ASIRLIK ATA SPORU ÇEVGAN

ASIRLIK ATA SPORU ÇEVGAN

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Haziran 15, 2026 - 12:24

Orta Asya’da ve Türklerde at ve atlı sporlar hayatın önemli bir parçasıydı. Atlı sporlar aslında sürekli savaş halinde olan eski Türklerin bir savaş idmanıydı. Cirit, gökbörü, okçuluk, atlı okçuluk, çevgan ve çöğen bu atlı sporların en önde gelenleridir. Geleneksel sporlar ve daha ziyade okçuluk ve atlı okçuluk üzerine çalışmalar yapan Kaymakam Fatih Genel’in kitabını okuduğumda ilgimi çeken çevganı sizlere de tanıtmak üzere bu yazıyı kaleme alıyorum.

Tarihi süreç içinde Polo adıyla İngilizler vasıtasıyla bütün dünyaya yayılan çevgan, milattan öncesinde Orta Asya ve Azerbaycan Türkleri tarafından at üzerinde oynanan bir binicilik oyunudur. Geniş bir alanda, iki takım halinde ayrılmış atlıların, ellerindeki ağaçtan sopalarla keçi derisinden yapılmış topu karşı tarafın kalesine atmaları esasına dayanılarak oynanan bir oyundur. Kaşgarlı Mahmud Divanu Lügati’t Türk adlı eserinde bu oyuna yer vermiş ve orada bu oyunun aynı cirit gibi olduğunu söylemiştir. Oyunun amacının kişinin at üzerinde hareket kabiliyetlerini geliştirmek ve savaşa hazırlamak olduğunu belirterek önemini vurgulamıştır.

Sultanlar, emirler ve askerlerin her an savaşa hazırlıklı olabilmek için oynadıkları bu oyun asırlık bir ata sporumuzdur. Özellikle Selçuklu döneminde oldukça rağbet edilen çevgan, Osmanlı Devleti zamanında da oynanırdı. Günümüzde Azerbaycan’da özellikle Nevruz kutlamalarında oynanan ve çok sevilen oyunlardan biridir. Sadece Orta Asya’da değil, batıya göçen Türkler tarafından da oynanmaya devam edilen çevgan, 2013 yılında Azerbaycan için, 2017 yılında ise İran için UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne dahil edilmiştir.

İran, Bizans, Çin, Emevî, Abbasî, Karahanlı, Gazneli, Selçuklu, Harezmşah, Memluklu, Hindistan, Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Osmanlı gibi devletlerin bulunduğu coğrafyalarda oynanan çevgan oyununda kullanılan topa “gûy”, topu çelmeye yarayan sopaya veya ucu kıvrık değneğe ise “çevgân” denir ki oyunun ismi de buradan gelir. Araplarda ilk kez İslam öncesi Lahmîler Devleti’nde görülen çevgan oyunu, daha sonra Emevîler devrinde Birinci Yezid’in saray eğlenceleri arasına girmiştir.

Genel olarak çevgan oyununun oynanış şeklini şöyle izah edebiliriz. Dörder kişilik iki takımdan oluşan ve dört köşeli sahada oynanan bir oyundur. Sahanın büyüklüğüne göre oyuncu sayısı artabilir. Oyuncular, at üzerinde iki takım halinde ellerindeki çevgan ile sürdükleri guyu, karşı tarafın iki direk arasındaki kalesinden geçirmeye çalışırlar. Takımların galip gelebilmeleri için yedi kez topu kaleden geçirmeleri gerekir.

Oyunda kullanılan “guy” isimli top, 10-15 santimetre çapında olup söğüt veya akça ağaç budağından yapılır. Ayrıca küçük bir çakıl taşının çevresine pirinç samanı sarılarak üzeri deri ile kaplanmış topların da kullanıldığı olurdu. Diğer oyun aracı olan ve “çevgan” isimli sopa ise yaklaşık bir buçuk metre uzunluğunda olurdu.

Çevgan oyuncularına “çevgânbaz”, değnekle topa vurana ise “çevgânzen” denilir. At üzerinde oynanan bir oyun olan çevganda en az oyuncular kadar önemli olan bir unsur da attır. Çevgan oyununda kullanılan atlar, bu oyun için özel olarak henüz tay iken özenle eğitilmeye başlanır. Toprak alanda oynanan çevgan, Orta Asya Türklerinin çok büyük önem verdikleri değerli bir kültürdür.

Selçuklular döneminde sultanların bile zevkle oynadıkları bu oyunda hükümdarın çevganını taşıyan ve saray hizmetlileri arasında yer alan “çevgandar” isimli resmî bir görevli dahi bulunurdu.

Türklerin eski çağlardan beri oynayageldikleri bu oyun o kadar yaygındır ki birçok edebî esere dahi konu olmuştur. Hz. Mevlâna Mesnevi’sinde, Nizami Hüsrev ile Şirin’inde ve Dede Korkut Hikâyeleri’nde çevgandan bahsedilmiştir. Osmanlı döneminde yaşayan meşhur seyyahımız Evliya Çelebi, Anadolu’yu gezdiği sırada Bitlis’te çevgan oyununu izlemiş ve Seyahatnamesi’nde bu oyunun nasıl oynandığını anlatmıştır. Selçukname’de ise Alaeddin Keykubat’ın Akdeniz sahillerinde ordusuna çevganla idman yaptırdığı anlatılır.

Çevgan sporuna tasavvufi anlamlar katan mutasavvıflar, erenler ve şairler de olmuştur. Guy-u Çevgan başlıklı risaleler yazılmış ve aynı zamanda aşkın sembolü olarak değerlendirilmiştir.

Bir Orta Asya spor oyunu olan çevgan tasavvuf dilinde, guy yani top insanı temsil ederken, çevgan yani ucu eğri değnek kaza ve kaderi temsil eder. İnsan, kaza ve kaderin cilvesiyle, bela ve musibetlerin şiddetiyle olgunlaşan bir canlıdır.

Yazımı, sevgi dilini en güzel şekilde kullanan Yunus Emre’nin yüzyıllar öncesinde söylediği şu ifadelerle noktalıyorum:

“Erenler meydanında yuvarlanır top idim.

Padişah çevgan’ında kaldım ise ne oldu…”