İzmir’e Değer Katan Sancak Ailesi: Mesut Sancak ve Folkart’tan Ülkeye Uzanan Bir Hikâye
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bir kentin geleceğine yatırım yapmak yalnızca binalar inşa etmek değildir. O kentin kültürüne, sanatına, gençlerine, sporuna ve insanına dokunabilmektir. İzmir’de Mesut Sancak ve Folkart üzerinden şekillenen hikâyeye biraz da bu pencereden bakmak gerekiyor.
Bazı insanlar vardır, yaptıkları işler yalnızca kendi sektörleriyle sınırlı kalmaz. Attıkları adımlar, yatırım yaptıkları alanlar ve hayata geçirdikleri projeler, zamanla yaşadıkları şehrin hikâyesinin bir parçası hâline gelir.
İzmir’in son yıllardaki değişimini, gelişimini ve geleceğe dönük beklentilerini konuşurken de yalnızca belediyeleri, kamu yatırımlarını ya da siyasi aktörleri değerlendirmek yeterli değildir. Şehrin ekonomik hayatına yön veren, istihdam oluşturan, üretim yapan ve toplumsal yaşamın farklı alanlarına katkı sunan iş insanlarının emeğini de görmek gerekir.
İşte bu noktada Mesut Sancak ve Folkart ismi üzerinde durmakta fayda var.
Çünkü karşımızda yalnızca gayrimenkul sektöründe faaliyet gösteren bir şirketin yöneticisi değil, İzmir’in mimarisinden kültür-sanat hayatına, sporundan sosyal sorumluluk çalışmalarına kadar uzanan bir alanda iz bırakmaya çalışan bir iş insanı profili bulunuyor.
Elbette her yatırımın ekonomik bir karşılığı vardır. Ancak bazı yatırımların değeri, yalnızca bilanço rakamlarıyla ölçülemez. Bir şehrin kültürel hayatına kazandırılan bir sergi, gençlerin ücretsiz eğitim almasına imkân sağlayan bir akademi veya zor günler geçiren bir spor kulübüne uzatılan destek eli de toplumsal hayatın içinde karşılık bulur.
Bir şehre değer katmak, o şehrin insanına da değer vermekten geçer.
İzmir’in siluetinde yükselen imza
2006 yılında kurulan Folkart, geçen yıllar içerisinde İzmir’in gayrimenkul sektöründe öne çıkan markalarından biri hâline geldi. Folkart Towers, Folkart Narlıdere, Folkart Vega ve Folkart Nova gibi projeler, şirketin kentteki mimari varlığının farklı örneklerini oluşturuyor.
Özellikle Folkart Towers, İzmir’in Bayraklı bölgesindeki yüksek yapılaşmanın simgelerinden biri olarak kentin siluetinde kendine yer edindi. Diğer projeler de konut, ofis ve yaşam alanları üzerinden şehrin dönüşümüne eşlik etti.
Bir gayrimenkul yatırımını değerlendirirken yalnızca yapının yüksekliğine, mimarisine veya ticari değerine bakmak doğru değildir. O yatırımın çevresine, kent yaşamına, istihdama ve bölgenin gelişimine nasıl yansıdığı da önemlidir.
Mesut Sancak’ın başkanlığındaki Folkart’ın ortaya koyduğu projeler, İzmir’de özel sektörün kent kimliği üzerindeki etkisini tartışmak açısından önemli örnekler sunuyor.
İnşaat sektörü, doğru planlama ve nitelikli uygulamayla bir şehrin ekonomik gelişimine katkı sağlayabilir. Bunun yanında çevresel hassasiyet, kamusal alanlara saygı, güvenli yapılaşma ve kent sakinlerinin beklentileri de bu sürecin ayrılmaz parçalarıdır.
Bir şehirde kalıcı değer yaratmanın yolu, yalnızca yeni yapılar üretmekten değil, bu yapıların çevresiyle kurduğu ilişkiyi de önemsemekten geçer.
Folkart’ın öyküsü yalnızca inşaattan ibaret değil
Mesut Sancak ve Folkart hakkında konuşurken, şirketin kültür, sanat, eğitim ve spor alanlarında yürüttüğü çalışmaları ayrıca değerlendirmek gerekiyor.
Folkart Academy, bu anlayışın dikkat çeken örneklerinden biri.
2017 yılında hayata geçirilen akademi, tiyatro ve sahne sanatları alanında ücretsiz eğitim imkânı sunmayı amaçladı. Birçok insanın ekonomik koşullar nedeniyle ulaşmakta zorlanabileceği sanat eğitimini daha geniş kitlelere açan bu girişim, özel sektörün toplumsal fayda üretebileceği alanları göstermesi bakımından anlamlı.
