Bir Transferden Fazlası: Nimet Özdemir Ak Parti’de
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Siyasette yaşanan bazı gelişmeler vardır ki, onları yalnızca parti değiştirme veya siyasi transfer olarak okumak eksik kalır. Çünkü bazı isimler, temsil ettikleri makamdan çok taşıdıkları fikirlerle, sergiledikleri duruşla ve söyledikleri sözlerle anlam kazanırlar.
Sayın Nimet Özdemir'in AK Parti'ye katılımını da bu çerçevede değerlendiriyorum.
Bugün yaşanan gelişmeyi değerlendirirken hafızam beni, Sayın Nimet Özdemir'in henüz CHP milletvekili olduğu dönemde gerçekleştirdiğimiz uzun ve samimi bir sohbete götürüyor. Gündemimiz sokak hayvanlarıydı. Ancak konuşma ilerledikçe bunun yalnızca hayvanlar üzerine bir sohbet olmadığını anlamıştım.
Aslında konuştuğumuz konu; toplumun şiddetle kurduğu ilişki, giderek derinleşen kutuplaşma ve ortak vicdanın nasıl yeniden inşa edilebileceğiydi.
O görüşmede Sayın Özdemir'in yalnızca hayvanlara yönelik şiddetten rahatsız olmadığını gördüm. Asıl kaygısı, toplumun her geçen gün daha fazla öfkeden beslenmesi, insanların şiddeti meşrulaştıran bir dile yönelmesi ve sosyal medyanın bu kutuplaşmayı sürekli beslemesiydi.
Konuşmamız sırasında hafızama kazınan bir cümlesi vardı:
"En savunmasız olanı korumayı başarabilirsek, çocuklarımızı da kadınlarımızı da koruyabiliriz."
Bu cümle bana göre yalnızca hayvan haklarını anlatmıyordu.
Bu cümle, bir medeniyet tasavvurunu anlatıyordu.
Çünkü bir toplumun vicdanı, en güçlüye gösterdiği saygıyla değil, en savunmasız olana gösterdiği merhametle ölçülür.
Merhamet seçici değildir.
Hukuk seçici değildir.
Devlet de seçici olmamalıdır.
Bugün bir çocuğun güvenliğini konuşurken, bir kadının yaşam hakkını savunurken, yaşlıların huzurunu korurken veya sokak hayvanlarına yönelik şiddeti önlemeye çalışırken aslında aynı zeminde duruyoruz.
Çünkü bütün bunların ortak paydası, insanın şiddeti normalleştirmediği bir toplum inşa edebilmektir.
Ben uzun zamandır sokak hayvanları meselesinin yalnızca hayvanlar üzerinden okunmasının doğru olmadığı kanaatindeyim.
Bu mesele aynı zamanda kamu güvenliğidir.
Toplumsal huzurdur.
Şehir yönetimidir.
Hukuktur.
Ve en önemlisi, toplumsal birlik meselesidir.
Ne yazık ki son yıllarda bu konu, insan ile hayvanı karşı karşıya getiren bir tartışmaya dönüştürüldü.
Bir tarafta yalnızca insan güvenliğini konuşanlar...
Diğer tarafta yalnızca hayvan haklarını konuşanlar...
Oysa güçlü devlet, taraf tutan değil; her iki tarafın da hakkını koruyabilen devlettir.
Çocuklarımız güven içinde sokakta yürüyebilmeli.
Kadınlarımız kendilerini güvende hissetmeli.
Yaşlılarımız korkmadan parkta oturabilmeli.
Aynı zamanda hiçbir hayvan da açlığa, işkenceye veya keyfi şiddete maruz kalmamalıdır.
Bunlar birbirine zıt hedefler değildir.
Tam aksine, aynı devlet aklının farklı yansımalarıdır.
İşte bu yüzden Sayın Nimet Özdemir'in AK Parti'ye katılımını yalnızca siyasi bir transfer olarak değerlendirmiyorum.
