Eski Kıta’nın Yeni Baharı: Avrupa Sokakları Neden Yanıyor?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Avrupa, uzun süredir halının altına süpürdüğü yapısal krizlerin ve toplumsal hoşnutsuzlukların patlama noktasına şahitlik ediyor. Bugün Fransa sokaklarında yükselen barikat dumanları, Milano’nun ahşap panellerle kapatılan lüks vitrinleri ve Tiran’da ateşe verilen kamu binaları, tekil birer asayiş olayı olmaktan çok uzak. Karşımızda, kıtanın refah illüzyonunun çöküşünü ilan eden kolektif bir öfke patlaması var.
Olayların fitili her ne kadar Fransa’da liselilerin ve üniversitelilerin eğitim şartlarına karşı başlattığı haklı tepkiyle ateşlenmiş olsa da, "Sarı Yelekliler"in de sahneye yeniden çıkmasıyla mesele hızla küresel bir yaşam maliyeti isyanına evrildi. Paris banliyölerinden taşan bu enerji, İtalya’da Meloni hükümetinin kemer sıkma politikalarına, bütçe kesintilerine ve güvenlikçi diline karşı birleşen işçi-öğrenci hareketini tetikledi. Adriyatik’in karşı kıyısında, Arnavutluk’ta ise durum daha da radikal: Gençler, kronikleşen yolsuzluğa ve geleceksizliğe karşı doğrudan iktidarın istifasını talep ederek meydanları savaş alanına çeviriyor.
Peki, bu yangın diğer Avrupa ülkelerine sıçrar mı? Yanıt basit: Yangın zaten sıçradı. Belçika’da bütçe protestoları, Portekiz’de tavan yapan kiralar nedeniyle kurulan çadır kentler ve İspanya’da konut krizine karşı Barselona sokaklarında yaşanan yağma olayları, bu dalganın yerel değil, kıtasal bir sendrom olduğunu kanıtlıyor..
Avrupa devletlerinin bu krize verdiği yanıt ise ne yazık ki refah devletinin ruhuna taban tabana zıt. Sosyal yardımları artırmak, enflasyonla ezilen halkın alım gücünü korumak yerine; sokağa çıkma yasakları uygulamak, orduyu ve zırhlı araçları şehirlere indirmek ve polis şiddetini tırmandırmak tercih ediliyor. Ancak iktidarların ıskaladığı temel bir gerçek var: Gaz bombaları ve coplar, insanların cüzdanındaki boşluğu ya da geleceğe dair duydukları derin kaygıyı yok etmeye yetmiyor.
Avrupa, neoliberal politikaların ve sosyal devletin tasfiyesinin ağır faturasını ödüyor. Eğer Brüksel, Paris veya Roma’daki karar alıcılar güvenlikçi politikalardan vazgeçip halkın somut ekonomik taleplerine kulak vermezse, bu "Avrupa Baharı" rejimleri sarsan kronik bir kışa dönüşebilir. Çünkü sokaktaki insanın artık kaybedecek bir refahı kalmadı..