TURAN’A GİDEN YOLU MEDYA ÜZERİNDEN KAPATMAK İSTEYENLER!
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Türk dünyasının geleceği, yalnızca coğrafi sınırların ötesinde kurulacak siyasi, ekonomik ve kültürel iş birlikleriyle değil; ortak iradenin, karşılıklı güvenin ve stratejik hedeflerin korunmasıyla şekillenecektir. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik ise bu büyük yürüyüşün en güçlü dayanaklarından biridir. Ne var ki bu yürüyüşün önünde yalnızca dış politik engeller, bölgesel hesaplar ve jeopolitik rekabet bulunmuyor. Bazen toplumların zihninde oluşturulmaya çalışılan algılar, kardeşlik bağlarını zayıflatmayı amaçlayan söylemler ve medya üzerinden yürütülen tartışmalar da en az siyasi engeller kadar belirleyici olabiliyor.
Azerbaycan içerisinde siyonist çizgide yayın yapan ve Türk dünyasının bütünleşmesine mesafeli bir yaklaşım sergileyen medya odakları bulunduğu yönündeki tartışmalar, bu açıdan dikkatle ele alınmalıdır. Çünkü mesele yalnızca bir medya kuruluşunun yayın politikası değildir. Mesele, Türk dünyasının geleceğine ilişkin stratejik hedeflerin toplumların zihninde nasıl karşılandığı, hangi söylemlerle tartışmaya açıldığı ve hangi algıların öne çıkarıldığıdır.
Turan’a giden yol, önce zihinlerde açılır.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, sıradan iki devlet arasındaki diplomatik münasebetlerden ibaret değildir. Bu ilişki, ortak tarihimizin, kültürel bağlarımızın ve geleceğe ilişkin müşterek beklentilerimizin taşıdığı özel bir anlamı ifade etmektedir. Şuşa Beyannamesi ile stratejik müttefiklik düzeyine taşınan bu birliktelik, Türk dünyasının geleceği bakımından da önemli bir referans noktasıdır.
Böylesine güçlü bir bağın karşısında, iki toplumun birbirine duyduğu güveni aşındırabilecek her türlü söylem ve yayın faaliyeti dikkatle değerlendirilmelidir. Özellikle Türk dünyasının bütünleşmesini bir tehdit olarak gören, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki stratejik yakınlaşmayı sorgulatmaya çalışan veya ortak geleceğe ilişkin hedefleri itibarsızlaştıran yaklaşımlar, yalnızca medya tartışması olarak görülemez.
Burada asıl mesele, herhangi bir medya kuruluşunun hangi düşünceye sahip olduğu değildir. Her yayın kuruluşunun eleştiri yapma, farklı görüşleri dile getirme ve kendi yayın çizgisini belirleme hakkı vardır. Ancak medya özgürlüğü ile toplumların zihninde sistematik ayrışma oluşturabilecek söylemler arasındaki sınır da göz ardı edilmemelidir.
Bir düşünceyi eleştirmek başka, kardeşlik bağlarını zayıflatabilecek bir algı iklimi oluşturmak başkadır.
Türk dünyasının bütünleşmesi, hiçbir ülkenin başka bir ülke üzerinde tahakküm kurması anlamına gelmez. Bu hedef; bağımsız devletlerin egemenliklerine saygı duyularak, karşılıklı çıkarlar ve ortak değerler temelinde geliştirilecek bir iş birliğini ifade eder. Turan fikrinin gerçek gücü de burada yatmaktadır. Bu fikir, farklılıkları ortadan kaldırmak değil, farklılıkları ortak bir stratejik ufuk içerisinde anlamlandırabilmektir.
Dolayısıyla Türk dünyasının bütünleşmesini yalnızca siyasi bir slogan olarak değerlendirmek, bu büyük hedefin taşıdığı tarihsel ve stratejik anlamı gözden kaçırmaktır.
Bugün dijital çağda medya, yalnızca haber aktaran bir araç değildir. Aynı zamanda toplumların olayları nasıl yorumladığını, hangi gelişmeleri tehdit veya fırsat olarak gördüğünü ve geleceğe ilişkin hangi beklentileri benimsediğini etkileyen bir güçtür. Bilginin dolaşımı kadar, bilginin hangi çerçevede sunulduğu da önemlidir.
