Babalar Günü’nde Bir Babayı Hatırlamak: Sultan II. Abdülhamid Han

Babalar Günü’nde Bir Babayı Hatırlamak: Sultan II. Abdülhamid Han

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Haziran 22, 2026 - 14:24

Her yıl Babalar Günü’nde fedakârlığın, merhametin, koruyuculuğun ve rehberliğin sembolü olan babalarımızı anıyoruz. Ancak tarih bazen öyle şahsiyetler yetiştirir ki, onların babalığı yalnızca kendi ailesiyle sınırlı kalmaz; milyonlarca insanı, hatta coğrafyaları kuşatan bir şefkate dönüşür.

Eğer Babalar Günü sadece biyolojik babaları değil, milletlere ve medeniyetlere rehberlik eden büyük şahsiyetleri de anma günü olacaksa, 33 yıl boyunca İslam coğrafyasını bir baba şefkatiyle yöneten Sultan II. Abdülhamid Han'ın da mutlaka hatırlanması gerekir.

Çünkü Abdülhamid Han, yalnızca Osmanlı Devleti'nin 34. padişahı değil; aynı zamanda dünyanın en zor dönemlerinden birinde ümmetin yükünü omuzlarında taşıyan bir devlet adamıydı.

Bir Hükümdardan Daha Fazlası

Sultan II. Abdülhamid, çocuk yaşta annesini kaybetmiş, hayatın zorluklarıyla erken yaşlarda tanışmıştı. Belki de bu nedenle yönetim anlayışında merhamet ve temkin daima ön planda oldu.

Şehzadelik yıllarında aldığı çok yönlü eğitim; Arapça, Farsça ve Fransızca bilgisi, sanat ve müziğe olan ilgisi, ekonomi ve dünya piyasalarına dair birikimi onun sıradan bir hükümdar olmadığını gösteriyordu.

Bilimsel açıdan bakıldığında Abdülhamid Han'ın en dikkat çekici yönlerinden biri "stratejik liderlik" anlayışıdır. Modern yönetim bilimlerinde kriz dönemlerinde başarılı liderlerin ortak özelliği; öngörü, risk yönetimi ve uzun vadeli planlama olarak kabul edilir. Abdülhamid Han'ın 33 yıllık saltanatı bu özelliklerin güçlü bir örneğidir.

Devleti Ayakta Tutan Sabır

Tahta geçtiğinde Osmanlı Devleti ekonomik iflasın eşiğinde, savaşların ortasında ve dış müdahalelerin baskısı altındaydı.

Balkanlar karışmış, Rusya İstanbul kapılarına dayanmış, devlet ağır borç yükü altına girmişti.

Böylesine zor bir dönemde Abdülhamid Han, askeri güç kadar diplomasinin de önemini kavrayarak denge politikası yürüttü. Bugün uluslararası ilişkiler literatüründe "denge siyaseti" olarak tanımlanan yöntemlerle büyük devletler arasında manevra alanı oluşturdu.

Birçok tarihçi, Osmanlı Devleti'nin dağılma sürecini onlarca yıl geciktiren en önemli unsurun Abdülhamid'in diplomatik zekâsı olduğunu kabul etmektedir.

Bir Baba Gibi Koruyan Lider

Onun liderliğini farklı kılan sadece siyasi başarısı değildi.

Endonezya'dan Doğu Türkistan'a, Yemen'den Güney Afrika'ya kadar uzanan geniş İslam coğrafyasındaki mazlumların meseleleriyle ilgilenmesi, halifelik makamını yalnızca sembolik değil, sorumluluk gerektiren bir emanet olarak görmesiydi.

Bugün sosyal psikolojide "koruyucu liderlik" olarak tanımlanan yaklaşımın izlerini Abdülhamid Han'ın yönetiminde görmek mümkündür.

Kan dökülmesini istememesi, sürgüne gönderilen muhaliflere dahi maaş bağlatması, halkın refahını önceleyen projeler geliştirmesi onun sert bir hükümdardan çok, devletini ve milletini korumaya çalışan bir baba figürü olarak algılanmasına neden olmuştur.

Nitekim vefatında halkın cenazesi arkasından yükselen şu feryadı tarih kayıtlarına geçmiştir:

"Babamız! Bizi bırakıp nereye gidiyorsun?"

Bu söz, bir hükümdara değil; kendisini koruyan, kollayan ve sahip çıkan bir baba olarak görülen lidere duyulan özlemin ifadesidir.

Eğitim, Bilim ve Kalkınma Hamlesi

Abdülhamid Han denildiğinde çoğu zaman siyasi mücadeleler konuşulur. Oysa onun döneminde eğitim ve altyapı alanında gerçekleştirilen yatırımlar da dikkat çekicidir.

Binlerce okul açılmış, hastaneler kurulmuş, demiryolları inşa edilmiş, haberleşme ağları geliştirilmiş ve devletin modernleşmesi için önemli adımlar atılmıştır.

Bugün kalkınma ekonomisinde bir ülkenin gelişiminin temel şartları olarak kabul edilen eğitim, ulaşım ve kurumsal kapasite alanlarında yapılan yatırımlar, Abdülhamid döneminin en önemli mirasları arasında yer almaktadır.

Filistin Konusundaki Tavrı

Abdülhamid Han'ın en çok hatırlanan yönlerinden biri de Filistin konusundaki kararlı duruşudur.

Kendisinden Filistin topraklarının satılması talep edildiğinde verdiği cevap, yalnızca siyasi değil aynı zamanda ahlaki bir duruşun da göstergesiydi:

"Ben bir karış dahi toprak satamam; zira o bana değil, milletime aittir."

Bu söz, devlet yönetiminde emanet anlayışının ve sorumluluk bilincinin güçlü bir ifadesi olarak tarihe geçmiştir.

Babalar Günü’nde Neden Abdülhamid Han?

Babalar yalnızca evlatlarını büyüten insanlar değildir.

Bazen bir milletin geleceğini koruyan, zor zamanlarda ümmete umut olan, milyonların derdiyle dertlenen liderler de toplumların hafızasında "baba" olarak yer edinir.

Sultan II. Abdülhamid Han, 33 yıl boyunca yalnızca bir devlet yönetmedi; dağılmak üzere olan bir medeniyeti ayakta tutmaya çalıştı. Sabırla, metanetle, diplomasiyle ve inancıyla mücadele etti.

Bu nedenle Babalar Günü vesilesiyle yalnızca ailelerimizin kahramanlarını değil, tarihimizin büyük rehberlerini de hatırlamak gerekir.

Bugün onu seven de olabilir, eleştiren de...

Ancak tarihî gerçek şudur ki; Sultan II. Abdülhamid Han, yaşadığı çağın en zor şartlarında devletini, milletini ve ümmetini korumak için mücadele etmiş büyük bir liderdir.

Ve belki de bu yüzden, aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ "Ulu Hakan" olarak anılmaya devam etmektedir.