AZERBAYCAN, TÜRKİYE'NİN DOSTLUĞUNU KAYBEDERSE NE OLUR?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Kardeşlik unutulursa tarih tekerrür eder!
Kıymetli dostlar,
Azerbaycan, Türkiye'nin sıradan bir dostu, komşusu veya diplomatik müttefiki değildir. Azerbaycan bizim kardeşimizdir. Kültürümüz bir, tarihimiz bir, dilimiz bir, kökümüz birdir. Sevinçte de kederde de aynı duyguları paylaşan tek milletiz.
Bizim Azerbaycan'la ilişkimiz, devletlerin çıkar hesaplarından çok daha derin bir geçmişe sahiptir. Bu ilişki, kanla, mücadeleyle, fedakârlıkla ve ortak bir tarihle şekillenmiştir.
Ancak bugün sormamız gereken çok önemli bir soru var:
Azerbaycan, Türkiye'nin dostluğunu ve stratejik desteğini kaybederse ne olur?
Bu soruyu sormak Azerbaycan'a düşmanlık değildir. Tam aksine, Azerbaycan'ın geleceğini, güvenliğini ve bağımsızlığını düşünmenin bir gereğidir.
AZERBAYCAN'IN BAĞIMSIZLIK TARİHİNDE TÜRKİYE'NİN İMZASI VAR
28 Mayıs 1918'de Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu. Mehmet Emin Resulzade'nin önderliğinde ilan edilen bu cumhuriyet, Müslüman Doğu'nun ilk demokratik cumhuriyetlerinden biri olarak tarihe geçti.
Ancak genç cumhuriyetin önünde büyük tehditler vardı. Ermeni silahlı gruplarının saldırıları, Bolşevik baskısı ve bölgedeki siyasi istikrarsızlık Azerbaycan'ın varlığını tehdit ediyordu.
Azerbaycan yardım istediğinde Osmanlı Devleti kardeşinin sesine kulak verdi.
Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu, yerel kuvvetlerle birleşerek Bakü'nün kurtarılması için mücadele etti. 15 Eylül 1918'de Bakü işgalden kurtarıldı.
Bu tarih yalnızca askerî bir zafer değildir. Türk milletinin kardeşlik hukukunu kendi çıkarlarının önünde tuttuğunun tarihî göstergelerinden biridir.
Daha sonra Azerbaycan, 1920 yılında Sovyet Rusya tarafından işgal edildi ve yaklaşık 70 yıl boyunca bağımsızlığından mahrum kaldı.
Ancak bağımsızlık ateşi hiçbir zaman sönmedi.
Ebülfez Elçibey, Mehmet Emin Resulzade'nin fikirlerini yaşatan bağımsızlık mücadelesinin önemli isimlerinden biri oldu. Haydar Aliyev de Sovyetler Birliği'nin dağılma sürecinde Azerbaycan'ın bağımsız devlet kimliğinin güçlenmesinde önemli rol oynadı.
18 Ekim 1991'de Azerbaycan yeniden bağımsızlığını ilan etti.
KARABAĞ ZAFERİ'NDE TÜRKİYE'NİN DESTEĞİ UNUTULAMAZ
2020 yılında yaşanan 44 günlük Vatan Muharebesi, Azerbaycan tarihinin dönüm noktalarından biri oldu.
Azerbaycan ordusu kendi askerî gücüyle büyük bir mücadele verdi. Ancak bu mücadelenin uluslararası dengelerinde Türkiye'nin siyasi, diplomatik, askerî eğitim ve savunma sanayii desteği önemli bir yer tuttu.
Bayraktar TB2 SİHA'ları, modern askerî eğitim, savunma teknolojileri ve Türkiye'nin uluslararası platformlardaki güçlü desteği Azerbaycan'ın elini kuvvetlendirdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açık desteği, Türkiye'nin Azerbaycan'ın yanında durduğunu bütün dünyaya gösterdi.
Türkiye, Karabağ meselesinde yalnızca söz söylemedi; Azerbaycan'ın haklı mücadelesini uluslararası arenada savundu.
Şuşa Beyannamesi ile iki ülke arasındaki müttefiklik ilişkisi daha ileri bir seviyeye taşındı.
Peki, bütün bunlar unutulabilir mi?
Bir millet, en zor gününde yanında duran kardeşini ne kadar çabuk unutabilir?
AZERBAYCAN'IN TÜRKİYE'YE, TÜRKİYE'NİN AZERBAYCAN'A İHTİYACI VAR
Azerbaycan, coğrafi konumu itibarıyla son derece stratejik bir ülkedir.
86.600 kilometrekare yüzölçümü, yaklaşık 10 milyonluk nüfusu, Hazar Denizi'ndeki petrol ve doğal gaz rezervleri, altın, bakır ve diğer yer altı zenginlikleriyle Kafkasya'nın önemli güçlerinden biridir.