Konuşmamız sırasında kendisinde açıkça gördüğüm bir başka özellik de Türk milliyetçisi, Atatürk'e bağlı ve vatansever bir duruş sergilemesiydi.
Daha dikkat çekici olan ise, henüz CHP milletvekiliyken Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderlik vasfına ilişkin kullandığı ifadelerdi.
Türkiye'nin bulunduğu zor coğrafyada güçlü liderliğin önemini açıkça dile getirmişti.
Bugün yaşanan gelişmeye dönüp baktığımda, o gün dile getirilen düşüncelerin aslında bugünün habercisi olduğunu düşünüyorum.
Bu nedenle bende oluşan kanaat şudur:
Sayın Nimet Özdemir'in AK Parti'ye katılımı, yalnızca bir milletvekilinin parti değiştirmesi değildir.
Aynı zamanda AK Parti'nin kuruluş yıllarında toplumun farklı kesimlerini ortak değerlerde buluşturmayı başaran 2002 ruhuna yeniden yaklaşma iradesinin de önemli işaretlerinden biridir.
2002 ruhunu önemli kılan yalnızca seçim başarısı değildi.
İnsanları kimlikleri üzerinden ayrıştırmadan aynı hedef etrafında buluşturabilmesiydi.
Devletini sevenleri...
Milletini önceleyenleri...
Ortak akla inananları...
Farklı siyasi geçmişlere sahip olsalar bile aynı çatı altında bir araya getirebilmesiydi.
Türkiye'nin bugün de buna ihtiyacı olduğuna inanıyorum.
Çünkü kutuplaşma hiçbir sorunu çözmüyor.
Şiddet dili hiçbir yarayı iyileştirmiyor.
Sosyal medyada oluşturulan nefret iklimi, yalnızca toplumsal fay hatlarını daha da derinleştiriyor.
Oysa devletin görevi, bu fay hatlarını büyütmek değil; onları onarmaktır.
Bu noktada AK Parti Milletvekili Sayın Müşerref Pervin Tuba Durgut'un da önemli bir sorumluluk üstleneceğine inanıyorum.
Bir tarafta Sayın Nimet Özdemir...
Diğer tarafta Sayın Müşerref Pervin Tuba Durgut...
İki güçlü kadın...
İki anne...
Toplumsal vicdanı önceleyen iki siyasetçi...
Ben, özellikle sokak hayvanları konusunda geliştirecekleri yaklaşımın yalnızca hayvanların geleceğini değil, çocuklarımızın güvenliğini, kadınlarımızın huzurunu ve toplumsal barışı da güçlendireceğini düşünüyorum.
Çünkü mesele artık sokaktaki hayvanların sayısından ibaret değildir.
Mesele, toplumun birbirine nasıl baktığıdır.
Şiddetin sıradanlaşıp sıradanlaşmadığıdır.
Merhametin hâlâ ortak değer olup olmadığıdır.
İnsanların birbirini düşman olarak mı, yoksa aynı milletin fertleri olarak mı gördüğüdür.
Ben inanıyorum ki en savunmasız olanı koruyabilen bir devlet, çocuklarını da korur; kadınlarını da korur; yaşlılarını da korur; hayvanlarını da korur.
Çünkü güçlü devlet yalnızca sınırlarını koruyan devlet değildir.
Güçlü devlet, vicdanını da koruyabilen devlettir.
Temennim odur ki bu yeni dönem, sokak hayvanları meselesinin ideolojik tartışmaların dışına çıkarıldığı; aklın, hukukun, bilimin ve ortak vicdanın hâkim olduğu yeni bir sürecin başlangıcı olur.
Çünkü sonunda kazanan yalnızca bir siyasi parti olmamalıdır.
Kazanan, çocuklarıyla, kadınlarıyla, yaşlılarıyla ve tüm canlılarıyla birlikte huzur içinde yaşayan Türkiye olmalıdır.