TÜRKİYE VE AZERBAYCAN: TEK MİLLET, YENİ DENGELER
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Girişteki tabelalara yazılan sloganlar siyasi metinleri süslemeye yettiğinde diplomasi kolay görünür. "Tek millet, iki devlet" söylemi de uzun yıllar boyunca Ankara ile Bakü arasındaki ilişkilerin hem çimentosu hem de her pürüzü örten konforlu bir örtüsü oldu. Ancak diplomasinin soğuk koridorlarında duygular değil, net çıkarlar konuşur.
Azerbaycan’ın, BM Genel Sekreterliği için Türkiye’nin aday göstermeyi planladığı deneyimli diplomat Feridun Sinirlioğlu yerine Birleşik Arap Emirlikleri’nin adayı Lana Nusseibeh’e destek açıklaması, sıradan bir uluslararası tercih değildir. Bu hamle, iki ülke arasındaki ilişkilerde dipte biriken fay hatlarının yüzeye çıkış sembolüdür.
İsrail Fay Hattı ve Stratejik Ayrışma
Bu kırılmanın merkezinde, iki ülkenin Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’e bakışındaki köklü farklar yatıyor. Bu farkın en görünür olduğu alan ise şüphesiz İsrail meselesi.
2020 İkinci Karabağ Savaşı ve müteakip askeri operasyonlar, Bakü için İsrail ile kurulan askeri, teknolojik ve istihbari iş birliğinin hayati önemini bir kez daha kanıtladı. Azerbaycan yönetimi için İsrail, söylemsel bir müttefik değil; ulusal güvenliğin ve askeri üstünlüğün somut bir sütunudur.
Türkiye’nin özellikle Gazze krizinden sonra İsrail’e karşı sertleşen retoriği ve Ankara'dan Bakü’ye yöneltilen dolaylı "İsrail ile ilişkileri gözden geçirme" beklentileri, Bakü’de stratejik bir karşılık bulmadı. TPAO ile SOCAR arasındaki ticari bağlar veya Zangezur Koridoru’ndaki ortak hedefler ne kadar güçlü olursa olsun, Bakü yönetimi kendi varoluşsal güvenlik tercihlerinin tartışmaya açılmasına rıza göstermedi.
"Büyük Abi" Modelinden Egemen Eşitliğe
İlişkilerdeki bir diğer sessiz kriz ise üslup ve egemenlik sınırlarında yaşandı. Karabağ zaferinden sonra bölgesel özgüveni zirveye ulaşan Azerbaycan, Ankara’nın tarihsel olarak üstlendiği "büyük abi" veya "yönlendirici güç" rolüne artık mesafe koyuyor.
Türkiye’deki bazı siyasi aktörlerin Bakü’nün iç meselelerine—örneğin okullardaki kılık-kıyafet düzenlemelerine—dair eleştirel tonda açıklamalar yapması, Bakü yönetimi tarafından "içişlerine müdahale" olarak görüldü. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Ankara’daki Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’ne kişisel olarak katılmaması ve ardından gelen bu BM adayı tercihi, Ankara’ya verilmiş net bir mesajdı: "Biz müttefikiz, ancak vesayet altında değiliz."
Söylemin Sınırları ve Realpolitik
Azerbaycan’ın BAE adayını destekleme kararı, Türkiye ile köprüleri attığı anlamına gelmez. Ancak şu gerçeği netleştirir: Bakü, duygusal kardeşlik söylemlerini ulusal çıkarlarının önünde tutmayacağını göstermiştir.
-
Laik ve Seküler Devlet Aklı: Bakü, kendi seküler devlet yapısına yönelebilecek ideolojik etkileri kapıda tutmakta kararlı.
-
Pragmatik İttifaklar: Körfez ülkeleri ve İsrail ile olan çok yönlü diplomasisini, Ankara ile ilişkilerine feda etmeyeceğini somut adımlarla belgeliyor.
"Tek millet, iki devlet" anlayışı rafa kalkmıyor; ancak biçim değiştiriyor. İki ülkenin gelecekteki ilişkileri, romantik bağlardan ziyade her iki tarafın egemenliğine ve farklı dış politika tercihlerine saygı duyan daha soğukkanlı, profesyonel ve realist bir zeminde yürümek zorunda.