Sanat eğitimi, yalnızca sahneye çıkacak oyuncular yetiştirmek değildir. Bir gencin kendisini ifade edebilmesi, özgüven kazanması, farklı düşüncelerle karşılaşması ve yeteneklerini keşfetmesi de bu sürecin parçasıdır.
Bir çocuğun veya gencin hayatında açılan yeni bir kapının ekonomik karşılığını hesaplamak kolay değildir. Fakat bu tür imkânların uzun vadede bireylere ve topluma katkı sağlayabileceği açıktır.
Folkart Gallery de İzmir’in kültür-sanat hayatında öne çıkan çalışmalar arasında yer alıyor.
Atlas Pavyonu’nda gerçekleştirilen sergiler, kentin kültürel hafızasını ve sanatla ilişkisini güçlendiren etkinlikler olarak dikkat çekiyor. Refik Anadol’un 2025 yılında düzenlenen sergilerinin toplam 295 bin ziyaretçiye ulaştığı, Mesut Sancak tarafından kamuoyuyla paylaşıldı.
2026 yılında Nâzım Hikmet’in yaşamını ve eserlerini odağına alan serginin de İzmir Enternasyonal Fuarı kapsamında ziyaretçilerle buluşturulması, kültür ve sanatın kent yaşamındaki yerini gösteren örneklerden biri oldu.
Burada asıl mesele yalnızca kaç kişinin bir sergiyi ziyaret ettiği değildir. Asıl mesele, sanatın daha fazla insanla buluşması, İzmir’in kültürel birikiminin görünür hâle gelmesi ve kent sakinlerinin kendi şehirlerinde yeni deneyimler yaşayabilmesidir.
İzmir gibi köklü bir kültür ve sanat geçmişine sahip şehirlerde bu tür çalışmaların sürekliliği ayrıca önem taşıyor.
İzmir Enternasyonal Fuarı’na verilen destek
İzmir Enternasyonal Fuarı, bu şehrin yalnızca ticari geçmişinin değil, dünyaya açık kimliğinin de önemli sembollerinden biri.
Yıllardır farklı ülkeleri, sektörleri, sanatçıları ve ziyaretçileri buluşturan fuar, kuşaklar boyunca İzmir’in ortak hafızasında yer edindi.
Folkart’ın fuara ana sponsor olarak verdiği destek de bu nedenle yalnızca ticari bir sponsorluk ilişkisi olarak değerlendirilmemeli.
2026 yılında 95’inci kez düzenlenen İzmir Enternasyonal Fuarı’nın tanıtım toplantısında konuşan Mesut Sancak, şirketin yaşadığı kentin kültürel ve sosyal hayatına katkı sunmayı temel sorumluluklarından biri olarak gördüğünü ifade etti.
Bu yaklaşımın önemli tarafı, özel sektörün kentle kurduğu ilişkinin yalnızca yatırım alanlarıyla sınırlı olmadığını göstermesidir.
Bir şehrin ekonomik gücü kadar kültürel birikimi, uluslararası görünürlüğü ve ortak hafızası da önemlidir. Ticaretin sanatla, ekonominin kültürle ve özel sektörün kamusal yaşamla buluştuğu projeler, doğru biçimde sürdürüldüğünde kent için kalıcı kazanımlar yaratabilir.
Sporun birleştirici gücü ve İzmir kulüplerine destek
İzmir denildiğinde akla gelen unsurlardan biri de güçlü spor kültürüdür.
Göztepe, Karşıyaka, Altay, İzmirspor ve diğer kulüpler, yıllardır farklı kuşakları tribünlerde buluşturan, taraftarları arasında güçlü bir aidiyet oluşturan köklü kuruluşlardır.
Bu kulüplerin yaşadığı ekonomik sorunlar, yalnızca sportif sonuçları etkilemez. Aynı zamanda gençlerin spora katılımını, altyapı yatırımlarını ve kulüplerin kurumsal geleceğini de etkileyebilir.
Folkart’ın İzmir’deki profesyonel futbol kulüplerine yönelik sponsorluk çalışmaları bu açıdan önem taşıyor.
İZVAK organizasyonuyla yürütülen “İzmir’in Renkleri Tek Yürek” girişimi kapsamında yedi profesyonel futbol kulübüne iki sezon için toplam 21,5 milyon TL tutarında forma göğüs sponsorluğu sağlandığı faaliyet raporlarına yansıdı.
Bu çalışmanın dikkat çekici yanı, farklı renklere ve taraftar kimliklerine sahip kulüplerin ortak bir İzmir kimliği etrafında desteklenmesiydi.
Sporun birleştirici gücü tam da burada ortaya çıkıyor. Sahada rekabet eden kulüpler, kentin ortak geleceği söz konusu olduğunda dayanışmanın parçaları hâline gelebiliyor.
