İKİ DEVLET, TEK MİLLET, FARKLI ULUSAL ÇIKARLAR
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Ortak bir jeopolitik vizyon, farklı ulusal çıkarlarla nasıl uzlaştırılır?
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, tarihsel kardeşliğin ötesinde, ortak güvenlik, enerji, ulaşım ve jeopolitik hedefler üzerine inşa edilmiş stratejik bir ortaklıktır. Ancak Ankara'da gerçekleştirilen Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi, bu ortaklığın önemli bir gerçeğini yeniden gündeme taşıdı: İki devletin aynı tarihsel ve kültürel kimliği paylaşması, her konuda aynı ulusal çıkarlara sahip olduğu anlamına gelmez.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in zirveye katılmaması ve Azerbaycan'ın Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov tarafından temsil edilmesi, diplomatik çevrelerde farklı yorumlara neden oldu. Özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 15 Ekim'de Bakü'deki CICA Zirvesi'ne katılmamış olması, karşılıklılık ilkesi üzerinden değerlendirildi. Bunun yanında Azerbaycan'daki okul kıyafetleri tartışması, Türkiye'den gelen siyasi açıklamalar, 31 Türkiye vatandaşına yönelik giriş yasağı ve iki ülke kamuoylarında yükselen karşılıklı eleştiriler, diplomatik atmosferi daha hassas bir noktaya taşıdı.
Bütün bunları yalnızca geçici bir diplomatik soğukluk olarak okumak yeterli değildir. Asıl mesele, Türkiye ve Azerbaycan'ın ortak stratejik hedeflerini farklı ulusal önceliklerle nasıl uyumlu hâle getireceğidir.
Çünkü kardeşlik, ulusal çıkarların ortadan kalkması değil; farklı çıkarların ortak bir gelecek tasavvuru içerisinde yönetilebilmesidir.
Ortak vizyon, farklı öncelikler
Türkiye'nin Güney Kafkasya politikası, bölgesel istikrarı, Ermenistan ile normalleşmeyi, Orta Asya'ya kesintisiz ulaşımı ve Avrupa ile Asya arasındaki stratejik bağlantılarını güçlendirmeyi hedefliyor. Azerbaycan açısından ise toprak bütünlüğü, Nahçıvan bağlantısı, Zengezur güzergâhı, enerji güvenliği ve bölgesel egemenlik öncelikli konular arasında bulunuyor.
Bu hedefler büyük ölçüde örtüşse de yöntemler ve diplomatik zamanlama bakımından farklılık gösterebilir.
Türkiye'nin Ermenistan ile normalleşme arayışı ile Azerbaycan'ın güvenlik hassasiyetleri arasındaki denge bunun en somut örneklerinden biridir. Ankara'nın bölgesel normalleşme politikası, Bakü'nün güvenlik kaygılarını göz ardı ederek yürütülemez. Aynı şekilde Azerbaycan'ın bölgesel tercihleri de Türkiye'nin daha geniş jeopolitik ve ekonomik hedeflerinden bağımsız değerlendirilemez.
Burada ihtiyaç duyulan şey, birbirinin politikalarını sorgulamayan iki devlet değil; farklılıklarını kurumsal mekanizmalarla yönetebilen iki stratejik ortaktır.
Türk dünyası: Kardeşlikten kurumsal güce
Ankara Zirvesi'nin asıl önemi de bu noktada ortaya çıkıyor.
Türk Devletleri Teşkilatı artık yalnızca ortak tarih, dil ve kültür etrafında şekillenen bir dayanışma platformu olmanın ötesine geçme arayışında. Savunma sanayii işbirliği, siber güvenlik, ortak ulaşım ağları, enerji koridorları, dijitalleşme ve stratejik ortaklık mekanizmaları, bu dönüşümün somut başlıklarını oluşturuyor.
Özellikle Orta Koridor, Türkiye ile Azerbaycan'ın ortak jeopolitik çıkarlarının ekonomik karşılığını temsil ediyor. Çin'den Avrupa'ya uzanan bu güzergâh, Hazar havzasını, Güney Kafkasya'yı ve Anadolu'yu birbirine bağlayan stratejik bir damar niteliğinde.
Rusya, Çin, İran ve Avrupa Birliği'nin bölgesel çıkarlarının kesiştiği bu coğrafyada Türkiye ve Azerbaycan'ın koordinasyonu, yalnızca iki ülkenin değil, Türk dünyasının uluslararası hareket kapasitesini de etkiliyor.
Ancak ortak bir ekonomik ve güvenlik vizyonu, diplomatik güven olmadan sürdürülebilir değildir.
Kamu diplomasisi: Kardeşlik söylemi tek başına yeterli değil
Son dönemde iki ülkede sosyal medya üzerinden gelişen tartışmalar, kamu diplomasisinin ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Bir ülkede iç politika konusu olarak değerlendirilen bir gelişme, diğer ülkede egemenlik tartışmasına dönüşebiliyor. Siyasi açıklamalar, medya söylemleri ve karşılıklı suçlamalar, devletler arasındaki stratejik ilişkiyi kamuoyu baskısıyla karşı karşıya bırakabiliyor.
Bu nedenle Türkiye ve Azerbaycan'ın yalnızca resmî diplomatik kanalları değil, medya, akademi, düşünce kuruluşları ve sivil toplum üzerinden de sürdürülebilir bir iletişim zemini oluşturması gerekiyor.
Kamu diplomasisi, birbirine benzer mesajlar üretmek değildir. Farklı ulusal hassasiyetleri anlamak, karşılıklı güveni korumak ve ortak geleceği doğru anlatabilmektir.
İki devlet, tek millet; ortak gelecek, karşılıklı saygı
Türkiye ile Azerbaycan'ın ilişkileri kişisel yakınlıkların, dönemsel siyasi tartışmaların veya protokol düzeyindeki katılım tercihlerinin ötesinde ele alınmalıdır.
Stratejik ortaklık, her konuda mutabakat sağlamak değil; mutabakat sağlanamayan konularda dahi ortak hedefleri koruyabilme iradesidir.
Ankara ve Bakü'nün önünde tarihsel bir fırsat bulunuyor: Türk Devletleri Teşkilatı'nı yalnızca kültürel bir birliktelik değil, ekonomik kapasitesi, güvenlik koordinasyonu, teknolojik altyapısı ve diplomatik ağı bulunan etkili bir bölgesel işbirliği platformuna dönüştürmek.
Bunun yolu, ulusal çıkarları birbirine rakip hâle getirmekten değil, onları ortak bir jeopolitik vizyon içerisinde uzlaştırmaktan geçiyor.
Çünkü iki devletin tek millet anlayışı, farklı ulusal çıkarların inkâr edilmesini değil, bu çıkarların karşılıklı saygı ve stratejik akılla yönetilmesini gerektirir.
Kardeşlik ortak tarihtir; stratejik ortaklık ortak geleceği inşa etme iradesidir. İkisini birbirine bağlayan köprü ise karşılıklı güven, eşit egemenlik ve ortak akıldır.