YA DEPREM BÖLGESİ AYAĞA KALDIRILMASAYDI?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bir felaketin gölgesinde, bir ülkenin bekası üzerine…
6 Şubat 2023…
Takvimler o kara günü gösterdiğinde, Türkiye yalnızca büyük bir depremle değil, tarihinin en ağır imtihanlarından biriyle karşı karşıya kaldı.
On bir ilimiz yıkıldı. Şehirlerimiz enkaza döndü. Binlerce insanımız hayatını kaybetti. Milyonlarca vatandaşımız evinden, yuvasından, hatıralarından koparıldı. Bir ülkenin yüreğine tarifsiz bir acı düştü.
Ancak bugün kendimize çok önemli bir soru sormamız gerekiyor:
Ya Türkiye, depremden etkilenen on bir ilini bu kadar kısa sürede yeniden ayağa kaldırmak için büyük bir mücadele vermeseydi, bugün nasıl bir tabloyla karşı karşıya olurduk?
Bu soruyu yalnızca konutların, yolların, hastanelerin ve okulların yeniden yapılması açısından değerlendirmek eksik olur.
Çünkü mesele sadece şehirlerin imarı değildi. Mesele, Türkiye'nin kendi içinde yaşadığı büyük yıkımın ortasında dışarıdan gelebilecek tehditlere karşı ne kadar güçlü kalabileceğiydi.
Bir tarafta yıllardır ülkemizin huzurunu hedef alan terör tehdidi, diğer tarafta bölgemizde giderek büyüyen savaşlar, istikrarsızlıklar ve özellikle İsrail'in Gazze'de ortaya koyduğu saldırgan politikalar vardı.
Bölgemiz ateş çemberinden geçerken Türkiye'nin on bir ili enkaz altında, milyonlarca insanı belirsizlik içinde kalsaydı ne olurdu?
Ekonomik yük ağırlaşır, sosyal yaralar derinleşir, göç ve barınma sorunları büyür, devletin bütün enerjisi içerideki krizi yönetmeye harcanabilirdi.
Böyle bir ortamda terör örgütlerinin istismar edeceği toplumsal kırılganlıklar artabilir, Türkiye'nin bölgesel gelişmelere müdahil olma kapasitesi zayıflayabilirdi.
Unutmayalım ki bir ülkenin güvenliği yalnızca sınırlarında başlar ve bitmez. Güçlü şehirler, ayakta duran ekonomi, huzurlu toplum ve vatandaşına güven veren devlet yapısı da millî güvenliğin ayrılmaz parçalarıdır.
İşte bu nedenle deprem bölgesinin yeniden inşası, sadece bir imar faaliyeti olarak görülmemelidir. Bu, aynı zamanda Türkiye'nin toplumsal direncini ve geleceğe tutunma iradesini yeniden inşa etme mücadelesidir.
Elbette yapılanları konuşurken eksikleri görmezden gelemeyiz. Hâlâ çözüm bekleyen vatandaşlarımızın sorunlarını, geçim sıkıntılarını, esnafın mücadelesini ve şehirlerin yeniden normalleşme sürecini de unutmamalıyız.
Çünkü bir şehrin yeniden kurulması, yalnızca anahtar teslim etmekle tamamlanmaz. İnsanların hayatlarının, umutlarının ve gelecek hayallerinin de yeniden kurulması gerekir.
Ama şu gerçeği de teslim etmeliyiz:
Bir ülke, en büyük felaketini yaşarken aynı zamanda geleceğini korumak zorundadır.
Türkiye'nin deprem bölgesinde yürüttüğü yeniden inşa mücadelesini değerlendirirken bu büyük fotoğrafı görmeliyiz.
Bugün belki de en çok üzerinde durmamız gereken mesele şudur:
Biz yalnızca yıkılan binaları değil, yıkılmak istenen umutları da ayağa kaldırmak zorundayız.
Çünkü coğrafyamızda güçlü olmak bir tercih değil, çoğu zaman tarihî bir zorunluluktur.
Ve unutulmamalıdır ki…
Türkiye'nin bir şehrinde yanan bir ışık, yalnızca o şehrin değil, bütün ülkenin umududur.
6 Şubat'ta yıkılan şehirlerimizin yeniden ayağa kalkması, bize bir gerçeği daha hatırlatmalıdır: Bu ülkenin en büyük gücü, felaketler karşısında yeniden ayağa kalkabilme iradesidir.
Daha güçlü şehirler, daha dirençli bir ekonomi, daha hazırlıklı bir toplum ve daha güvenli bir gelecek için çalışmak zorundayız.
Çünkü mesele sadece bugünü kurtarmak değil, yarınlarımızı da kimseye teslim etmemektir.