DİNOZOR DİYE ALAY ETTİLER, BUGÜN O DİNOZORUN GÖLGESİNDE GEZİYORLAR

DİNOZOR DİYE ALAY ETTİLER, BUGÜN O DİNOZORUN GÖLGESİNDE GEZİYORLAR

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ağustos 8, 2026 - 18:39
Ağustos 8, 2026 - 18:39

Geçtiğimiz günlerde ANKAPARK’ın kapısından içeri girdim. Bir Ankaralı olarak gezdim, baktım, düşündüm. Paslanmış oyuncaklara, yılların izini taşıyan yapılara, devasa alana ve bütün o ihtişamın arasında kaybolup gitmiş zamana baktım.

Sonra kendi kendime sordum:

Biz bu şehre ne yaptık?

Daha doğrusu, siyasi kavga uğruna Ankara’ya ne yaptık?

Çünkü ANKAPARK’a bugün yalnızca bir eğlence parkı olarak bakarsanız meseleyi anlayamazsınız. Orada gördüğünüz şey aynı zamanda Türkiye’de belediyeciliğin nasıl siyasi hesaplaşmaya kurban edilebildiğinin devasa bir fotoğrafıdır.

Melih Gökçek’i seversiniz veya sevmezsiniz. Siyasi tarzını eleştirirsiniz. ANKAPARK’ın maliyetini, yerini, işletme modelini sorgularsınız. Bunların hepsi yapılabilir, yapılmalıdır da.

Ama Allah aşkına bir gerçeği de teslim edelim:

Adam buraya bir şey yapmış.

Hem de öyle üç bank, beş kamelya koyup adına “yaşam alanı” denilecek bir şey değil.

Bugün içinde gezerken büyüklüğünü ancak anlayabildiğiniz, Ankara’nın turizmine ve eğlence ekonomisine katkı sağlaması hedeflenen devasa bir kompleks ortaya koymuş.

Yanlışları varsa tartışalım.

Hesabı yanlışsa hesabını soralım.

Ama yapılanı da inkâr etmeyelim.

Melih Gökçek’in ANKAPARK hayali tartışılabilir; fakat ortada bir hayal, bir iddia ve gerçekleştirilmiş büyük ölçekli bir yatırım vardı. Bugün yıllar sonra o kapıdan yeniden içeri giren insanların şaşkınlığı bile bunun göstergesidir.

Fakat biz ne yaptık?

Dinozor gördük.

Yıllarca dinozor konuştuk.

Dinozorların fiyatlarını konuştuk.

Dinozorların önünde fotoğraf çekip siyaset yaptık.

ANKAPARK’ı Melih Gökçek’in siyasi kimliğine indirgedik ve sonunda öyle bir hava oluşturduk ki sanki orası Ankara’nın değil, Gökçek ailesinin şahsi mülküydü.

Oysa para Ankara’nın parasıydı.

Tesis Ankara’nın tesisiydi.

Yapılan yatırım Ankara’nındı.

20 Mart 2019’da açılan ANKAPARK’ın işletme macerası kısa sürdü. Ardından hukuki ihtilaflar başladı. Alan ancak 18 Temmuz 2022’de, mahkeme sürecinin ardından Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne teslim edildi. Bu gerçeği özellikle yazıyorum; çünkü kimsenin hakkını kimseye yedirmemek gerekiyor.

2019 ile 2022 arasındaki hukuki sürecin sorumluluğunu bugünkü belediye yönetimine yüklemek doğru değildir.

Peki 18 Temmuz 2022’den sonrasını kime soracağız?

Asıl soru burada başlıyor.

Ankara Büyükşehir Belediyesi Ocak 2024’te ANKAPARK’ın Ankaralıların kullanımına açılacağını duyurdu. Aradan zaman geçti. 2024 bitti, 2025 bitti. Nihayet bugün insanlar yeniden ANKAPARK’ın içinde dolaşıyor.

Ve ortaya son derece ironik bir manzara çıktı.