2026 yılında Karşıyaka Basketbol için açıklanan 50 milyon TL’lik destek de bu çerçevede değerlendirilmesi gereken önemli bir gelişme oldu.
Mesut Sancak’ın Karşıyaka’nın İzmir için taşıdığı değere dikkat çekmesi ve başka iş insanlarını da kulübe destek olmaya davet etmesi, kulübün geleceğinin daha geniş bir dayanışma ağıyla güçlendirilmesi gerektiği düşüncesini öne çıkarıyor.
Elbette hiçbir spor kulübünün geleceği yalnızca bir şirketin veya iş insanının katkısına bağlı olmamalı. Kalıcı başarı; güçlü altyapı, mali disiplin, şeffaf yönetim ve sürdürülebilir gelir kaynaklarıyla mümkün olabilir.
Ancak zor dönemlerde verilen desteklerin, kulüplerin ayakta kalmasına ve geleceğe hazırlanmasına katkı sunabileceği de göz ardı edilmemeli.
Kentin ortak yaşamına dokunan projeler
Folkart’ın İzmir’deki çalışmaları arasında kamusal alanlara yönelik uygulamalar da bulunuyor.
Konak’taki Folkart Nova projesinin arkasında yer alan 5 bin 230 metrekarelik alanın düzenlenerek belediyeye devredilmesi, bu çalışmaların örneklerinden biri.
Söz konusu alanda yeşil alan, basketbol sahası, koşu yolu, evcil hayvan parkı, spor aletleri alanı ve otopark gibi farklı kullanım imkânları oluşturuldu.
Böyle bir düzenlemenin anlamı, yalnızca bir inşaat alanının yeniden değerlendirilmesinden ibaret değil. Kent sakinlerinin günlük yaşamında kullanabileceği ortak alanların oluşturulması da şehir yaşamının kalitesini etkileyen unsurlar arasında.
Parklar, yürüyüş yolları ve spor alanları; çocukların, gençlerin, ailelerin ve yaşlıların şehirle kurduğu ilişkinin önemli parçalarıdır.
Bu tür uygulamaların gerçek değeri, insanların bu alanları güvenli, erişilebilir ve sürdürülebilir biçimde kullanabilmesiyle ortaya çıkar.
Özel sektörün kamusal yaşamı gözeten projeler geliştirmesi, belediyelerle kurulabilecek iş birlikleri açısından da önem taşır.
Yardımlaşma kültürü ve zor günlerde dayanışma
Bir şirketin toplumsal sorumluluğu, yalnızca normal dönemlerde yürüttüğü kültür ve sanat faaliyetleriyle ölçülmez. Asıl sınavlardan biri, toplumun zor günlerden geçtiği dönemlerde ortaya çıkar.
2020 İzmir depremi sonrasında Folkart’ın “Bir Kira Bir Yuva” kampanyasına 3 milyon TL, “Birlikten İzmir Doğar” girişimine ise 2 milyon TL katkı sağlayacağı haberleştirildi.
Pandemi döneminde de sağlık çalışanlarına ve ihtiyaç sahiplerine yönelik sağlık ve erzak paketleri gibi çalışmalar gerçekleştirildiği, Mesut Sancak’ın açıklamalarında yer aldı.
2023 yılında yaşanan büyük depremlerin ardından Folkart ve paydaşlarının oluşturduğu uzman ekibin afet bölgesine gönderildiği de kamuoyuna yansıyan bilgiler arasında.
Bu tür çalışmaların önemini yalnızca parasal tutarlarla açıklamak mümkün değil. Afet dönemlerinde dayanışmanın örgütlenmesi, uzmanlığın sahaya taşınması ve ihtiyaç sahiplerine ulaşılması da önem taşıyor.
Elbette yapılan her yardımın etkisinin mümkün olduğunca şeffaf biçimde ortaya konulması, ihtiyaçların doğru belirlenmesi ve çalışmaların sonuçlarının izlenmesi gerekir.
Bununla birlikte, toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi için özel sektörün elindeki kaynakları ve organizasyon kapasitesini toplum yararına kullanması değerli bir yaklaşım olarak görülmeli.
Darüşşafaka kampanyası: Bir hatıradan doğan eğitim umudu
Ekim 2026’da gündeme gelen Darüşşafaka burs kampanyası, eğitim ve dayanışma başlıklarını bir araya getiren başka bir örnek oldu.
Meriç Keskin’in, hayatını kaybeden ağabeyi İnanç Keskin’in anısını yaşatmak amacıyla başlattığı kampanyaya Mesut Sancak’ın 2 milyon TL bağışla katıldığı haberleştirildi.
Darüşşafaka’nın eğitim çalışmalarına katkı sağlamayı amaçlayan kampanya, anne ve/veya babası hayatta olmayan, maddi imkânları sınırlı ve başarılı çocukların eğitimine destek olmayı hedefliyordu.
