Ankaralı Merdivenin Hikâyesi

Ankaralı Merdivenin Hikâyesi

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ağustos 5, 2026 - 09:49

Ankara'da tam bir yıldır aynı işi yapan biri var.

Ne izin kullanıyor, ne görev yeri değişiyor, ne de hakkında bir işlem yapılıyor.

Şehrin en merkezi yerlerinden birinde, herkes onu tanıyor ama kimse onun ne zaman işine başlayacağını bilmiyor. Her gün nöbetini tutuyor. Sessiz, sakin ve kıpırtısız...

Kızılay Yüksel Metro girişindeki yürüyen merdivenden bahsediyorum.

Tam bir yıldır yerinde dimdik duruyor. Öyle sabırlı ki... Önünden binlerce insan geçiyor; kimisi söyleniyor, kimisi gülüyor, kimisi "Bugün çalışıyordur belki." diye umutlanıyor. O ise 80'lerin devlet terbiyesini almış gibi sessiz. Kimseye cevap vermiyor.

İlk bozulduğunda kimse pek önemsemedi. "Olur böyle şeyler." dedik. "Bugün olmadı, yarın yaparlar." dedik. Sonra yarınlar haftaya döndü, haftalar aylara, aylar da neredeyse koskoca bir yıla... Mevsimler değişti, Ankara'nın ayazı geldi geçti, yaz sıcağı bastırdı, insanlar değişti ama merdiven hiç değişmedi. Aynı yerde, aynı sessizlikle bekliyor.

İşin ilginç tarafı, bir ara birkaç gün çalıştı. Vallahi umutlandık.

İnsan, eski dostunu ayağa kalkmış görünce mutlu oluyor. Meğer mevsimlik bir hevesmiş. Birkaç gün sonra yine sustu. Sonra etrafını bariyerlerle çevirdiler. Sanırsınız arkeolojik kazı alanı.

Artık tamir etmiyorlar; koruma altına aldılar.

Biraz daha böyle giderse üzerine "Korunması gereken kültür varlığıdır." tabelası asacaklar.

Kendi kendime türlü türlü senaryolar kuruyorum. Acaba ABB vatandaşın sağlığını mı düşünüyor? "Merdiven çıkın, spor yapın." diye sessiz bir kampanya mı yürütüyor? Güzel fikir aslında ama hemen yan taraftaki yürüyen merdiven çalışıyor. Metro içindeki diğer merdivenler de arada naz yapsa da haftanın iki veya üç günü görevini yerine getiriyor. Demek ki mesele spor da değil.

O zaman aklıma başka ihtimaller geliyor.

Belki ABB yöneticilerini örnek alıp iş durdurma eylemi yapıyordur.

Acaba diğer merdivenleri kıskanıyor mudur? Belki de, "Hiç olmazsa haftanın belli günleri çalışsam ben de. Benim de basamaklarımın arasında kâğıtlar, biletler, çekirdek kabukları birikse." diye iç geçiriyordur.

Kim bilir...

Eşyaların biz insanlar gibi duyguları yok ama ABB'nin sonsuz mazeretleri var.

İşin bir diğer tarafı da şu...

Ne bu merdiven, ne otobüslerin klimalarının çalışmaması, ne bozuk kaldırımlar, ne de şehrin kirli görüntüsü... Hiçbirine şaşırmıyoruz artık.

İnsanlar bu bozuklukları görünce şaşırmıyor. Çalışan bir belediye görseler şaşıracaklar. Merdiven bir gün yürümeye başlasa, önünde hatıra pozu verenler çıkmaz mı?

Asıl problem sadece merdivenin yürümemesi değil; belediyecilikte ortaya çıkan idare zafiyetidir. Mesele, en temel belediyecilik hizmetlerinin bile ABB yönetiminin umurunda olmaması.

Zira bir şehir, süslü cümlelerle yahut popülizmle değil; küçük hizmetlere gösterilen ehemmiyetle hayat bulur. Vatandaşın nazarında belediyenin itibarı da burada başlar. Çünkü insanlar belediyeyi seçim meydanlarında değil, her gün bastıkları kaldırımda ve çıktıkları metro merdiveninde tartar.

Tabii kimin aklına gelir bunlar?

Parti içi koltuk kavgalarının arasında dönüp de insanın bunları düşünmeye vakti olur mu?

Neticede bizim metro çıkışındaki merdiven artık bir ulaşım aracı olmaktan çıktı; kentin en uzun soluklu performans sanatına dönüştü.

Tek farkı şu:

Sanat eserlerinin bir anlamı vardır.

Bu merdivenin ise hâlâ bir açıklaması yok.