Cehennem Boş, Bütün Şeytanlar Burada
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
İngiliz edebiyatının en büyük isimlerinden biri olan William Shakespeare’in Fırtına adlı eserinde geçen “Cehennem boş, bütün şeytanlar burada” sözü, aradan geçen yüzyıllara rağmen etkisini kaybetmeyen güçlü bir tespittir. Bu ifade ilk bakışta abartılı bir benzetme gibi görünse de insanlık tarihine, savaşlara, zulümlere ve toplumların yaşadığı ahlaki kırılmalara bakıldığında aslında ne kadar derin bir anlam taşıdığı daha iyi anlaşılır.
İnsanlık, tarih boyunca kötülüğü çoğu zaman dışarıda aradı. Kimi zaman şeytanı dağların ardında, kimi zaman görünmeyen varlıkların arasında, kimi zaman da farklı kimliklere sahip insanlarda gördü. Oysa gerçek çoğu zaman çok daha rahatsız ediciydi. İnsan, kötülüğü çoğu zaman kendi içinde taşıyordu.
Bugün dünyanın herhangi bir noktasında yaşanan olaylara baktığımızda Shakespeare’in bu sözünün neden hâlâ güncelliğini koruduğunu görebiliriz. Çocukların savaşlarda öldürüldüğü, masum insanların açlığa mahkûm edildiği, kadınların şiddete uğradığı, hayvanların işkence gördüğü, yaşlıların yalnız bırakıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Üstelik bütün bunlar doğaüstü güçler tarafından değil, insanlar tarafından gerçekleştiriliyor.
Belki de sözün asıl çarpıcılığı burada yatıyor.
Kötülük çoğu zaman boynuzlu bir yaratık şeklinde karşımıza çıkmıyor. Aksine, sıradan insanların günlük hayatlarında aldığı kararlarla ortaya çıkıyor. Bir çocuğun gözyaşına kayıtsız kalmakta, haksızlığı gördüğü halde susmakta, çıkar uğruna vicdanını susturmakta kendini gösteriyor.
Modern çağın en büyük yanılgılarından biri, teknolojik gelişmenin ahlaki gelişimi de beraberinde getireceğine inanılmasıydı. İnsanlık uzaya çıktı, yapay zekâ geliştirdi, saniyeler içinde kıtalar arası iletişim kurabilir hale geldi. Ancak aynı insanlık, merhamet, empati ve vicdan konusunda aynı ilerlemeyi gösteremedi.
Dijital çağ, insanlara büyük imkânlar sundu. Fakat aynı zamanda kötülüğün de yeni biçimler kazanmasına neden oldu. Eskiden bir yalanın yayılması günler sürerken bugün birkaç saniye içinde milyonlarca insana ulaşabiliyor. Bir iftira, bir manipülasyon veya bir nefret kampanyası saniyeler içinde toplumsal bir krize dönüşebiliyor.
Sosyal medya platformları insanları birbirine yakınlaştırmak için tasarlanmıştı. Ancak zamanla birçok yerde öfkenin, hakaretin ve kutuplaşmanın merkezi haline geldi. İnsanlar artık karşısındaki kişinin insan olduğunu unutabiliyor. Bir ekranın arkasına saklanarak en ağır sözleri söyleyebiliyor, en acımasız saldırıları gerçekleştirebiliyor.
Bu durum bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Kötülük her zaman büyük suçlarla başlamaz. Çoğu zaman küçük duyarsızlıklarla büyür.
Bir toplumda insanlar haksızlık karşısında sessiz kalmaya başladığında kötülük güç kazanır. Adalet duygusu zayıfladığında kötülük cesaret bulur. Vicdan geri çekildiğinde ise kötülük kendisine geniş bir yaşam alanı oluşturur.
Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur.
Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan soykırımlar, kitlesel katliamlar ve insanlık suçları incelendiğinde ortak bir nokta görülür. Bu olayların hiçbiri bir anda ortaya çıkmamıştır. Önce insanlar bazı haksızlıklara göz yummuş, sonra onları normalleştirmiş, ardından da sıradanlaştırmıştır.
İnsan zihni, tekrar eden her şeye alışma eğilimindedir. Bu nedenle sürekli maruz kalınan şiddet görüntüleri zamanla insanları duyarsızlaştırabilir. Bir süre sonra insanlar trajedileri haber başlığı olarak görmeye başlar. Acılar rakamlara dönüşür. Oysa her rakamın arkasında bir insan hayatı vardır.
