CUMHURİYET: BİR MİLLETİN KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞUŞU
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
29 Ekim, yalnızca takvimde bir bayram günü değil; bir milletin bağımsızlık uğruna verdiği mücadelenin, özgürlük iradesinin ve kendi geleceğine sahip çıkma kararlılığının tarihe kazındığı gündür. Cumhuriyetin ilanı, Türk milletinin tarihî yürüyüşünde yeni bir sayfa açarken, bağımsızlık mücadelesinin siyasi zaferini de ilan etmiştir. Bu tarih, bir devletin yönetim biçiminin değişmesinden çok daha derin anlamlar taşır. Çünkü Cumhuriyet, milletin kendi kaderini tayin etme iradesinin devlet yönetiminde hayat bulmasıdır.
Cumhuriyetin hikâyesi, kolay kazanılmış bir zaferin hikâyesi değildir. Bu hikâye; işgalin, yokluğun, umutsuzluğun ve büyük fedakârlıkların içinden doğan bir milletin yeniden ayağa kalkışıdır. Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Osmanlı Devleti'nin içine sürüklendiği ağır şartlar, Anadolu'nun işgali ve Türk milletinin vatan topraklarından koparılmak istenmesi, tarihî bir varlık mücadelesini beraberinde getirmiştir. Milletin önünde yalnızca topraklarını korumak değil, bağımsızlığını ve geleceğini yeniden kazanmak gibi büyük bir sorumluluk bulunuyordu.
19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkışı, bu mücadelenin örgütlenmesinde yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Anadolu'da yükselen bağımsızlık iradesi, kısa sürede milletin ortak ülküsü hâline geldi. Erzurum Kongresi'nde vatanın bölünmez bütünlüğü ve millî iradenin esas alınması kararlılığı ortaya konulurken, Sivas Kongresi'nde millî cemiyetler birleştirilerek mücadele bütün millet adına yürütülecek ortak bir harekete dönüştürüldü. Böylece bağımsızlık düşüncesi, yalnızca bir temenni olmaktan çıkarak siyasi ve toplumsal bir iradeye kavuştu.
23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Ankara'da açılması, Türk milletinin kendi geleceğini belirleme mücadelesinde tarihî bir dönüm noktası oldu. Millî egemenlik anlayışı, milletin temsilcilerinin oluşturduğu Meclis aracılığıyla devlet yönetiminin merkezine yerleşti. Ankara'da açılan Meclis, yalnızca Millî Mücadele'nin yönetildiği bir merkez değil, aynı zamanda yeni Türk devletinin siyasi temellerinin atıldığı kurumdu. Milletin iradesi artık devletin kuruluş sürecinde doğrudan belirleyici bir güç hâline gelmişti.
Millî Mücadele'nin askerî safhasında kazanılan zaferler, Cumhuriyetin ilanına giden yolu açtı. Sakarya Meydan Muharebesi'nde elde edilen başarı, Anadolu'daki bağımsızlık mücadelesinin seyrini değiştirdi. 30 Ağustos 1922'de Büyük Taarruz'un kesin zaferle sonuçlanması ise işgal kuvvetlerinin Anadolu'dan çıkarılmasının önünü açtı. Türk milletinin bağımsız yaşama kararlılığı, cephelerde gösterilen fedakârlıklarla tarihî bir zafere dönüştü. Bu zafer, yalnızca askerî bir başarı değil, milletin kendi geleceğine sahip çıkma iradesinin de açık bir göstergesiydi.
Askerî zaferin ardından diplomatik başarılar geldi. 11 Ekim 1922'de imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşması, savaşın sona erdirilmesi ve yeni bir siyasi dönemin başlaması bakımından önemli bir aşama oldu. 1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılmasıyla hanedan yönetimine dayalı siyasi egemenlik sona erdirildi. 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Barış Antlaşması ise Türkiye'nin bağımsızlığının uluslararası alanda kabulünün önemli bir göstergesi oldu. 13 Ekim 1923'te Ankara'nın başkent ilan edilmesiyle yeni devletin yönetim merkezi de resmiyet kazandı.
Ve nihayet 29 Ekim 1923...
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde gerçekleştirilen anayasal değişiklikle devletin yönetim biçimi Cumhuriyet olarak belirlendi. Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi. Böylece Millî Mücadele'nin askerî ve diplomatik zaferi, siyasi bir kuruluşla tamamlandı. Türk milleti, kendi iradesiyle şekillendirdiği yeni devletin yönetim anlayışını Cumhuriyet çatısı altında ilan etti.
Cumhuriyet, bir milletin kendi geleceği üzerinde söz sahibi olma hakkının devlet düzenine dönüşmesiydi. Egemenliğin kaynağını millette gören bu anlayış, Türk devletinin kuruluş felsefesini ortaya koydu. Cumhuriyetin ilanı, bağımsızlığın yalnızca kazanılmasını değil, milletin iradesi doğrultusunda korunmasını ve geleceğe taşınmasını da ifade ediyordu.
Bugün 29 Ekim'i kutlarken, bu büyük tarihî gerçeği yalnızca geçmişe ait bir hatıra olarak değerlendirmek yeterli değildir. Cumhuriyet, geçmişten devralınan bir miras olduğu kadar, geleceğe karşı üstlenilen bir sorumluluktur. Onun değerini anlamak; kuruluş şartlarını bilmek, hangi fedakârlıklarla kazanıldığını hatırlamak ve milletin ortak geleceğine sahip çıkmakla mümkündür.
Cumhuriyet; bağımsızlıktır, millî egemenliktir, ortak geleceğe duyulan inançtır. Bir milletin kendi kaderini başkasının iradesine bırakmama kararlılığıdır. Bu nedenle Cumhuriyetin anlamı, yalnızca bir yönetim biçimiyle sınırlı değildir. Aynı zamanda milletin birlik ve beraberlik içinde geleceğini inşa etme iradesidir.
Bugün bize düşen görev, Cumhuriyetin kuruluşunda ortaya konulan bağımsızlık ve birlik ruhunu yaşatmak, ülkemizin geleceğine sahip çıkmak ve bu tarihî mirası gelecek nesillere aktarmaktır. Çünkü Cumhuriyet, yalnızca geçmişte kazanılmış bir zafer değil, her neslin kendi sorumluluğuyla geleceğe taşıması gereken ortak bir değerdir.
29 Ekim, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesini Cumhuriyetle taçlandırdığı gündür. Bir milletin kendi iradesiyle ayağa kalkmasının, devletini yeniden kurmasının ve geleceğine sahip çıkmasının tarihidir.
Bir milletin tarihindeki en büyük zaferlerden biri, kendi kaderini kendi iradesiyle belirleyebilmesidir.
?? 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!
Yaşasın Cumhuriyet!