SÖZLERİNİZ DEĞİL, HAYATINIZ SİZİ ANLATIR
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
İnsan, kendisini yazdığı cümlelerle değil; kimse görmezken yaptığı davranışlarla ele verir.
Bazı insanlara bakıyorum…
Ağzından bal damlıyor.
Öyle güzel konuşuyor ki sanırsınız dünyanın bütün doğruları onun hanesine yazılmış. Ahlaktan söz ediyor, merhametten bahsediyor, dürüstlüğü anlatıyor, vefayı savunuyor, insanlık dersi veriyor.
Bir de anlattığı insanlara bakıyorsunuz…
Sanki karşısındaki herkes kötü, yanlış, nankör, ahlaksız; kendisi ise bütün kötülüklerden azade bir ahlak abidesi…
Sonra bir de hayatına bakıyorsunuz.
Ve insanın ağzından yalnızca şu cümle çıkıyor:
“Allah ıslah etsin.”
Çünkü insanın gerçek karakteri, kendisi hakkında anlattıkları değildir.
İnsanın karakteri, başkalarına nasıl davrandığıdır.
Hele ki gücü eline geçirdiğinde…
Çıkarı ortadan kalktığında…
Kimse ona alkış tutmadığında…
Kendisinden daha başarılı, daha itibarlı, daha sevilen biri karşısına çıktığında…
İşte o zaman insanın gerçek yüzü görünmeye başlar.
Çünkü herkes iyi gününde iyi olabilir.
Asıl mesele, iyi insan olmayı kimse alkışlamazken sürdürebilmektir.
Sosyal medyanın en büyük yanılsılması ise
Bugün insanlara dair en büyük yanılgılarımızdan biri, gördüğümüz görüntüyü gerçek hayat zannetmemiz.
Sosyal medya, insanlara kendilerini yeniden tasarlama imkânı verdi.
Kendini merhametli gösterebilirsin.
Ahlaklı gösterebilirsin.
Vefalı gösterebilirsin.
Hatta hiç olmadığın kadar bilge, olgun ve vicdanlı bile görünebilirsin.
Biraz güzel cümle…
Biraz etkileyici fotoğraf…
Biraz doğru seçilmiş söz…
Biraz da yapay zekânın kusursuz biçimde kurduğu cümleler…
Ve ortaya “mükemmel insan” portresi çıkar.
Oysa hayatın kendisi başka bir şey söylüyorsa, bütün o güzel cümlelerin hiçbir kıymeti kalmaz.
Çünkü yapay zekâ size iyi insanın tarifini verebilir; fakat iyi insan olmayı sizin yerinize yaşayamaz.
Bir insan “merhamet” kelimesini yüz kez yazabilir.
Ama mesele, kendisine hiçbir faydası dokunmayacak bir insana merhamet gösterebilmektir.
“Vefa” üzerine sayfalarca yazabilir.
Ama mesele, işi düştüğünde değil; işi bittiğinde de insanın yanında kalabilmektir.
“Ahlak” diyebilir.
Ama mesele, kimse görmezken ahlaklı davranabilmektir.
İşte insanı ele veren tam olarak burasıdır.
"KARAKTER ZAFİYETİ, EN ÇOK GÜÇ ELDEYKEN GÖRÜNÜR"
Karakter zafiyeti, insanın yanlış yapması değildir yalnızca.
Hepimiz hata yapabiliriz.
Asıl karakter zafiyeti, yanlış yaptığını bile bile kendisini haklı çıkaracak bir hikâye yazmaktır.
Kendisindeki kusuru görmeyip sürekli başkasının kusurunu anlatmak…
Kendi hayatındaki yanlışları örtmek için başkasını kötülemek…
Kendisini temize çıkarmak için sürekli mağdur rolüne sığınmak…
Eleştirildiğinde öfkeye kapılmak…
Başkasının başarısını takdir etmek yerine küçümsemek…
İnsanların itibarını kendi itibarını yükseltmek için kullanmak…
Bunların tamamı karakterin verdiği küçük ama önemli işaretlerdir.
