Bir Zamanlar Köy Vardı, Şimdi Sadece Hatıraları Kaldı

Bir Zamanlar Köy Vardı, Şimdi Sadece Hatıraları Kaldı

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Haziran 23, 2026 - 12:01

İnsan yaş aldıkça çocukluğuna daha çok döner. Çünkü çocukluk, sadece yaşanmış yıllar değil; paylaşmanın, dayanışmanın ve insan olmanın en güzel tarifidir.

Benim çocukluğumun köyünde kapılar kilitlenmezdi, gönüller kapanmazdı. Herkes birbirini tanır, herkes birbirinden haberdar olurdu. Bir evde hastalık varsa ziyaret edilmeden geçilmez, bir ailenin yardıma ihtiyacı varsa kimse çağrılmayı beklemezdi. Yardım etmek görev değil, insanlığın gereğiydi.

Düğün hazırlıkları da bugünkü gibi salonlara ve organizasyon şirketlerine bırakılmazdı. Günler öncesinden imece başlardı. Keşkek dövülür, kadayıf kesilir, yaprak sarılır, kazanlar kaynardı. Köyün kadını erkeği, genci yaşlısı el ele verir, düğünü sadece bir ailenin değil, bütün köyün düğünü haline getirirdi.

Dışarıdan köyümüze gelin almaya gelen misafirler ise her eve paylaştırılırdı. Her hane misafir ağırlamak ister, "Bize de misafir verin." diye düğün evine gelenler olurdu. Hatta misafir düşmeyince gönül koyanlar bile çıkardı. Çünkü misafir bereketti, misafir Allah'ın emanetiydi.

O günlerde yemek beğenmeme diye bir anlayış yoktu. Sofraya ne konduysa şükredilerek yenirdi. Kimse "Şu eksikti, bu güzeldi." demezdi. Yemeğin değil, gönlün ikram edildiği bilinirdi.

Cenazelerde ise bambaşka bir hassasiyet vardı. Acılı aile yalnız bırakılmazdı. Komşular yemeklerini yapar, evlerine götürür, acıyı paylaşırdı. Günlerce radyo açılmaz, müzik dinlenmezdi. Yas sadece cenaze sahibinin değil, bütün köyün ortak hüznü olurdu.

Bugün ise ne yazık ki birçok şey tersine döndü. Cenaze sahibi hem acısıyla uğraşıyor hem de başsağlığına gelenlere yemek hazırlamak zorunda kalıyor. Üstelik bazıları ikram edilen yemeği, pideyi bile beğenmediğini açıkça söyleyebiliyor. Oysa eskiden başsağlığına gidilirken yük olmaya değil, yük almaya gidilirdi.

Komşuluk da bambaşkaydı. Evde şeker biterdi, un eksilirdi, yağ kalmazdı. Annem, "Oğlum, Naime ablaya git, al gel." derdi. Gider alırdık. Kimse verdiğinin hesabını yapmazdı. Çünkü herkes bilirdi ki bugün bende olan, yarın komşumda olur. Paylaşılan lokma eksilmez, bereketlenirdi.

Bugün ise bırakın komşudan bir şey istemeyi, birçok aile çocuğunu tek başına bakkala bile gönderemiyor. Güven azaldı, samimiyet uzaklaştı.

Köyler de kalabalıktı. Askere gidecek gençlere bir ay kala kimse iş yaptırmazdı. Her gün başka bir ev davet eder, yemek yedirir, cebine harçlık koyardı. Çünkü askerlik sadece bir görev değil, bir gurur meselesiydi.

O yıllarda askerlik on sekiz aydı. Bugünkü gibi altı ay değildi. Halk arasında çok kullanılan bir söz vardı:

"Askerlik yapmayan adam sayılmaz."

Hatta askerliğini yapmamış bir gence kolay kolay kız verilmezdi. Bu yüzden kimse askerlikten kaçmayı düşünmez, herkes görevini yerine getirirdi.

Yollar bugünkü gibi asfalt değildi. Toprak yolların çilesi de çoktu. Ne yazık ki en fazla can kaybı traktör kazalarında yaşanırdı. Ama bütün zorluklara rağmen insanlar birbirine daha sıkı tutunurdu.

Milli bayramlar da gerçekten bayram gibi yaşanırdı. Okullarda görev almak için öğrenciler adeta yarışırdı. Köyün bütün halkı tören alanına gelir, çocuklarını gururla izlerdi. Günler öncesinden hazırlık yapılır, trampetler eşliğinde mahalle mahalle yürüyüşler düzenlenirdi.

Beden eğitimi öğretmeninin "Kıta... Dur!" komutuyla bütün öğrenciler tek adımda durur, ardından "Hazır ol!" emriyle dimdik beklerdi. "İleri marş!" denildiğinde herkes aynı anda sol ayağıyla yürüyüşe başlardı. Disiplin vardı, ciddiyet vardı. Okula gelmeyen, dersini öğrenmeyen sınıfta kalırdı. Kurallar kişiye göre değil, herkese göre uygulanırdı. Kimsenin hatırı için değişmezdi.

Belki o yıllarda imkânlarımız bugünkü kadar değildi. Ama sevgimiz daha fazlaydı. Evlerimiz küçük, sofralarımız sade, ceplerimiz boştu; buna rağmen gönüllerimiz zengindi.

Bugün teknolojimiz var ama komşumuz yok. Evlerimiz büyüdü ama aile sofralarımız küçüldü. Haberleşmemiz hızlandı ama hâl hatır sormayı unuttuk. Kalabalıklar içinde yalnızlaşırken, çocukluğumuzun o sıcak günleri hafızamızda yaşamaya devam ediyor.

Eskiler çok güzel bir söz söylerdi:

"Komşusu açken tok yatan bizden değildir."

Bir başka söz de yaşadığımız o günleri en güzel şekilde özetler:

"Eskiden insanlar eşyalarını değil, gönüllerini paylaşırdı."

Belki zamanı geri getiremeyiz. Ama o günlerin ruhunu, dayanışmasını, komşuluğunu ve insanlığını yeniden hatırlayabiliriz. Çünkü medeniyet sadece yollar yapmak değildir; gönüller arasında yol kurabilmektir.

Ve unutmayalım…

Bir toplumu ayakta tutan beton binalar değil; birbirine güvenen, birbirine sahip çıkan insanlardır.