PSİKİYATRİDE AŞK

PSİKİYATRİDE AŞK

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Haziran 5, 2026 - 00:05

Psikiyatride aşk yoktur.

Aşk, ne bir tanıdır ne de bağımsız bir psikiyatrik kavramdır. DSM'de yoktur. ICD'de yoktur. Psikiyatri kitapları aşkı bir ruhsal hastalık ya da psikiyatrik olgu olarak tanımlamaz.

Ancak ilginç bir çelişki vardır.

Psikiyatride aşk yoktur ama aşk doğabilmektedir.

Hem de tam olarak insan ruhunun en kırılgan olduğu yerde.

İnsanların en mahrem düşüncelerini anlattığı yerde.

En büyük korkularını açığa çıkardığı yerde.

Anlaşılmak, görülmek ve duyulmak ihtiyacıyla başvurduğu yerde.

İşte bu nedenle psikiyatride aşk konusu yalnızca duygusal değil; etik, mesleki ve hukuki yönleriyle de tartışılması gereken bir konudur.

Bir hastanın psikiyatristine âşık olması sanıldığı kadar sıra dışı değildir.

Çünkü psikiyatrist yalnızca bir hekim değildir.

Bazen kişinin hiç kimseye anlatamadıklarını anlattığı kişidir.

Bazen en ağır travmalarına tanıklık eden kişidir.

Bazen yıllardır aradığı anlayışı temsil eden kişidir.

İnsan zihni çoğu zaman güven duyduğu, kendisini anladığını düşündüğü ve kendisine iyi geldiğine inandığı kişilere bağlanır.

Bu bağ bazen saygıdır.

Bazen hayranlıktır.

Bazen güven duygusudur.

Bazen de aşk olarak ortaya çıkar.

Bu nedenle hastanın duygu geliştirmesi tek başına şaşırtıcı değildir.

Şaşırtıcı olan, bu durumun yalnızca hastanın duyguları üzerinden tartışılmasıdır.

Çünkü bu ilişkinin diğer tarafında da bir insan vardır.

Psikiyatrist.

Psikiyatrist olmak duygulardan arınmış olmak değildir.

Psikiyatristler de etkilenebilir.

Beğenebilir.

Yakınlık hissedebilir.

Duygusal reaksiyonlar gösterebilir.

Bunu inkâr etmek gerçekçi değildir.

Ancak psikiyatri mesleğini diğer ilişkilerden ayıran nokta da tam olarak buradadır.

Çünkü burada taraflar eşit değildir.

Bir tarafta yardım arayan vardır.

Diğer tarafta yardım sunan.

Bir tarafta kırılganlık vardır.

Diğer tarafta mesleki otorite.

Bir tarafta güvenen vardır.

Diğer tarafta güvenilen.

Bu nedenle psikiyatristin sorumluluğu her zaman daha büyüktür.

Tam da bu yüzden tartışılması gereken konu aşkın ortaya çıkması değildir.

Asıl tartışılması gereken konu, aşk ortaya çıktığında ne olduğudur.

Sınırlar net midir?

Mesafeler korunmakta mıdır?

Belirsizliklere izin verilmekte midir?

Yoksa duyguların büyümesine zemin hazırlayan gri alanlar mı oluşmaktadır?

Çünkü bazı durumlarda insanlar söylenenlere değil, söylenmeyenlere bağlanırlar.

Bazen açık bir sözden çok sessizlik etkili olur.

Bazen net bir cevaptan çok belirsizlik umut yaratır.

Bazen yakınlık yaratan şey fiziksel temas değil, anlam yüklemeye açık davranışlardır.

Bu nedenle psikiyatride etik kurallar yalnızca gerçekleşmiş ilişkilere karşı değil, ilişki ihtimalinin doğurabileceği zararları önlemek için de vardır.

Bir psikiyatristin görevi hastasının kendisine bağlanmasını sağlamak değildir.

Bir psikiyatristin görevi hastasının kendi yaşamına bağlanmasını sağlamaktır.

Bir psikiyatristin görevi hayranlık yaratmak değildir.

Bir psikiyatristin görevi iyileşme sürecine eşlik etmektir.

Bir psikiyatristin görevi belirsizlik üretmek değildir.

Bir psikiyatristin görevi netlik sağlamaktır.

Belki de psikiyatride aşk konusundaki en büyük çelişki burada yatmaktadır.

Bir yandan aşkın psikiyatrik bir kavram olmadığı söylenmektedir.

Diğer yandan aşkın ortaya çıkabileceği en güçlü ilişki alanlarından biri yine psikiyatri pratiğinin içinde bulunmaktadır.

Bu nedenle mesele yalnızca aşk değildir.

Mesele güçtür.

Mesele güven ilişkisidir.

Mesele sınırdır.

Mesele sorumluluktur.

Ve belki de en önemlisi, bir insanın duygusal olarak etkilenebileceği bir ortamda bu etkinin nasıl yönetildiğidir.

Sonuç olarak psikiyatride aşk diye bir kavram olmayabilir.

Ancak psikiyatride aşkın doğamayacağını söylemek de mümkün değildir.

Tam tersine, aşkın ortaya çıkma ihtimalinin bulunduğu bir alanda hem hastayı hem de psikiyatristi koruyan etik sınırların neden var olduğunu anlamak gerekir.

Çünkü bazen mesele aşkın kendisi değildir.

Mesele, aşkın doğmasına izin veren koşullar ve o koşullar karşısında kimin hangi sorumluluğu taşıdığıdır.