durum size de belediyelerin kamu kurumu gibi değil de birer holding gibi yönetildiğini düşündürmüyor mu?

Öyle ki, belediye başkanları da holdinglerin patronu gibi davranıyor!

Geçen günlerde eski bir vekille sohbet ederken laf arasında belediye başkanlığının milletvekilliğinden daha cazip bir makam olduğunu söyledi.

Şaşırmadım...

Belediyecilik asil anlamından çıkarılınca cazibe makamına dönüştü.

Kuşkusuz bu dönüşümün en dikkat çekici örneklerinin başında Ankara var…

Nitekim, ABB Başkanlığı da yerel hizmetlerin yürütüldüğü ve bunların konuşulduğu bir yapıdan daha çok daha çok ulusal siyasetin üretildiği bir sahneye dönüşmüş durumda.

Gelin biz popülizm yanılgısına düşmeden performans açısından bakalım ABB’ye. Başarı ölçümüzü de hizmet ve şehir yönetimi olarak belirleyelim.

Bilindiği üzere 2019’dan bu yana Ankara’yı Sayın Mansur Yavaş yönetiyor.

Yavaş’ın en belirgin özelliği şehirle ilgili oluşan tüm olumsuzlukları geçmiş dönem yönetimlerine atfetmesi.

Ona göre altyapı eksikliklerinden ulaşım sorunlarına, yağışlarda ortaya çıkan tablodan yıllardır yenilenmeyen sistemlere kadar birçok konuda sorumluluk geçmiş dönemlere ait.

Peki, geçen yedi yılda Ankara için kalıcı hangi yatırımlar üretildi?

Derin bir sessizlik…

Örneğin altyapı konusunda ne değişti? Drenaj sistemlerinde ne ilerleme sağlandı? Toplu ulaşım ağları ne ölçüde genişledi?

Örneğin, 58 kilometre metro vaadiyle yola çıkan Yavaş, geride kalan dönemde kaç metre metro yaptı?

Mesela Ankara’nın ciddi bir altyapı sorunu var. Şehre küçük bir yağmur düştüğünde yollar felç oluyor, trafik kilitleniyor, alt geçitler su altında kalıyor, kanalizasyonlar taşıyor.

Bu konuda neden ilerleme sağlanmıyor?

Yine derin bir sessizlik…

Göstermelik işlere, makyaja ve sanatsal değeri tartışmalı popülist konserlere milyonlar aktarılırken, belediye kaynakları Ankaralıların temel ihtiyaçlarına yönlendirilmiyor.

Hiç mi değişmeyen şeyler yok diye haklı olarak sorabilirsiniz.

Elbette var. En büyük değişim Ankara’nın konuşulma biçiminde…

Örneğin, ABB makamı her türlü siyasi tartışmalar ve gündem oluşturan polemiklerle görünür de bir yer tutuyor.

ABB Başkanı partisi içindeki siyasi pazarlıklar üzerinden kamuoyunun gündemine taşınıyor.

Bakın, yeni metro hatları, güçlü ulaşım projeleri ya da altyapı hamleleriyle değil, ulusal siyasetteki pozisyonu ile gündeme geliyor!

Oysa Kızılay’a bir baksalar, Bahçelievler’de bir yürüyüş yapsalar, Ulus’ta birkaç tur atsalar…

Hiç yoksa kent estetiğinin nasıl bozulduğunu az görseler...

Hiç yoksa Ankara’nın tarihî dokusunun önemli bölümlerinin reklam tabelalarının, görüntü kirliliğinin ve plansızlığın arasında kaybolduğunu anlasalar.

Olur mu hiç öyle şey!

Ankaralılar sabah işine ne kadar sürede ulaşacağını, durakta beklediği otobüsün ne zaman geleceğini, tıka basa dolu araçlarda kaç durak ayakta gideceğini düşünedursun...

Ayrıca şehrin insanları ile ABB arasındaki güven bağı da zayıflamış durumda.

İki seçimdir metro ve ulaşım projeleri anlatılıyor; Ankara’nın rahatlayacağı söyleniyor.

Ancak bir metre bile yeni hat inşa edilmiş değil.

Nitekim, sunulan projelere de insanlar heyecan duymuyor, inanmıyor.

Her bahtı karanın görmek için yanıp tutuştuğu Ankara'nın sokaklarında çöplerin biriktiğini, kaldırımların kırık dökük hâlde bırakıldığını, sokak lambalarının çalışmadığını, üst geçitlerin bakımsızlıktan döküldüğünü, parkların güvenlikten yoksun bırakıldığını…

Sorgulamanın zamanı gelmedi mi?

Artık “yeter” demenin ve belediye makamını kariyer değil, sorumluluk makamı olarak görmenin zamanı gelmedi mi?

Ayrıca tüm bunlara rağmen Türk siyaseti de aklını kaybetmiş gibi görünüyor.

Ankara’yı yönetmeyi beceremeyenler, şehrin temel sorunlarına dahi çözüm üretemeyenler, onlarca sorunu olan ve bu sorunlara çözüm üretilmesi gereken Cumhurbaşkanlığı makamına aday gösterilmek isteniyor.

Beyler, siz ne yaptığınızın farkında mısınız?

Şükür ki halkın hafızası kolay kolay unutmuyor.