MERHAMETİN KATİLLERİ: DERNEK TABELASININ ARDINDAKİ VAHŞET!

MERHAMETİN KATİLLERİ: DERNEK TABELASININ ARDINDAKİ VAHŞET!

cumha.com.tr, tamamen tarafsız ve bağımsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Kasım 7, 2026 - 14:03

Bir insanın ne kadar alçalabileceğini anlamak için bazen uzun uzun düşünmeye gerek yoktur. Bir köşede, dernek tabelasının arkasına saklanmış, iki savunmasız hayvanı birbirine kırdırarak bundan kazanç sağlayan insanların görüntüsüne bakmak yeterlidir. Bir tarafta can havliyle hayatta kalmaya çalışan, korkudan ve acıdan titreyen hayvanlar; diğer tarafta bu vahşeti seyrederek eğlenen, kanı para olarak gören, hayvanların çaresizliğinden kazanç sağlayan insan müsveddeleri...

Köpekleri, horozları veya başka hayvanları birbirine saldırtıp onların yaralanmasını, kan revan içinde kalmasını, hatta ölümle pençeleşmesini seyretmek nasıl bir ruh hâlinin ürünüdür? Bir canlının acısından haz almak, onun korkusunu eğlenceye dönüştürmek ve bütün bunları para kazanmanın bir yolu olarak görmek hangi ahlaki çöküşün sonucudur?

Üstelik bütün bunların bir dernek tabelasının arkasında yapılması, meselenin vahametini daha da artırmaktadır. Çünkü dernekler; toplumsal dayanışmanın, ortak değerlerin, sosyal sorumluluğun ve kamu yararına faaliyetlerin kurumsal zeminlerinden biridir. Bir tabelanın arkasına saklanmak, yapılan işi meşru hâle getirmez. Bir yapının adında dernek yazması, o yapının faaliyetlerine ahlaki veya hukuki dokunulmazlık kazandırmaz.

BİR CANLININ ACISI, BAŞKASININ EĞLENCESİ OLAMAZ!

Düşünün...

Bir hayvan, karşısındaki canlıya saldırmak için orada değildir. Çoğu zaman kaçmak, saklanmak, kendisini korumak ve hayatta kalmak ister. Fakat insanlar tarafından belirli bir alana hapsedilir, birbirine karşı kışkırtılır ve içgüdüleri istismar edilerek şiddetin parçası hâline getirilir.

Sonra insanlar toplanır.

Bahisler oynanır, paralar el değiştirir, bağırışlar yükselir. Hayvanların aldığı darbeler, açılan yaralar ve yaşadığı korku, seyirciler için heyecan unsuruna dönüştürülür. Bir canlının hayatta kalma mücadelesi, başka bir insanın kazanç kapısı hâline gelir.

İşte asıl korkutucu olan budur!

Çünkü burada yalnızca hayvana yönelik fiziksel şiddet yoktur. Aynı zamanda insanın kendi vicdanına, ahlakına ve toplumsal değerlerine karşı işlediği ağır bir suç vardır.

Şiddeti seyretmekle yetinmeyip bundan eğlence ve kazanç üreten bir zihniyet, toplumun merhamet duygusunu da zehirlemektedir.

İnsan olmak yalnızca konuşabilmek, düşünebilmek veya diğer canlılardan farklı bir zekâya sahip olmak değildir. İnsan olmak, gücünü kendisini savunamayanın üzerinde kullanmamak, acıyı anlayabilmek ve başkasının yaşam hakkına saygı gösterebilmektir.

Merhamet, güçsüzlük değildir. Aksine, gücü kontrol edebilmenin en önemli göstergelerinden biridir.

DERNEK TABELASI VAHŞETİN KALKANI OLAMAZ!

Burada özellikle üzerinde durulması gereken bir başka konu da kurumsal kimliklerin istismar edilmesidir.

Bir dernek adı kullanılarak hayvan dövüştürülüyor, bu faaliyetlerden gelir elde ediliyor veya bu organizasyonlara aracılık ediliyorsa, mesele yalnızca birkaç kişinin ahlaki sorunu olarak değerlendirilemez. Derneğin kuruluş amacı, faaliyetleri, gelir kaynakları, organizasyonun kimler tarafından düzenlendiği ve varsa bahis ilişkileri bütün yönleriyle araştırılmalıdır.

