ANKARA KAYNIYOR: SİYASETTE KARTLAR YENİDEN Mİ DAĞITILIYOR?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Türk siyaseti son yılların belki de en hareketli ve en belirsiz dönemlerinden birinden geçiyor.
Bir tarafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2028 seçimlerinde yeniden adaylığına ilişkin AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik tarafından verilen net mesajlar, diğer tarafta CHP içerisinde yaşanan güç mücadelesi, İYİ Parti’nin yeni pozisyon arayışları, MHP’nin devlet merkezli siyaseti ve Ankara kulislerinde konuşulan yeni siyasi oluşumlar…
Başkentte siyaset adeta yeniden şekilleniyor.
AK Parti cephesinde belirsizlik bulunmuyor.
Ömer Çelik’in yaptığı açıklamalarla Cumhur İttifakı’nın 2028 hedefinin bugünden oluşturulmaya başlandığı görülüyor. Erdoğan’ın yeniden adaylığı konusunda verilen mesajlar yalnızca bir seçim hazırlığı değil aynı zamanda Cumhur İttifakı’nın siyasi devamlılık ve istikrar vurgusu olarak değerlendiriliyor.
Muhalefet tarafında ise durum oldukça farklı.
Özellikle CHP’de yaşanan gelişmeler artık yalnızca parti içi bir mesele olmaktan çıkmış durumda.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden siyasetin merkezine dönmesi, grup toplantıları üzerinden yaşanan gerilimler ve parti içerisinde yaşanan sert tartışmalar CHP’de yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Kılıçdaroğlu’nun son açıklamalarında kullandığı “arınacağız”, “temiz siyaset”, “hesap soracağız” ifadeleri parti içerisinde büyük bir tasfiye sürecinin başlayabileceği yorumlarına neden oldu.
Ancak Ankara’da konuşulanlar bununla da sınırlı değil.
Siyasi kulislerde son günlerde en çok konuşulan iddialardan biri, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ekseninde yeni bir siyasi yapılanmanın ortaya çıkabileceği yönündeki senaryolar.
Bazı siyasi çevreler, CHP içerisindeki mevcut gerilimin artık birlikte yürütülebilecek bir noktayı geçtiğini ve yeni siyasi adres arayışlarının başladığını öne sürüyor.
Kulislerde adı sıkça geçen oluşumlardan biri ise Anadolu Birliği Partisi.
Henüz resmi bir açıklama bulunmamakla birlikte Ankara koridorlarında Özgür Özel’e yakın bazı isimlerin yeni siyasi seçenekleri değerlendirdiği konuşuluyor.
Bu iddiaların gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini zaman gösterecek.
Ancak siyaset deneyimi bize şunu öğretiyor:
Büyük ayrılıklar yaşanmadan önce Ankara kulisleri hareketlenir.
Bugün yaşanan da tam olarak budur.
Bu sürecin en kritik aktörlerinden biri ise hiç kuşkusuz Mansur Yavaş.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı uzun süredir CHP’nin geleneksel tabanının yanı sıra merkez sağ ve milliyetçi seçmenden de destek alabilen nadir isimlerden biri olarak öne çıkıyor.
Son dönemde İYİ Parti çevreleriyle kurduğu temaslar ve katıldığı programlar dikkat çekiyor.
Ankara’da konuşulan iddialara göre Yavaş’ın Ekrem İmamoğlu merkezli bir siyasi yapılanma içerisinde yer almaya sıcak bakmadığı, kendi siyasi ağırlığını korumak istediği ve gölgede kalmak istemediği değerlendiriliyor.
Bu nedenle İYİ Parti ile kurduğu temasların önümüzdeki dönemde daha da önem kazanabileceği ifade ediliyor.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun son dönemde yaptığı “Üniter devlet kırmızı çizgimizdir” açıklaması da yalnızca ideolojik bir vurgu olarak görülmüyor.
Birçok siyasi gözlemciye göre bu açıklama yaklaşan yeni siyasi denklemlere karşı verilmiş stratejik bir mesaj niteliği taşıyor.