Ancak coğrafyanın gerçekleri vardır.
Kuzeyinde Rusya, güneyinde İran, batısında Ermenistan ve Türkiye üzerinden uzanan stratejik bağlantıları bulunmaktadır.
Azerbaycan'ın bu coğrafyada bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve ekonomik çıkarlarını koruması kolay değildir.
İşte Türkiye'nin önemi tam da burada ortaya çıkmaktadır.
Türkiye, Azerbaycan için yalnızca bir askerî ortak değildir.
-
Güvenlik ve savunma alanında stratejik ortaktır.
-
Enerji kaynaklarının dünya pazarlarına ulaştırılmasında önemli bir geçiş ülkesidir.
-
Türk dünyasına açılan güçlü bir kapıdır.
-
Uluslararası diplomasi alanında önemli bir destekçidir.
-
Kafkasya'daki güç dengelerinde belirleyici aktörlerden biridir.
Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı ve TANAP gibi projeler, iki ülkenin ekonomik ve stratejik kaderinin ne kadar iç içe geçtiğinin göstergesidir.
Azerbaycan'ın İsrail ile savunma sanayii, teknoloji ve istihbarat alanlarında ilişkiler geliştirmesi kendi dış politika tercihidir. Ancak İsrail ile kurulan stratejik ortaklık, Türkiye ile kurulan tarihî ve coğrafi ortaklığın yerini tutamaz.
İsrail'in Azerbaycan'a coğrafi olarak uzaklığı ortadadır. Türkiye ise Azerbaycan'ın hemen yanı başında, ortak tarih ve güvenlik çıkarlarıyla bağlı olduğu bir ülkedir.
"Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o da onlardandır. Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez." (Maide Suresi, 51. Ayet)
İsrail Azerbaycan'a teknoloji satabilir; ancak Türkiye'nin sunduğu coğrafi, siyasi, ekonomik ve stratejik desteğin tamamını sağlayamaz.
BAŞÖRTÜSÜ TARTIŞMASI VE ANKARA-BAKÜ GERİLİMİ
Son dönemde Azerbaycan'da okullardaki kılık kıyafet düzenlemeleri üzerinden yaşanan başörtüsü tartışmaları, iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir gerilim başlığı oluşturdu.
Ancak bir başka önemli mesele daha vardır: İnanç özgürlüğünü savunmak, başka bir ülkenin iç işlerine müdahale etmek anlamına gelmez. Aynı şekilde, bir ülkenin eğitim politikalarını eleştirmek de o ülkeyle düşmanlık kurmak olarak değerlendirilmemelidir.
Türkiye'den Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Dr. Fatih Erbakan olmak üzere bazı siyasetçi, gazeteci ve sivil toplum temsilcilerine yönelik giriş yasakları ve hukuki işlemlerle ilgili gündeme gelen haberler, kamuoyunda ciddi soru işaretleri oluşturmuştur.
Ayrıca iki ülke arasında diplomatik gerilim yaşandığı iddiaları ve Türk Devletleri Teşkilatı toplantıları etrafındaki gelişmeler, meselenin yalnızca bir eğitim politikası tartışması olmaktan çıktığını göstermektedir.
Burada her iki ülkenin yöneticilerine de önemli bir sorumluluk düşmektedir.
Eleştiriye tahammül etmek, kardeşliğin gereğidir. Diplomatik anlaşmazlıkları büyütmek yerine konuşarak çözmek devlet adamlığının gereğidir.
Azerbaycan'ın egemenliğine saygı duyulmalıdır. Türkiye'nin de kardeşlik hukukuna, tarihine ve hassasiyetlerine saygı gösterilmelidir.
Unutulmamalıdır ki kardeşlik, yalnızca güzel günlerde birbirine destek olmak değildir. Yanlış gördüğünü söyleyebilmek, gerektiğinde uyarmak ve yine de kardeş kalabilmektir.
AZERBAYCAN TÜRKİYE'Yİ KAYBEDERSE KİME GÜVENEBİLİR?
Şimdi asıl soruya gelelim.
Azerbaycan, Türkiye ile stratejik ortaklığını zayıflatırsa ortaya çıkacak boşluğu kim doldurabilir?
Rusya mı?
İran mı?
İsrail mi?
Avrupa mı?
Elbette Azerbaycan'ın farklı ülkelerle ilişkiler kurması, ticaret yapması ve kendi millî çıkarları doğrultusunda diplomasi yürütmesi doğaldır. Hiçbir ülke tek bir devlete bağımlı olmak zorunda değildir.
Ancak dış politikada dostlukların da güvenilirlik derecesi vardır.