Hiç kimse bir tabelanın arkasına saklanarak kanunu, toplumsal vicdanı ve hayvanların yaşam hakkını yok sayamaz.

Türkiye’de hayvanlara yönelik kötü muamele ve hayvan dövüştürülmesi, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu kapsamında değerlendirilmesi gereken ciddi bir meseledir. Bu tür organizasyonların yalnızca görünen yüzüyle değil, arkasındaki finansal ilişkiler ve organizasyon ağıyla birlikte incelenmesi gerekir.

Burada görev, yalnızca bir görüntüyü sosyal medyada paylaşmakla sınırlı kalmamalıdır. Yetkili kurumlar, ihbarları değerlendirmeli, delilleri toplamalı, sorumluları tespit etmeli ve hukukun gereğini yerine getirmelidir.

Çünkü cezasızlık algısı, şiddeti cesaretlendirir.

Bir kez göz yumulan vahşet, yarın başka bir yerde yeniden karşımıza çıkar. Bugün bir köpeği veya horozu birbirine kırdıran zihniyet, yarın başka bir canlının yaşam hakkını hiçe saymaktan çekinmeyebilir.

ASIL MESELE, TOPLUMUN NEYE ALIŞTIRILDIĞIDIR!

Bizi asıl endişelendirmesi gereken konulardan biri de bu görüntülerin sıradanlaştırılmaya çalışılmasıdır.

Şiddetin normalleştirildiği, merhametin küçümsendiği, hayvanların acısının eğlenceye dönüştürüldüğü bir toplumsal iklimde yalnızca hayvanlar zarar görmez. İnsanlığın ortak vicdanı da yara alır.

Bir toplumun gelişmişliği yalnızca ekonomik göstergeleriyle, teknolojisiyle veya şehirlerinin büyüklüğüyle ölçülemez. O toplumun kendisini savunamayan canlılara nasıl davrandığı da medeniyet seviyesinin önemli göstergelerinden biridir.

Çünkü medeniyet, güçlü olanın güçsüzü ezebilme kapasitesi değil, güçlü olduğu hâlde güçsüzü koruyabilme iradesidir.

Hayvanları dövüştürerek para kazananların kahkahaları, aslında kendi ahlaki iflaslarının sesidir. O kahkahaların arkasında kan, korku, acı ve söndürülmüş yaşamlar vardır.

Bir insanın cebine giren para, başka bir canlının çektiği acıyla kazanılıyorsa orada ticaretten, eğlenceden veya organizasyondan söz edilemez. Orada vicdanın pazara çıkarılması vardır.

Ve artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:

Bir köpeğin parçalanmasını, bir horozun kanlar içinde yere yığılmasını izleyerek para kazanan; üstelik bütün bunları kahkahalar eşliğinde eğlenceye dönüştüren bir zihniyetten daha büyük bir ahlaki çöküş olabilir mi?

Benim cevabım açık.

Bir canlının acısından kazanç sağlayan hiçbir anlayışın, hiçbir tabelanın, hiçbir sıfatın arkasına saklanarak meşruiyet kazanmasına izin verilmemelidir.

Bu mesele hayvanseverlerin meselesi olmaktan çok daha büyüktür. Bu, insan kalabilmenin, toplumsal vicdanı koruyabilmenin ve hukukun üstünlüğünü savunabilmenin meselesidir.

Çünkü merhametin kaybolduğu yerde yalnızca hayvanlar değil, insanlık da kaybeder.

Ve unutulmamalıdır: Bir toplumun vicdanı, en savunmasız canlının gördüğü muamelede saklıdır.

BU VAHŞETE SEYİRCİ KALAMAYIZ, BU CANİLER YARGILANMALI VE AĞIR CEZALAR ALMALIDIR !

BU VAHŞETİ BİTİRMEK ORTAK SORUMLULUĞUMUZ VE BASİT BİR TRAFİK KUSURU GİBİ PARA CEZALARI İLE GEÇİŞTİRİLEMEYECEK KADAR ÖNEMLİ !