Tamar Tanrıyar Üzerinden Verilen Mesaj
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Son günlerde Tamar Tanrıyar’a yönelik yürütülen linç kampanyasını, karalama girişimlerini ve sistemli saldırıları hayretle ve endişeyle takip ediyorum.
Tamar Hanım’ın videolarını dikkatle izledim. Korkusuzca sosyal medyada gazeteciliği yapıyor. Gündeme taşıdığı konular, verdiği haberler ve paylaştığı detaylar bazı çevreleri rahatsız ediyor olabilir. Ancak başarılı, cesur ve dik duruşunu inkâr etmek mümkün değildir.
Ne yazık ki fikirleriyle mücadele edemeyenler, onu itibarsızlaştırmaya çalışıyor. Çünkü hakaret, fikri olmayanların sığındığı en kolay yoldur.
Bir diğer dikkat çekici konu ise Sayın Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği iddiasıyla hakkında başlatılan soruşturmadır. Oysa videoları dikkatlice izlendiğinde görülecektir ki Tamar Tanrıyar, Sayın Cumhurbaşkanı’na hakaret etmiyor; tam tersine onu destekliyor ve çevresinde oluşan yalnızlıktan duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor.
Ancak mesele sadece Tamar Tanrıyar meselesi değildir.
Son dönemde birbirinden bağımsız gibi görünen ama aslında toplumu derinden yaralayan birçok olay yaşanıyor.
Başörtülü kardeşlerimize yönelik sistemli hakaretler ve sözlü saldırılar arttı.
İnançlı insanların kıyafetleri üzerinden yapılan aşağılamalar artık mide bulandırmaya başladı.
Sadece sarık ve cübbe giydiği için bir vatandaşa NATO zirvesini protesto eden kalabalığın saldırılması normal değil.
Diğer taraftan, adına LGBT’li sapkınların “Onur Yürüyüşü” denilen yürüyüş girişimleri neyin onuru!
Şüphesiz devletimizin ilgili kurumları hukukun verdiği yetki çerçevesinde üzerine düşeni yapmaktadır. Ancak bütün bu gelişmeler karşısında şu soruları sormak zorundayım:
Bu toplum neden bu kadar kutuplaştı?
İnsanları birbirine düşman hâline getiren bir güç mü var?
İnsanlar neden birbirinin yaşam tarzına, inancına ve düşüncesine tahammül edemiyor?
Neden devletini, milletini ve Cumhurbaşkanı’nı savunan insanlar bile, sanki hakaret etmiş gibi ağır ithamların hedefi oluyor?
Devlet makamı; güç gösterisi yapılacak bir koltuk değil, adaletin tecelli edeceği kutsal bir emanettir.
Bugün yaşananlara baktığımızda sadece bireylere yönelik saldırılar görmüyorum. Aynı zamanda vicdana saldırı görüyoruz. Hoşgörüye saldırı görüyoruz. Toplumsal huzura saldırı görüyoruz. İslama ve inançlı insanlara saldırıları görüyorum. En acısı da ahlaki erozyonun her geçen gün biraz daha derinleştiğini görüyoruz.
Bu ülkenin ihtiyacı adalettir, merhamet ve kardeşliktir.
Vicdandır.
Sağduyudur.
Birbirine saygıdır.
Çünkü bu toprakları ayakta tutacak olan nefret değil, hoşgörüdür.
Hakaret değil, hukuktur.
Kutuplaşma değil, ortak vicdandır.
Hiç kimsenin; bir başkasının inancını, yaşam biçimini, kıyafetini veya manevi değerlerini aşağılamaya, hakaret etmeye ve nefret söylemiyle toplumu kutuplaştırmaya hakkı yoktur.
Ben bir Müslüman yazarım.
İnancımı, ibadetimi, değerlerimi ve kimliğimi hiç kimseye aşağılatmam, aşağılatamam. İnancıma yönelen her hakaretin ve her saldırının karşısında, hukuk içinde, vakarla ve kararlılıkla durmaya devam edeceğim.
İnsanların inançlarına, kutsallarına ve yaşam tarzlarına saygı gösterildiği; adaletin, vicdanın ve hukukun hâkim olduğu bir Türkiye umuduyla…
Allah’a emanet olun. Allah’a ısmarladık, hoşça kalın.