Dün siyasi utanç vesikası gibi gösterilen yere bugün vatandaş davet ediliyor.

Dün küçümsenen alan bugün yeniden Ankara’nın kullanımına sunuluyor.

Dün “israf” denilerek hafızalara kazınan tesis için bugün yeniden kullanım senaryoları geliştiriliyor.

İnsan ister istemez soruyor:

Madem burası kullanılabilecek bir yerdi, neden yıllarca Ankara’nın önünde çürüdü?

Daha önemlisi, madem bugün yeniden kapılarını açıp insanları içeri davet edecektiniz, dün bu kadar ağır siyasi propaganda neden yapıldı?

ANKAPARK’ın yeniden açılmasına karşı değilim.

Aksine sonuna kadar destekliyorum.

Geç bile kalındı.

Çünkü benim meselem Melih Gökçek değil, Mansur Yavaş değil.

Ben Ankaralıyım.

Ama tam da Ankaralı olduğum için Melih Gökçek’e de hakkını teslim etmek zorundayım.

Bugün o alana girdiğinizde görüyorsunuz ki adam Ankara için büyük düşünmüş.

Başarılı oldu mu?

Tartışılır.

İşletme modeli doğru muydu?

Tartışılır.

Maliyeti doğru muydu?

Sonuna kadar sorgulanır.

Ama “hiçbir şey yapmadı” diyemezsiniz.

Daha da önemlisi, yapılan yatırımın yıllarca kaderine terk edilmesini ANKAPARK’ın ilk yatırım maliyetini göstererek açıklayamazsınız.

Çünkü kötü olduğunu düşündüğünüz bir yatırımın üzerine bir de onu çürüterek ikinci bir kamu zararı eklemek belediyecilik değildir.

Asıl mesele budur.

Bir belediye başkanı kendisinden önceki yönetimin eserlerini beğenmek zorunda değildir. Fakat onları korumak zorundadır.

Çünkü belediyecilik intikam makamı değildir.

Bir şehrin hafızası seçimden seçime sıfırlanamaz.

Melih Gökçek gider, Mansur Yavaş gelir. Yarın Mansur Yavaş gider, başkası gelir.

Ama Ankara kalır.

İşte Türkiye’de bir türlü yerleştiremediğimiz şehir kültürü budur.

Yeni gelen eskiyi silmeye çalışıyor. Eski dönemin tabelasını indiriyor, projesinin adını değiştiriyor, eserini küçümsüyor. Sonra yıllar geçiyor ve bir bakıyorsunuz dün eleştirdiği şeyi başka bir isimle kendisi kullanmaya başlıyor.

ANKAPARK bunun Ankara’daki en büyük sembollerinden biri oldu.

Üstelik bugün alanın içinde gezerken insanın canını asıl acıtan şey harcanan paradan çok, harcanan zamandır.

Makine tamir edilir.

Demir değiştirilir.

Boya yeniden yapılır.

Peyzaj yeniden düzenlenir.

Ama geçen yılları satın alamazsınız.

Ankara’nın çocuklarının kaybettiği yılları geri getiremezsiniz.

Turistin gelmediği yılları geri getiremezsiniz.

Orada oluşabilecek ticareti, istihdamı ve ekonomik hareketliliği geriye dönük yaratamazsınız.

Ve bugün ANKAPARK’ın kapısından yeniden içeri giren Ankaralıların merakı bize aslında başka bir şeyi daha gösteriyor:

Demek ki Ankara burayı merak ediyormuş.

Demek ki insanlar görmek istiyormuş.

Demek ki burası tümden yok sayılacak bir alan değilmiş.

O halde Melih Gökçek’e yıllarca yöneltilen eleştirilerden bağımsız olarak şu hakkı teslim etmek gerekiyor:

Adam Ankara’nın önüne büyük bir proje koymuştu.

Belki fazla büyüktü.

Belki hesabında yanlışlıklar vardı.

Belki işletme modelinde ciddi hatalar yapıldı.

Ama küçücük düşünmemişti.

