PSİKİYATRİST HER ZAMAN HAKLI MIDIR?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Toplumda bazı meslekler vardır ki, onların sözleri çoğu zaman sorgulanmaz. Psikiyatri de bu alanlardan biridir. Bir tarafta tanı koyma ve değerlendirme yetkisine sahip uzman, diğer tarafta yaşadığı ruhsal sıkıntıları anlatmaya çalışan hasta vardır. Bu iki anlatım çatıştığında ise toplumun refleksi çoğunlukla bellidir: Psikiyatrist haklıdır. Peki gerçekten öyle midir?
Elbette psikiyatri önemli ve gerekli bir bilim dalıdır. Ancak hiçbir bilim insanı yanılmaz değildir. Hiçbir meslek mensubu hata yapma ihtimalinden tamamen arınmış değildir. Buna rağmen psikiyatri söz konusu olduğunda zaman zaman eleştiri ile inkâr, sorgulama ile düşmanlık birbirine karıştırılmaktadır. Oysa bir alanı sorgulamak, o alanın varlığını reddetmek değil; daha güvenli, daha etik ve daha adil hale gelmesini istemektir.
Psikiyatride en büyük sorunlardan biri güç dengesizliğidir. Hasta yaşadıklarını anlatırken, psikiyatrist bu yaşananları yorumlayan ve anlamlandıran kişidir. Ancak bazen bu yorumlama gücü, hastanın kendi gerçekliğinin önüne geçebilir. Kişi yaşadığı bir olayı anlatırken, bunun bir belirti, bir yanılsama ya da bir algı hatası olduğu söylenebilir. Böyle durumlarda hastanın sesi giderek kısılırken, uzman görüşü tek gerçek haline gelebilir.
İşte tam bu noktada görünmeyen bir risk ortaya çıkar: Hastanın haklı olma ihtimalinin unutulması. Oysa psikiyatrik tanı almış olmak, kişinin her konuda haksız olduğu anlamına gelmez. Ruhsal hastalık yaşamak, insanın yaşadığı olayları tamamen yanlış değerlendirdiğini göstermez. Bir kişi hem psikiyatrik hasta olabilir hem de yaşadığı bir olayda mağdur, haklı veya zarar gören taraf olabilir.
Daha da önemlisi, damgalama yalnızca toplumdan gelmez. Bazen bir psikiyatristin değerlendirmesi, hastanın tüm kimliğinin önüne geçebilir. Kişi artık bir birey olarak değil, taşıdığı tanı üzerinden görülmeye başlanır. Bu durum özellikle hasta ile hekim arasında bir uyuşmazlık, şikâyet veya etik tartışma ortaya çıktığında daha da tehlikeli hale gelebilir. Çünkü hastanın itirazı, eleştirisi veya yaşadığı mağduriyet, bazı durumlarda “hastalığın bir yansıması” olarak yorumlanabilir.
Burada konuşulması gereken rahatsız edici bir ihtimal de vardır: Bir meslek mensubu hata yaptığında, bu hatayı kabul etmek yerine hastanın güvenilirliğini tartışmalı hale getirmeye çalışabilir. Psikiyatri alanında bu risk diğer birçok alana göre daha yüksektir. Çünkü ortada kişinin ruhsal durumuna ilişkin bir tanı bulunmaktadır. Böyle bir durumda hasta, yalnızca yaşadığı sorunu anlatmakla kalmaz; aynı zamanda anlattıklarının gerçek olduğuna da insanları ikna etmeye çalışmak zorunda kalır. Hatta bazen kişi, uğradığını düşündüğü zararı değil, önce akıl sağlığını savunmak zorunda bırakılır.
Bu durum son derece tehlikelidir. Çünkü hata yapan kişi ile hata yaptığını iddia eden kişinin aynı zeminde değerlendirilmesini engeller. Tartışma olaylardan çıkar, kişiliğe kayar. Deliller yerine tanılar konuşmaya başlar. Böylece hakikati araştırmak yerine, konuşanı itibarsızlaştırmak daha kolay bir yöntem haline gelir.
Psikiyatri hastası olmak, güvenilmez biri olmak değildir. Bipolar bozukluk, depresyon, şizofreni veya başka bir psikiyatrik tanı; kişinin doğruyu söyleyemeyeceği, olayları değerlendiremeyeceği veya hak arayamayacağı anlamına gelmez. Buna rağmen toplumda ve zaman zaman uygulamada karşılaşılan en büyük sorunlardan biri, kişinin tanısının onun bütün sözlerinin önüne geçirilmesidir.
Oysa hasta haklarının temelinde çok basit bir ilke vardır: Psikiyatrik tanı almış bir birey de güvenilir olabilir. Doğruyu söylüyor olabilir. Haksızlığa uğramış olabilir. Eleştirilerinde haklı olabilir. Bir kişinin ruhsal hastalık geçmişi, onun sözlerini peşinen değersiz kılan bir etiket olarak kullanılamaz.
Gerçek bilim, eleştiriden korkmaz. Gerçek etik, hesap vermekten kaçmaz. Gerçek mesleki güven ise hatasızlık iddiasından değil, hata ihtimalini kabul edip denetime açık olmaktan doğar. Psikiyatri de ancak bu cesareti gösterebildiği ölçüde güçlenecektir.
Bu nedenle soru “Psikiyatrist her zaman haklı mıdır?” değildir.
Asıl soru şudur:
Psikiyatrist de hata yapabilir mi ve yaptığı hata konuşulabiliyor mu?
Bir mesleğin büyüklüğü, hiç hata yapmamasında değil; hatalarıyla yüzleşebilecek olgunluğa sahip olmasındadır.