Çünkü özgüveni olan insan, başkasını küçülterek büyümeye çalışmaz.
Olgun insan, kendisine rakip gördüğü herkesle savaşmaz.
Ahlak sahibi insan, kendisini anlatmak için başkasının itibarını tüketmez.
Şerefli insan, başkasının onurunu çiğneyerek kendi onurunu yükseltemeyeceğini bilir.
Hayatta bazı insanlar vardır.
İlk tanıştığınızda çok sıcak gelirler.
İlginizi çekerler.
Sizi överler.
Yeteneklerinizi, karakterinizi, duruşunuzu anlatırlar.
Sanki yıllardır sizi tanıyorlardır.
Etrafınızdaki insanlarla yakınlaşırlar.
Güveninizi kazanırlar.
Sonra yavaş yavaş hayatınızın içine yerleşirler.
İşte bazı insanlar tam da böyledir.
Zehirli sarmaşık gibi…
Önce size tutunurlar.
Sonra sizin gücünüzden beslenirler.
Sizin çevrenizle çevre edinirler.
Sizin itibarınızdan kendilerine bir alan açarlar.
Sizin iyi niyetinizi kendi çıkarlarına dönüştürürler.
Ve bir gün siz onların gerçek yüzünü fark ettiğinizde, artık sarmaşık çoktan duvara yayılmıştır.
Fakat zehirli sarmaşığın bir özelliği vardır.
Tutunduğu yere zarar verir.
İşi bittiğinde de uzaklaşır.
Çünkü onun derdi bağ kurmak değildir.
Alan kaplamaktır.
Bazı insanlar kendi yaptıkları kötülüklerin üzerini örtebilmek için mağduriyet üretirler.
Önce insanları kırarlar.
Sonra kendilerini kırılmış gösterirler.
Önce dedikodu yaparlar.
Sonra dedikodunun mağduru olduklarını anlatırlar.
Önce bir insanı yalnızlaştırırlar.
Sonra “Beni neden yalnız bıraktılar?” diye hikâye anlatırlar.
Önce güveni bozarlar.
Sonra “İnsanlara güvenilmiyor.” derler.
Ve en ilginç tarafı…
Bunu öyle güzel anlatırlar ki bir süre sonra insan, gerçekten kimin haklı olduğunu sorgulamaya başlar.
Çünkü bazı insanlar yalanı yalnızca söylemez.
Yalanın etrafına bir hikâye kurar.
"AHİR ZAMANDA SÖZ ÇOK, ŞAHİTLİK AZ"
Belki de çağımızın en büyük problemi budur.
Herkes iyi insan olduğunu söylüyor.
Ama iyi insan olmakla ilgili sözler arttıkça, iyi insanlığın kendisi azalıyor.
Herkes adaletten bahsediyor.
Ama kendi çıkarına dokunduğunda adaleti unutuyor.
Herkes vefadan söz ediyor.
Ama işi bitenin yüzüne bakmıyor.
Herkes merhametten bahsediyor.
Ama kendisine faydası olmayan insanın derdine kulak vermiyor.
Herkes ahlaktan söz ediyor.
Ama kimse görmezken yaptıkları, söylediklerini yalanlıyor.
İşte söz ile hayat arasındaki uçurum tam da burada başlıyor.
İnsan, kendisini istediği kadar güzel anlatabilir.
Ama hayat, insanın en acımasız biyografisidir.
Orada editör yoktur.
Yapay zekâ yoktur.
Filtre yoktur.
Makyaj yoktur.
Algı yönetimi yoktur.
Sadece yaşanmışlıklar vardır.
Ve zaman geçtikçe herkes, kim olduğunu kendi davranışlarıyla ortaya koyar.