Bugün mesele Gökçek’i yeniden belediye başkanı yapmak değildir. Mesele bir dönemin hakkını teslim edebilecek siyasi olgunluğu gösterebilmektir.

Ben ANKAPARK’ı gezerken bunu gördüm.

Ve açık söyleyeyim:

Melih Gökçek’in ANKAPARK’ını eleştirenlerin bugün ANKAPARK’ı yeniden Ankaralıların kullanımına açması, tarihin oldukça manidar bir cilvesidir.

Çünkü bazı eserler hakkında hükmü siyasetçiler değil, zaman verir.

ANKAPARK bugün hâlâ ayaktaysa, insanlar yıllar sonra kapısından içeri girmek için merak duyuyorsa, Ankara Büyükşehir Belediyesi de burayı yeniden değerlendirmek için çalışıyorsa artık şu sorudan kaçamayız:

Acaba sorun gerçekten ANKAPARK mıydı, yoksa ANKAPARK’ı yapan kişinin Melih Gökçek olması mıydı?

Bence Ankara artık bu soruyu sormalıdır.

Hesabı sorulması gereken hesabı sorun.

Yanlış yapılmışsa yanlış deyin.

Bir kuruş kamu zararı varsa üzerine gidin.

Ama eserle kavga etmeyin.

Çünkü şehirler siyasi rövanşla yönetilmez.

Ve en önemlisi, geçmişi yok ederek gelecek inşa edilmez.

Bugün ANKAPARK’ın kapıları yeniden açılıyor.

Çocuklar içeri giriyor.

Aileler geziyor.

Fotoğraflar çekiliyor.

Yıllarca siyasi tartışmaların sembolü yapılan dinozorlar yeniden insanların karşısında duruyor.

Belki de o dinozorların söyleyecek dili olsaydı Ankara siyasetinin son yedi yılını tek cümlede anlatırlardı:

“Bizim üzerimizden tepinirken aslında Ankara’nın malını çürüttünüz.”

Şimdi yapılması gereken belli.

ANKAPARK ayağa kaldırılmalı.

Kurtarılabilecek oyuncaklar teknik ve bağımsız incelemelerden geçirilerek kurtarılmalı, ekonomik ömrünü tamamlayanlar yenilenmeli, alan çağın ihtiyaçlarına göre yeniden tasarlanmalı. Özel sektör gerekiyorsa getirilmeli, uluslararası işletmeci gerekiyorsa bulunmalı. Ankara’nın sırtına yeni ve kontrolsüz bir maliyet yüklemeden bu devasa yatırım ekonomiye, turizme ve şehre kazandırılmalı.

Ve bunu yaparken Melih Gökçek’in adını silmeye de gerek yok.

Çünkü şehirlerin geçmişi, belediye başkanlarının görev süresi bittiğinde başlamaz.

İyi yaptığını söylemek kimseyi Gökçekçi yapmaz.

Yanlış yaptığını söylemek de düşmanı yapmaz.

Ama yapılmış bir eseri sırf rakibiniz yaptı diye değersizleştirmek, sonra yıllar geçince dönüp aynı eseri yeniden kullanmaya çalışmak siyasi bir çelişkidir.

ANKAPARK bugün yalnızca kapılarını açmadı.

Bence yıllardır üzerine kurulan siyasi söylemin de kapısını açtı.

Şimdi Ankara içeride geziyor.

Bakıyor.

Kararını kendisi veriyor.

Ben de bir Ankaralı olarak gezdim ve kararımı verdim:

Dinozorlar çürümüş olabilir. Ama asıl sorgulamamız gereken, Ankara’nın neden onlarla birlikte yıllarca bekletildiğidir.

Ve Melih Gökçek’e bugün teslim edilmesi gereken bir hak varsa o da şudur:

Siz adamın siyasetini beğenmediniz diye yaptığı eser yok olmadı.

Yedi yıl sonra kapısını yeniden açıp Ankara’yı içeri davet ettiğiniz ANKAPARK, bugün belki de bunu herkesten daha yüksek sesle söylüyor.