BİPOLAR Olmak: Arızalı Değil, İnsan Olmanın Ağır Bir Versiyonu

BİPOLAR Olmak: Arızalı Değil, İnsan Olmanın Ağır Bir Versiyonu

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Temmuz 27, 2026 - 00:27

Toplumun en büyük hastalığı bipolar değildir; etiket bağımlılığıdır. Bir insanın dosyasında "Bipolar Bozukluk" yazdığı an, sanki nüfus cüzdanı iptal edilir, yerine görünmez bir sabıka kaydı düzenlenir. Artık kimse onun dürüst olup olmadığıyla, vicdanıyla, emeğiyle ya da karakteriyle ilgilenmez; tek ilgilendikleri şey tanısıdır. Ne tuhaftır ki aynı insanlar sabah trafikte birbirine küfür eder, öğlen iş arkadaşının kuyusunu kazar, akşam ailesine bağırır, gece de sosyal medyada "Sevgi her şeyi çözer." diye paylaşım yapar. Sonra da kendilerine "normal" derler. Bipolar olan ise "tehlikeli" olur. Kara mizah tam da burada başlıyor. Çünkü bu toplumda psikiyatri raporu taşımak, vicdansız olmaktan daha ağır bir kusur sayılabiliyor. Kimse "Ben yalancıyım.", "Ben zorbayım.", "Ben manipülatörüm." diye dolaşmıyor ama biri "Ben bipolarım." dediğinde ortama görünmez bir alarm sesi yayılıyor. Belki de korktuğunuz şey bipolar insanlar değildir; onları tanımadan onlar hakkında üretilen önyargılardır. Çünkü karakter bozukluğu olanlar çoğu zaman hiçbir etiket taşımadan aramızda dolaşırken, ruhsal bir hastalık tanısı olan insanlar yıllardır açıklamak zorunda bırakıldıkları bir kimlikle yaşamaya mahkûm ediliyor.

Bipolar olmak romantik bir film sahnesi değildir; alkış bekleyen dramatik bir hikâye de değildir. Bazen sabah yataktan kalkabilmek bile görünmeyen bir maratondur. Ama insanı en çok yoran hastalık değil, insanların acımasız merakıdır. "Ne yapacağı belli olmaz." derler. Haklılar... Çünkü aslında kimsenin ne yapacağı belli olmuyor. Tarihin en büyük savaşlarını çıkaranların, en büyük yolsuzlukları yapanların, en ağır şiddet suçlarını işleyenlerin önemli bir kısmı bipolar değildi. Ama nedense iş başvurusunda, arkadaşlıkta ya da aşkta sorgulanan hep bipolar birey oluyor. İş görüşmelerindeki "Biz sizi ararız." cümlesi bazen tanının Türkçe karşılığı hâline geliyor. İnsanlar psikiyatrik tanılardan korkarken, kibirden, nefretten, yalandan ve vicdansızlıktan hiç korkmuyor. Oysa toplumun gerçek akıl sağlığını bozanlar çoğu zaman hastalar değil; empati yoksunluğunu normalleştirenlerdir. Belki de "normal" dediğimiz şey, sadece çoğunluğun alışkanlığıdır.

İşin en ironik tarafı ise şudur: Toplum, ruh sağlığı konusunda herkese konuşma hakkı tanıyor ama dinleme sorumluluğunu kimse üstlenmiyor. Bir psikiyatri uzmanının yıllar süren eğitimiyle koyduğu tanıyı, bazı insanlar beş dakikalık bir sohbetle ya da kulaktan dolma bilgilerle yargılayabiliyor. "Ben olsam öyle yapmazdım.", "Kafanda kuruyorsun.", "Biraz güçlü ol." cümleleri, çoğu zaman bilgisizliğin en kibirli hâlidir. Oysa hiç kimse diyabet hastasına "İnsülini kafanda bitir.", kalp hastasına "Biraz iradeli ol da damarların açılsın." demez. Ruh sağlığı söz konusu olduğunda ise bilim bir kenara bırakılıyor, önyargılar uzman kesiliyor. Belki de asıl sorgulanması gereken, bipolar bireylerin yaşamı değil; toplumun ruhsal hastalıklara karşı yıllardır tedavi etmeyi reddettiği olumsuz önyargılarıdır.

Bu yazı, bir tanıyı yüceltmek ya da romantikleştirmek için yazılmadı. Bir insanın tanısıyla değil, insanlığıyla değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmak için yazıldı. Bipolar bireyler acınmak istemiyor; kahraman ilan edilmek de istemiyor. Sadece tanılarının önüne insanlıklarının geçmesini istiyorlar. Çünkü onlar; çalışan, üreten, seven, kaybeden, yeniden ayağa kalkan insanlar. Ve belki de bu yazının sonunda utanması gereken bipolar bireyler değil; yıllardır tek bir kelimeyi bir insanın bütün kimliğinin önüne koyanlardır. Çünkü asıl arızalı olan beyinler değil, olumsuz önyargılardır.