Rusya'nın Kafkasya'daki tarihî ve jeopolitik çıkarları ortadadır. İran'ın bölgesel hesapları ortadadır. İsrail'in Azerbaycan ile ilişkilerinde kendi güvenlik ve istihbarat çıkarları bulunmaktadır. Batılı devletlerin de bölgeye yönelik enerji ve jeopolitik hesapları vardır.
Peki, bütün bu aktörler Azerbaycan'ın bağımsızlığını Türkiye kadar kendi millî meselesi olarak görebilir mi?
Türkiye'nin Azerbaycan'a verdiği desteğin temelinde yalnızca petrol, doğal gaz veya ticaret yoktur. Ortak tarih, ortak kültür, ortak dil ve kardeşlik duygusu vardır.
Azerbaycan'ın Türkiye'ye sırt çevirmesi, yalnızca iki ülkenin arasındaki ilişkileri değil, bütün Türk dünyasının birlik ve dayanışma iddiasını da zayıflatır.
BU KAVGADAN KİM KAZANIR?
Türkiye ile Azerbaycan'ın arasının açılmasından en çok kimler memnun olur?
Elbette Türk dünyasının güçlenmesini istemeyenler!
Kafkasya'da Türkiye-Azerbaycan iş birliğinin zayıflaması, bölgedeki diğer güçlerin hareket alanını genişletir. Türk Devletleri Teşkilatı'nın siyasi ve ekonomik gücünü de olumsuz etkiler.
Enerji koridorlarından savunma iş birliğine, Orta Asya'dan Avrupa'ya uzanan ticaret yollarından bölgesel güvenliğe kadar birçok alanda kayıplar yaşanabilir.
Bu nedenle Ankara ile Bakü arasındaki her anlaşmazlık, iki başkent arasındaki bir diplomatik mesele olarak görülmemelidir. Bu mesele aynı zamanda Türk dünyasının geleceğiyle ilgilidir.
BİR MİLLET, İKİ DEVLET!
Azerbaycan bizim kardeşimizdir. Türkiye de Azerbaycan'ın kardeşidir.
Hiçbir siyasi lider, hiçbir dönemsel anlaşmazlık, hiçbir dış güç bu kardeşliğin önüne geçmemelidir.
İlham Aliyev de Türkiye'deki siyasi iktidarlar da gelip geçicidir. Ancak Türk milletinin tarihî hafızası ve iki ülke arasındaki kardeşlik bağı kalıcıdır.
Azerbaycan'ın Türkiye'ye ihtiyacı olduğu kadar Türkiye'nin de güçlü, bağımsız ve istikrarlı bir Azerbaycan'a ihtiyacı vardır.
Biz Azerbaycan'ın İsrail ile ticaret yapmasına, Rusya ile diplomatik ilişki kurmasına, İran'la komşuluk ilişkilerini sürdürmesine karşı değiliz. Ancak hiçbir ülke, başka devletlerle ilişkilerini geliştirirken kendisine en zor günlerinde destek veren kardeşini karşısına almamalıdır.
Azerbaycan'ın bağımsızlığı bizim için önemlidir. Karabağ'ın özgürlüğü bizim için önemlidir. Azerbaycan halkının huzuru, refahı ve güvenliği bizim için önemlidir.
Çünkü Azerbaycan'da yanan bir ateşin sıcaklığı Anadolu'da hissedilir. Anadolu'da esen bir rüzgâr Bakü'de yankılanır.
Unutmayalım ki Türkiye'siz bir Azerbaycan, Kafkasya'da önemli bir stratejik dayanağını kaybeder. Azerbaycan'sız bir Türkiye ise Türk dünyasına açılan en önemli kardeşlik kapılarından birini zayıflatır.
Bizim arzumuz kavga değil, birliktir. Restleşme değil, kardeşliktir. Ayrışma değil, ortak gelecektir.
Mehmet Emin Resulzade'nin o meşhur sözüyle bitireyim, "Bir kere yükselen bayrak, bir daha inmez!"
O bayrak Azerbaycan'da da Türkiye'de de ilelebet dalgalansın.
Mübariz İbrahimov, Polat Haşimov, Şiyar Aliyev, Mehmet Emin Resulzade, Ebülfez Elçibey, Haydar Aliyev, Nuri Paşa (Killigil) ve Kafkas İslam Ordusu askerleri ve diğer kahramanlarımız Onlar yalnızca Azerbaycan'ın değil, bizim de kahramanlarımızdır. Çünkü tarihimiz, mücadelemiz ve kaderimiz ortaktır. Azerbaycan'ın kahramanları bizim gururumuz, bizim kahramanlarımız da Azerbaycan'ın gururudur.
Tek millet, iki devlet!