TERÖRSÜZ TÜRKİYE: ŞİMDİ ASIL SINAV BAŞLIYOR
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Terörsüz Türkiye sloganı kulağa hoş geliyor fakat; Türkiye'nin bu alanda yol alması ve toplumsal barış yoluna taş döşemesi gerekiyor.
Türkiye, uzun yıllardan beri uğraştığı, enerjisini boşa harcadığı bir alanda yeni bir sürece ilk adımı atmış oldu.
10 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde büyük bir oy çokluğu ile, “Terörsüz Türkiye” çerçeve yasası geçti. Bu çerçeve yasa daha ilk adım sayılır. Bundan sonraki süreçte tarafların itinalı bir şekilde süreci sürdürmesi büyük önem arz etmektedir. Bu kanunla Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana sorun olarak görülen bir meselenin üzerine cesaretle giderek, çözme iradesini ortaya koymalıdır.
Tarafların tutumu hassasiyetle yürütmesi, çıkabilecek sorunları olgunlukla göğüsleyerek herhangi bir provokasyona fırsat vermemesi, sürecin selameti için çok önem arz etmektedir. Zira yanlış adımların atılması, toplumda yeni kırılmalara yol açabilecek ciddi riskleri de beraberinde getirebilir.
Bugün sorulması gereken soru “Terörsüz Türkiye” yasasından sonra Türkiye nasıl bir toplumsal mutabakat sağlayacak?
Kanunları çıkarabilmek toplumsal düzen açısından önemli ama güven ortamının sağlanması daha önemlidir.
Yüzyıllık bir sorunu çözerken olayı sadece bir örgüt bağlamında değerlendirmek, yalnızca güvenlik güçleri ile bir örgüt arasındaki mücadeleden ibaret görmek çözümü daha da zora sokabilir.
Bugüne kadar binlerce insanın hayatına mal olan, ekonomik olarak ülkeyi darboğaza sürükleyen, güven ortamını yok eden, toplumsal barışı dinamitleyen bu ayak bağı ortadan kalkarsa Türkiye güçlü bir şekilde tarih sahnesindeki yerini alabilir.
Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren toplum dinamiklerini inkâr ederek güvenlik politikalarıyla çözmeye çalıştı. Bölünme endişesi, toplumsal barışı sekteye uğratarak ülkenin yaklaşık yüz yıl kaybetmesine sebep oldu.
Eşit yurttaşlık bağlamında anayasaya yansıyan eşitlik ilkesi; uygulanan güvenlik öncelikli devlet politikalarıyla zaman zaman akamete uğradı.
Bu nedenle Türkiye'nin artık yapması gereken şey, eşit yurttaşlık bağlamında demokratik, kültürel ve ekonomik taleplerinin tamamını bir devlet iradesi olarak ortaya koymasıdır. Terörle özdeşleştirmeden toplumunun tamamının iradesi olarak amasız, fakatsız toplumsal barışı sağlamalıdır.
Türk, Kürt, Alevi, Sünni, muhafazakâr, seküler gibi kimlikler üzerinden yapılan siyaset günümüz dünyasına uymamakta, demode bir siyasi anlayış olarak orta yerde durmaktadır. Terör örgütünün tasfiyesi bu nedenle önemli bir psikolojik eşik yaratabilir.
Ülkede yaşayan vatandaşların kimliğinin güvenlik tehdidi olarak görülmediği bir Türkiye'nin kurulması, belki de silahların bırakılmasından daha büyük bir kazanım olacaktır.
Toplumsal barışın ilk şartı, insanların birbirlerinden korkmamasıdır.
Türkiye bu büyük fırsatı kaçırmamalıdır.
Fakat bazı tehlikeler de yok değil, her barış süreci gibi bu sürecin de ciddi riskleri bulunmaktadır.
En önemli risk, “terörün sona ermesi” ile “terör örgütünün siyasi mirasının normalleşmesi” arasındaki çizginin kaybedilmesidir.
Türkiye'nin yapması gereken; örgütü siyasallaştırmak değil, siyasetin alanını genişletmektir.
En büyük tehlikelerden bir diğeri ise: Toplumda “gizli pazarlık” algısının oluşmasıdır. Bundan kaçınmak ve süreci şeffaflıkla yürütmek son derece önemlidir.
Bir diğer sorun ise; terörle mücadele ederken hayatını kaybeden, yaralanan, bedel ödeyen insanların incitilmemesidir.
Bu nedenle devletin yapması gereken şey yalnızca “merak etmeyin” demek değildir.
Devlet, sürecin hukuk çerçevesini açık biçimde ortaya koymalıdır.
Sosyolojik barış güvenlik operasyonuyla kurulamaz, terör örgütü biterken terör ekosisteminin devam etmesine izin verilmemelidir.
Bu meselesinin çözümü, siyasi irade tarafından sürekli “çözülmesi gereken bir problem” olmaktan çıkarılıp, her kesim için eşit, ülkenin kurucu unsuru, doğal vatandaşları olarak görmek olmalıdır.
Bu ssorun yalnızca “demokrasi” söylemiyle de çözülemez. Çünkü Türkiye'nin önünde üç temel unsura ihtiyaç vardır
Güvenlik, hukuk ve sosyoloji.
Güvenlik olmazsa devlet otoritesi zayıflar, hukuk olmazsa adalet duygusu zedelenir, sosyolojik barış olmazsa çatışmanın kültürel hafızası yaşamaya devam eder.
Dolayısıyla yeni dönemin sloganı yalnızca “silahlar sustu” olmamalıdır.
“Birbirimize yeniden güveniyoruz” diyebileceğimiz bir toplumsal iklim oluşturulmalıdır.
Terörsüz Türkiye çerçeve yasasının ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum, umarım toplumsal birliğe, barışa hizmet eder.