İşte modern dünyanın en büyük tehlikelerinden biri budur.
Bir çocuğun ölümü istatistik değildir.
Bir annenin gözyaşı veri değildir.
Bir canlının çektiği acı, yalnızca bir haber konusu değildir.
Vicdanın yerini sayılar aldığında insanlık önemli bir şey kaybetmeye başlar.
Shakespeare’in sözü aslında insanın kendi karanlığıyla yüzleşmesi gerektiğini anlatır. Çünkü kötülük çoğu zaman dışarıdan gelen bir tehdit değil, içeriden büyüyen bir zaaftır.
Kibir, açgözlülük, nefret, intikam duygusu ve güç tutkusu kontrol edilmediğinde bireysel bir sorundan toplumsal bir felakete dönüşebilir.
Bugün dünyanın birçok yerinde insanlar farklı siyasi görüşler, etnik kimlikler, mezhepler veya ideolojiler nedeniyle birbirlerini düşman olarak görebiliyor. Oysa bir toplumu ayakta tutan şey farklılıkların varlığı değil, ortak vicdanın gücüdür.
Bir toplumun gerçek gücü ekonomik büyüklüğüyle değil, merhamet kapasitesiyle ölçülür.
Çünkü medeniyet yalnızca bina yapmak değildir.
Medeniyet yalnızca yollar, köprüler ve teknolojik gelişmeler değildir.
Medeniyet aynı zamanda bir yetimin başını okşayabilmek, düşene el uzatabilmek ve güçsüzü koruyabilmektir.
İnsanlık tarihi bize şunu göstermiştir: Güç sahibi olmak ile iyi olmak aynı şey değildir.
Dünyanın en büyük trajedilerinin önemli bir kısmı güçlü insanların vicdanlarını kaybetmesiyle ortaya çıkmıştır.
Bu nedenle asıl mesele gücü artırmak değil, vicdanı koruyabilmektir.
Günümüzde bireyselleşmenin aşırı boyutlara ulaşması da bu sorunu derinleştirmektedir. İnsanlar giderek daha fazla kendi dünyalarına çekiliyor. Komşusunu tanımayan, çevresindeki insanların yaşadığı sorunlardan habersiz yaşayan bireylerin sayısı artıyor.
Oysa insan sosyal bir varlıktır.
Paylaşmadan, dayanışmadan ve birlikte yaşamayı öğrenmeden sağlıklı bir toplum inşa etmek mümkün değildir.
Şeytanın en büyük başarısının insanlara var olmadığına inandırmak olduğu söylenir. Belki de kötülüğün en büyük başarısı, insanların onu yalnızca başkalarında aramasıdır.
Kendimizi sorgulamadan dünyayı değiştiremeyiz.
Önce kendi vicdanımızı korumalıyız.
Önce kendi öfkemizi kontrol etmeliyiz.
Önce kendi adalet duygumuzu güçlendirmeliyiz.
Çünkü büyük değişimler bireyin içinde başlar.
Bugün insanlığın ihtiyacı olan şey daha fazla teknoloji değil; daha fazla vicdandır.
Daha fazla propaganda değil; daha fazla hakikattir.
Daha fazla kutuplaşma değil; daha fazla anlayıştır.
Daha fazla nefret değil; daha fazla merhamettir.
Shakespeare’in yüzyıllar önce yazdığı bu söz, aslında bize korkutucu bir gerçeği hatırlatmaktadır. Eğer kötülüğü yalnızca dışarıda ararsak onu asla yenemeyiz. Çünkü kötülük çoğu zaman insanın kendi içindeki karanlıkta saklanır.
Bu nedenle mesele cehennemin nerede olduğu değildir.
Asıl mesele, insanın kendi içinde taşıdığı karanlığa ne kadar hâkim olabildiğidir.
Eğer vicdanı kaybedersek, adaleti unutursak ve merhameti terk edersek, cehennemi uzaklarda aramamıza gerek kalmaz.
Çünkü o zaman Shakespeare’in asırlar önce yaptığı o sarsıcı tespit yeniden doğrulanmış olur:
“Cehennem boş, bütün şeytanlar burada.”