"İNSANLAR SİZİ SÖZLERİNİZLE DEĞİL, BIRAKTIĞINIZ İZLE HATIRLAR"
Bir insanın gerçek değeri kaç kişiyi etkilediğiyle değil, kaç insanın hayatına iyilik bıraktığıyla ölçülür.
Bir makamınız olabilir.
Çok tanınabilirsiniz.
Kalabalık bir çevreniz olabilir.
Sosyal medyada binlerce insan sizi takip edebilir.
Her gün yüzlerce güzel söz paylaşabilirsiniz.
Ama evinizde annenize, babanıza, evladınıza, eşinize, kardeşinize, çalışma arkadaşınıza nasıl davrandığınız; bütün o gösterişli hayatın gerçek karnesidir.
Çünkü insanın en büyük sınavı, yabancılara gösterdiği nezaket değil;
kendisine en yakın olanlara gösterdiği karakterdir.
İnsan dışarıda melek, evinde zulmeden biri ise mesele kıyafetinde değil, karakterindedir.
Sosyal medyada annelikten, aileden, sevgiden bahsedip kendi ailesine saygıyı kaybediyorsa mesele cümlelerinde değil, yaşantısındadır.
İnsanlara iyilikten söz edip kendisine faydası olmayanları küçümsüyorsa, mesele iyilik kavramını bilmemesinde değil; karakter zafiyetindedir.
"VE SONUNDA MASKELER DÜŞER"
Hayatın çok güzel bir adaleti var.
Hiçbir insan sonsuza kadar rol yapamaz.
Bir gün öfke çıkar ortaya.
Bir gün kıskançlık…
Bir gün çıkar…
Bir gün kibir…
Bir gün vefasızlık…
Bir gün gerçek niyet…
Ve insanın yıllarca çizdiği o kusursuz portrede küçücük bir çatlak oluşur.
Sonra o çatlak büyür.
Maske düşer.
Ve insan, kendi anlattığı kişi olmadığını gösterir.
İşte o zaman çevresindeki insanlar birer birer uzaklaşır.
Çünkü insanları kandırabilirsiniz ama insanların sizinle yaşadığı tecrübeyi değiştiremezsiniz.
Bir insanın sizin hakkınızda söylediği şeyler değil, sizinle yaşadığı şeyler daha güçlüdür.
Ben artık insanların ne söylediğine çok fazla bakmıyorum.
Nasıl yaşadığına bakıyorum.
Kime nasıl davrandığına…
Güçsüz gördüğü insana nasıl konuştuğuna…
Kendisinden daha başarılı birini gördüğünde yüzünün nasıl değiştiğine…
Kendisine faydası olmayan insana verdiği değere…
Arkasından konuştuğu insanın yüzüne nasıl baktığına…
Kendi ailesine nasıl davrandığına…
Ve en önemlisi, kimse görmezken nasıl bir insan olduğuna…
Çünkü insanın gerçek ahlakı, alkışların olmadığı yerde başlar.
Gerçek karakteri, çıkarının olmadığı yerde ortaya çıkar.
Gerçek merhameti, kendisine hiçbir şey kazandırmayan insana gösterdiği tavırda belli olur.
Gerçek asaleti, kendisinden aşağı gördüğü insana davranışında saklıdır.
Ve gerçek insanlık…
Kendini anlatmaya ihtiyaç duymadığında anlaşılır.
Bırakın herkes kendisini istediği gibi anlatsın.
Kimi kendisini melek ilan eder, kimi ahlak abidesi…
Kimi mağduriyetini sanat hâline getirir, kimi başkasının kusurunu meslek edinir.
Siz sadece hayatınıza bakın.
Çünkü hakikat, er ya da geç insanın yazdığı bütün senaryoları bozar.
İnsan kendisini ne kadar güzel tarif ederse etsin, karakteri onun en gerçek özgeçmişidir.
Geri kalan her şey…
Biraz vitrin, biraz kelime, biraz da algıdır.