Cumhur İttifakı’nın diğer önemli ortağı MHP cephesinde ise daha farklı bir tablo var.
Devlet Bahçeli son dönemde yaptığı açıklamalarda devlet kurumları, milli birlik, anayasal düzen ve siyasi istikrar vurgularını öne çıkarıyor.
Bahçeli’nin CHP içerisindeki gelişmelere ilişkin değerlendirmeleri de dikkatle takip ediliyor. Özellikle CHP’nin kendi iç meselelerini çözmesi gerektiği yönündeki mesajları Ankara’da geniş yankı buldu.
DEM Parti ise yeni anayasa, demokratikleşme ve yerel yönetimler üzerinden siyaset üretmeye devam ediyor.
Yeniden Refah Partisi ekonomik sıkıntıları ön plana çıkarırken, DEVA ve Gelecek Partisi ise parlamenter sistem, hukuk devleti ve ekonomi başlıkları üzerinden varlık göstermeye çalışıyor.
Ancak siyasetin yalnızca iç gündemden ibaret olmadığı da unutulmamalı.
Dünyada da oldukça hareketli günler yaşanıyor.
İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki gerilim zaman zaman düşse de bölgedeki dengeler hâlâ kırılganlığını koruyor.
İsrail’in güvenlik politikaları, Gazze’de devam eden insani kriz ve Ortadoğu’daki güç mücadelesi bölgeyi etkilemeye devam ediyor.
Rusya-Ukrayna savaşı ise hâlâ Avrupa’nın en önemli güvenlik sorunu olmayı sürdürüyor.
Moskova ile Kiev arasında kalıcı bir barışın sağlanamaması enerji piyasalarından savunma politikalarına kadar birçok alanı etkiliyor.
Avrupa Birliği ülkeleri savunma harcamalarını artırırken NATO’nun geleceği de yeniden tartışılıyor.
Türkiye ise tüm bu gelişmelerin tam merkezinde bulunuyor.
Bir tarafta Karadeniz dengeleri, diğer tarafta Suriye, Irak ve Doğu Akdeniz başlıkları Ankara’nın önündeki en önemli dosyalar arasında yer alıyor.
Ekonomik gelişmeler kadar dış politika da önümüzdeki seçim sürecinin belirleyici unsurlarından biri olacak gibi görünüyor.
Toplumun ortak heyecanlarından biri olan milli takım cephesinde ise beklentilerin altında kalan sonuçlar kamuoyunda hayal kırıklığı oluşturdu.
Türk milleti siyaset söz konusu olduğunda farklı görüşlere sahip olabilir.
Ancak ay yıldızlı forma sahaya çıktığında herkes aynı duyguda birleşiyor.
Bu nedenle yaşanan sportif başarısızlıklar yalnızca bir skor meselesi olarak görülmüyor.
Milli moral ve toplumsal motivasyon açısından da önem taşıyor.
Peki bütün bu gelişmeler neyi gösteriyor?
Türkiye yeni bir siyasi dönemin eşiğinde olabilir.
CHP içerisinde yaşanan kırılmalar, İYİ Parti’nin yeni arayışları, Cumhur İttifakı’nın 2028 hazırlıkları, küresel gelişmeler ve ekonomik beklentiler birlikte değerlendirildiğinde önümüzdeki iki yılın son derece hareketli geçeceği anlaşılıyor.
Belki de bugün Ankara koridorlarında fısıltıyla konuşulan bazı senaryolar yarının manşetleri olacak.
Belki de bugün imkânsız görülen siyasi ittifaklar birkaç ay sonra gerçeğe dönüşecek.
Siyasette hiçbir boşluk uzun süre kalmaz.
Bir parti zayıfladığında başka bir yapı güçlenir.
Bir lider geri çekildiğinde yeni bir lider sahneye çıkar.
Türkiye tam da böyle bir dönemin içinden geçiyor.
Önümüzdeki süreç yalnızca partilerin değil, liderlerin de yeniden şekilleneceği bir dönem olacak.
Ve her zamanki gibi son sözü kulisler değil, millet söyleyecek.