Yarın Diye Diye Tükenen Hayatlar

Yarın Diye Diye Tükenen Hayatlar

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ağustos 18, 2026 - 21:59

İnsan, garip bir yolcudur…

Çocukken bir an önce büyümek ister. Büyüyünce de çocukluğunun gölgesini arar. Elinden uçup giden yılların ardından, “Keşke…” diye başlayan cümleler kurar.

Ömrünü daha iyi yaşamak için değil, daha çok kazanmak için harcar. Kazandıkça eksildiğini fark etmez. Sağlığını, huzurunu, sevdiklerini ve bazen de vicdanını yolda bırakır. Sonra o kaybettiklerini geri alabilmek için elindeki serveti ortaya koyar. Oysa bazı kayıpların bedeli parayla ödenmez.

Bir ömür yarınlar için plan yapar. “Bir gün…” der. “Emekli olunca…”, “İşim bitince…”, “Şu sıkıntı geçince…” der. Fakat hayat beklemez. Takvim yaprakları sessizce düşerken, bugün avuçlarının arasından kayıp gider.

İnsan, saatine bakarak yaşayan tek varlıktır. Fakat ne gariptir ki, ömrünün azaldığını gösteren saate hiç bakmaz. Takvimden kopan her yaprak, sadece yeni bir güne değil; geride kalan bir ömre de işaret eder. Biz ise hâlâ zamanın bize ait olduğunu zannederiz.

En acısı da şudur…

İnsan, ölümü başkalarına yakıştırır. Kendisine hiç uğramayacak bir misafir gibi yaşar. Oysa ölüm, kapıyı çalmadan gelen tek misafirdir. Geldiğinde geriye; biriktirdiklerimiz değil, yaşattıklarımız konuşur.

Belki de en büyük yoksulluk, cebimizin boş olması değildir. En büyük yoksulluk; soframız bereketliyken şükretmeyi unutmak, anne babamız hayattayken vakit ayırmamak, evlatlarımız büyürken “sonra ilgilenirim” demek ve sevdiklerimizi yarın da yanımızda olacak sanmaktır.

Çünkü hayatın en acı pişmanlıkları, geri gelmeyecek insanlara ertelenen sevgilerdir.

İnsan, eşyaları çoğalttıkça mutlu olacağını sandı. Oysa huzur, sahip olduklarımızın sayısında değil; gönlümüzün yükünü azaltabilmektedir. Kırgınlıklar, hırslar, kibir ve haset… Asıl taşınması zor yükler bunlardır. Gönlü hafifleyen insanın omuzları da hafifler.

Kimsenin sevgisini zorla kazanamazsınız. Samimiyetin olmadığı yerde sevgi de kalıcı olmaz. İnsan, olduğu gibi kalabildiğinde, maskelerini çıkardığında ve güzel ahlakını koruduğunda zaten sevilmeye başlar.

Bugün kime “sonra ararım” dedin?

Kime “bir ara uğrarım” diye söz verdin?

Kimin gönlünü kırıp da “nasıl olsa barışırız” diye düşündün?

Unutma…

Hayatın en ağır yükü, söylenemeyen sözler ve ertelenen sevgilerdir.

İnsan hayata boş ellerle gelir, boş ellerle gider. Arada avuçlarında kalan tek şey; yaptığı iyilikler, aldığı dualar ve bıraktığı güzel izlerdir.

Bu yazıyı bitirdiğinde saate bakma… Kalbine bak. Çünkü geçen zaman değil, eksilen ömürdür.

Hayatı yarına bırakmayın…

Çünkü takvimler sadece günü değiştirmez; bazen ömrü de eksiltir. Bir gün daha yaşlanmıyoruz, bir gün daha ömrümüzden veriyoruz.

Asıl mesele kaç yıl yaşadığımız değil; kaç kalbe dokunduğumuzdur.

“Kalem; vicdandan uzaklaşınca kelimeler çoğalır, hakikat azalır. Biz kalemimizi; vatanın, vicdanın ve vefanın yanında tutmaya devam edeceğiz.”

“Tarafımız; menfaatin değil, hakkın; makamın değil, milletin; korkunun değil, hakikatin yanıdır.”