KÜRSÜLER DEĞİŞTİ, ADALET TALEBİ DEĞİŞMEDİ!

KÜRSÜLER DEĞİŞTİ, ADALET TALEBİ DEĞİŞMEDİ!

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Kasım 1, 2026 - 13:06

Son haftalarda HAK-İŞ’e bağlı sendikaların genel kurullarını takip ederken dikkatimi çeken önemli bir ayrıntı oldu. Farklı şehirlerde, farklı işkollarında, farklı genel başkanların dilinden neredeyse aynı meseleler konuşuluyordu.

Vergi adaletsizliği, hayat pahalılığı, ücret tartışmaları, emeklilik ve çalışma hayatının kronik sorunları…

Ancak bu genel kurulları önemli kılan yalnızca konuşulan konular değildi. Bir sendika başkanının günler önce yaptığı açıklama, başka bir sendikanın genel kurul kürsüsünde karşılık buluyor; birinin dile getirdiği talep, diğerinin sözlerinde güç kazanıyordu.

Öz Orman-İş Genel Başkanı Settar Aslan’ın Balıkesir’den yaptığı “Memurun hakkını işçinin cebinde aramayın!” çıkışı bunlardan biriydi.

Memur maaşlarıyla işçi ücretlerinin karşı karşıya getirildiği günlerde Aslan, aslında herkesin hatırlaması gereken bir gerçeği dile getirmişti. Bir çalışanın hakkını savunmak için başka bir çalışanın kazancını hedef göstermek gerekmiyordu.

Nitekim Öz Sağlık-İş Genel Başkanı Devlet Sert de Öz İletişim-İş Genel Kurulunda aynı meseleye dikkat çekti. İşçiyle memurun karşı karşıya getirilmesine itiraz etti. Farklı kürsülerden yükselen bu hatırlatmanın ortak mesajı açıktı: Hak aramak, başkasının hakkını tartışmaya açmak değildir.

Öz Büro-İş Genel Başkanı Baki Gülbaba’nın örgütlenme, toplu sözleşme sistemi ve sendikal hareketin sorumlulukları üzerine yaptığı değerlendirmeler de bu tartışmanın başka bir boyutuydu.

Ardından Settar Aslan’ın vergi adaletsizliğine ilişkin açıklaması geldi:

“Azdan az, çoktan çok vergi alınsın!”

Yıllardır tartışılan, işçinin maaş bordrosunda her ay hissettiği bir sorunun bundan daha anlaşılır özeti olabilir miydi?

31 Ekim’de gerçekleştirilen Liman-İş Sendikasının 21. Olağan Genel Kurulunda Genel Başkan Önder Avcı’nın konuşması da bu bakımdan dikkat çekiciydi. Avcı, vergi konusunu anlatırken Settar Aslan’ın açıklamasını hatırlattı ve “Settar Aslan abimizin dediği gibi” diyerek aynı talebi yineledi: Azdan az, çoktan çok vergi alınsın!

Avcı’nın görme engelli vatandaşların dahi elektrik faturalarını tam ödemek zorunda kalmaları üzerinden yaptığı değerlendirme ise sosyal adaletin yalnızca gelir vergisi dilimlerinden ibaret olmadığını hatırlatıyordu.

Aynı genel kurulda, divan başkanlığını yürüten Öz Ağaç-İş Genel Başkanı Tuncay Dolu’nun sözleri de önemliydi:

“Biz sendikalar olarak talep makamını temsil ediyoruz. Söylemlerimiz bu ülkenin gerçeğidir.”

HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan ise yalnızca talepler dile getirmekle yetinmediklerini, sorunlara somut çözüm önerileri de sunduklarını vurguladı.

Aslında bu iki yaklaşım birbirini tamamlıyordu. Sendikalar, çalışma hayatının sorunlarını dile getirmekle yükümlüydü; ancak bu taleplerin somut çözümlere dönüşmesi de bir o kadar önemliydi.

Fakat Liman-İş Genel Kurulunda beni düşündüren bir başka çıkış daha vardı.

Önder Avcı, son günlerde ülke gündemini meşgul eden fon dolandırıcılığı tartışmalarına gönderme yaparak üyelerine şöyle seslendi:

“Fakirliğinizden gurur duyun, en azından dolandırılmadınız!”

İnsan önce gülümsüyor, ardından düşünüyor.

Bir tarafta maaşından kesilen vergiyi hesaplayan, çocuğunun okul masrafını düşünen, ay sonunu getirmeye çalışan emekçiler… Diğer tarafta milyonların konuşulduğu fon dosyaları, büyük kazanç beklentileri ve dolandırıcılık iddiaları…

Elbette fakirlik övünülecek bir durum değil. Ama Avcı’nın ironisi, içinde bulunduğumuz ekonomik ve toplumsal çelişkilerin üzerine düşünmemizi sağlayan çarpıcı bir ifadeydi.

Bütün bu genel kurulların ardından insanın aklında önemli bir soru kalıyor:

Birbirinden farklı kürsülerde aynı sorunlar dile getiriliyorsa, artık bu sorunların çözümü için daha güçlü bir ortak irade ortaya koymanın zamanı gelmedi mi?

Settar Aslan’ın işçiyle memuru karşı karşıya getirmeyen yaklaşımı, Devlet Sert’in aynı hassasiyeti paylaşması, Önder Avcı’nın vergi adaleti çağrısı, Baki Gülbaba’nın sendikal sisteme ilişkin eleştirileri, Tuncay Dolu’nun taleplerin meşruiyetine ve Mahmut Arslan’ın çözüm üretme sorumluluğuna yaptığı vurgu…

Hepsinin buluştuğu yer, emeğin hakkını arama mücadelesiydi.

Çünkü işçinin meselesi yalnızca ne kadar zam aldığı değil, kazandığı parayla nasıl yaşayabildiğidir.

Bu ülkede işçiyle memurun maaşını yarıştırmak yerine, ikisinin de sofrasını nasıl büyüteceğimizi konuşmalıyız.

Ve artık genel kurul kürsülerinden yükselen sözlerin, yalnızca alkışlarla değil, çalışanların hayatında karşılık bulan düzenlemelerle anılmasını beklemeliyiz.

Çünkü emekçi, kürsülerde hakkının teslim edilmesini değil, hayatında hakkını teslim almayı bekliyor.