Dijital Vatan Doktrini açısından bakıldığında, bir milletin dijital alandaki varlığı yalnızca verilerinden, platformlarından ve teknolojik altyapısından ibaret değildir. Toplumsal hafızası, ortak değerleri, algı dünyası ve stratejik hedefleri de bu alanın ayrılmaz parçalarıdır. Bu nedenle Türk dünyasının ortak geleceğine ilişkin söylemler, bilişsel güvenlik bakımından da önem taşımaktadır.
Azerbaycan'da yayın yapan medya kuruluşlarının Türkiye ile ilişkileri, Türk dünyasının bütünleşmesini ve bölgesel gelişmeleri hangi perspektiften ele aldığı sorgulanabilir. Ancak bu sorgulama, somut yayınlar, açık söylemler ve doğrulanabilir bilgiler üzerinden yapılmalıdır. Bir medya kuruluşunu yalnızca kimlik veya ideolojik etiket üzerinden değerlendirmek yerine, yayınlarının neyi hedeflediğini, hangi algıyı oluşturduğunu ve hangi stratejik sonuçlara yol açabileceğini analiz etmek gerekir.
Çünkü asıl mücadele, insanların ne düşündüğünden önce, düşüncelerini hangi bilgi ve algı ortamında oluşturduklarıyla ilgilidir.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik, herhangi bir medya tartışmasının veya dönemsel siyasi gerilimin ötesindedir. Bu kardeşlik, Türk dünyasının geleceğine ilişkin ortak sorumlulukların da temelini oluşturmaktadır. Bu nedenle iki ülkenin toplumları, birbirlerine yönelik söylemleri değerlendirirken provokasyonlara, dezenformasyona ve ayrıştırıcı algı faaliyetlerine karşı dikkatli olmalıdır.
Türk dünyasının bütünleşmesi, yalnızca devletlerin imzaladığı anlaşmalarla tamamlanabilecek bir süreç değildir. Bu süreç, toplumların birbirine duyduğu güvenin korunmasını, ortak hedeflerin doğru anlaşılmasını ve stratejik iş birliğinin geniş kesimler tarafından sahiplenilmesini gerektirir.
Turan’a giden yolun önüne taş koymak isteyenler, bazen doğrudan karşı çıkmak yerine, bu hedefi toplumların gözünde tartışmalı, uzak veya imkânsız göstermeye çalışabilir. Bazen kardeşlik ilişkilerini sıradanlaştırmak, bazen ortak hedefleri küçümsemek, bazen de toplumlar arasında güvensizlik oluşturabilecek söylemleri yaygınlaştırmak bu amaca hizmet edebilir.
Ancak Türk dünyasının geleceği, günübirlik tartışmaların ve algı operasyonlarının belirleyebileceği kadar zayıf bir zemine sahip değildir.
Türkiye ve Azerbaycan, kendi egemenlikleri ve milli iradeleri doğrultusunda geleceğe yürüyen iki bağımsız devlettir. Bu yürüyüşün ortak hedefleri, başka ülkelerin veya ideolojik çevrelerin rahatsızlıklarına göre şekillenmek zorunda değildir.
Unutulmamalıdır ki Turan, yalnızca haritalarda çizilecek bir coğrafya değildir. Turan; ortak tarih bilincinin, stratejik iş birliğinin, ekonomik dayanışmanın ve geleceğe yönelik iradenin adıdır.
Ve bu irade, medya üzerinden oluşturulmaya çalışılan her türlü ayrıştırıcı algıya karşı, akıl, bilgi, sağduyu ve karşılıklı güvenle korunmalıdır.
Turan’a giden yolu kapatmak isteyenler, önce Türk dünyasının zihninde bir duvar örmek zorundadır. Bizim sorumluluğumuz ise o duvarın örülmesine izin vermemektir.
Çünkü Türk dünyasının geleceği, başkalarının kurduğu algı düzeninde değil; kendi ortak iradesinde, kendi stratejik hedeflerinde ve kendi kardeşlik hukukunda şekillenecektir.