Bir Evladın En Büyük Lüksü Baba Kucağı
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Geçtiğimiz hafta sonu sokaklar, birbirine zıt gibi görünen ama tam merkezinde insan ruhunu barındıran iki büyük dalganın kesişim kümesiydi. Bir yanda geleceklerini üç beş saate sığdırmaya çalışan gençlerin YKS maratonu, diğer yanda ise takvimlerin sessizce fısıldadığı Babalar Günü.
Okul önlerindeki o heyecanlı kalabalığı izlerken, şairin "Babanın prensesidir narin kızları..." dizeleri canlandı zihnimde. Ancak o demir kapıların ardındaki manzara, bu dünyanın en görkemli ama en ağır mirasını; yani nereye giderse gitsin insanın arkasından yürüyen o temiz baba itibarını ve onun eksikliğini tüm çıplaklığıyla yüzümüze vuruyordu.
Okul bahçelerindeki sosyolojik gerçeklik, toplum olarak nereye doğru evrildiğimizin sessiz bir kanıtı gibiydi. Bazı çocuklar şanslıydı; sağında annesi, solunda babasıyla adımlıyordu o heyecanlı yolları. Bazıları ise sadece annesiyle gelmişti; ayrılığın yükünü tek başına sırtlayan, hem anne hem baba olan o güçlü kadınların elleri, çocuklarının yüreğinden daha çok titriyordu. Aileyi dişi kuşun yaptığı doğruydu, evet; ama o kuşun fırtınalarda sığınacağı koca bir dağa, yani bir babaya ihtiyacı yadsınamaz bir gerçekti.
Tam da bu yüzden kalbimi en çok acıtan, kalabalığın içinde tek başına, sırt çantasıyla kimsesiz gibi sınava gelenlerin ya da dedesinin elini tutmuş genç yüreklerin o "gıptayla bakan" buruk gözleri oldu. Çünkü bir genç kızın veya bir delikanlının gözlerinde o an umutsuzluk görüyorsanız bilirsiniz ki; ya arkasında yaslanacak bir çınarı yoktur ya da o çınar yerindedir ama gölge etmeyi unutmuştur. Gücü tükenen çocuğun sığınacak bir baba kucağı yoksa, hayat onun için o sınav salonundan çok daha önce zorlaşmıştır.
Oysa baba kelimesi sadece kuru bir otoriteyi değil; saygıyı, sevgiyi ve en çok da karşılıksız fedakârlığı barındırır. Özellikle bir kız çocuğu için baba; arkasını yasladığı, asla yıkılmayacağını bildiği koca bir dağ, hayatın dalgalarına karşı sığındığı ilk ve son limandır. Öğretmenine kırılıp ağlayan kız çocuğunun gözyaşı babanın yüreğine akar; anne mutfaktan kovaladığında, sığınılacak ilk güvenli bölge yine babanın kucağıdır. Kız çocukları büyürken hep babaları gibi bir eş hayal eder; erkek çocuklar ise babaları gibi bir kahraman olmayı düşler. Bir de sırtını dayadıysa, o baba evladının en büyük kahramanı olur.
İşte bu yüzden, zor şartlarda geçim mücadelesi verirken bile evladına hissettirmeden dünyaları sunmaya çalışan, yemeyip yediren, giymeyip giydiren tüm babalar bu hayatın gerçek kahramanlarıdır. Sadece kan bağıyla bağlı olanların değil; eşinden ayrılıp tek başına evlat büyüten, hem ana hem baba olan o fedakâr yüreklerin ve "baba" kelimesinin içini saygıyla, sorumlulukla doldurabilen herkesin günü kutlu olsun.
Bir evladın en büyük lüksü, sırtını dayadığı dağın ona güvenmesidir. Evladına paradan ve puldan daha değerli olan o temiz "itibarı" miras bırakabilen, gölgesiyle bile evladını koruyan tüm güzel yüreklere selam olsun.
Vesselam.