Bu katkı, şirket faaliyetlerinden ayrı olarak Mesut Sancak’ın şahsi desteği şeklinde haberlerde yer aldı.
Bir insanın anısını eğitim yoluyla yaşatmayı amaçlayan girişimin binlerce bağışçıyı bir araya getirmesi, toplumsal dayanışmanın nasıl büyüyebileceğini gösteriyor.
Burada yalnızca bağış tutarına değil, bağışın yöneldiği amaca da bakmak gerekir. Eğitim, bir çocuğun hayatında yeni imkânlar yaratabilir; bir burs, geleceğe dair seçenekleri genişletebilir.
İşte bu nedenle eğitim odaklı yardımlar, toplumsal katkının en anlamlı alanlarından biri olarak değerlendirilebilir.
Saya Holding: Daha geniş bir üretim ve teknoloji hikâyesi
Folkart’ı, bağlı olduğu kurumsal yapıdan bağımsız değerlendirmek de doğru olmaz.
Saya Holding, Sancak ailesinin farklı sektörlerdeki yatırımlarını bir araya getiren bir yapı olarak öne çıkıyor. Holdingin resmî kaynaklarında inşaatın yanı sıra ilaç, elektrik motorları, redüktör, savunma sanayii ve madencilik gibi alanlarda faaliyet gösteren şirketlerden söz ediliyor.
Bu çeşitlilik, ailenin ekonomik faaliyetlerinin yalnızca gayrimenkul yatırımlarıyla sınırlı olmadığını ortaya koyuyor.
Sanayi ve teknoloji yatırımları, üretim kapasitesinin geliştirilmesi, nitelikli istihdamın oluşturulması, araştırma-geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesi ve dış pazarlara açılma bakımından önem taşıyor.
Bir ülkenin ekonomik kalkınması, yalnızca tüketim veya gayrimenkul piyasasının büyümesiyle sağlanamaz. Üretim yapan, teknoloji geliştiren, insan kaynağı yetiştiren ve uluslararası rekabet edebilen şirketlere de ihtiyaç vardır.
Saya Holding bünyesindeki şirketlerin farklı sektörlerde faaliyet göstermesi, bu açıdan incelenmeye değer bir kurumsal yapılanma sunuyor.
Ancak her şirketin teknoloji düzeyi, ihracat performansı, istihdam katkısı ve araştırma-geliştirme kapasitesi kendi verileri üzerinden değerlendirilmelidir. Bir holdingin farklı alanlarda faaliyet göstermesi, bütün iştiraklerinin aynı ölçüde teknoloji odaklı olduğu anlamına gelmez.
Önemli olan, bu yatırımların Türkiye’nin üretim gücüne ve ekonomik kapasitesine nasıl katkı sunduğunu somut sonuçlarla ortaya koyabilmektir.
İzmir’in geleceğinde yeni bir iş birliği mümkün mü?
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın kentin ekonomik, kültürel ve sosyal gelişimine ilişkin hedefleriyle özel sektörün yatırım ve üretim kapasitesi arasında daha güçlü bir iş birliği kurulması, şehrin geleceği açısından üzerinde durulabilecek bir konu.
Belediyelerin altyapı, ulaşım, çevre, planlama ve kamusal hizmet alanlarındaki sorumluluklarıyla özel sektörün yatırım, istihdam, teknoloji ve proje geliştirme kapasitesi birbirini tamamlayabilir.
Böyle bir iş birliğinin başarılı olabilmesi için ortak hedeflerin açıkça belirlenmesi, kamu yararının korunması, süreçlerin şeffaf yürütülmesi ve sonuçların ölçülebilir olması gerekir.
Mesut Sancak ve Folkart’ın İzmir’deki tecrübesi ile belediyenin kentsel gelişim hedefleri arasında ortak çalışma alanları oluşturulabilmesi, önümüzdeki dönemde değerlendirilebilecek bir imkândır.
Kültür-sanat yatırımları, gençlerin eğitime erişimi, sporun desteklenmesi, kamusal alanların iyileştirilmesi ve çevresel sürdürülebilirlik bu alanlardan bazıları olabilir.
Bu, gerçekleşmiş yeni bir ortak proje olduğu iddiası değil; mevcut çalışmaların ortaya koyduğu imkânlardan hareketle dile getirilen bir beklentidir.
İzmir’in geleceği için ihtiyaç duyulan şey, farklı kurumların kendi görev ve sorumluluklarını yerine getirirken ortak fayda üretebilecekleri alanları da geliştirebilmesidir.
Sancak ailesi: Farklı alanlara yayılan bir iş dünyası geçmişi
Sancak ailesinin hikâyesi, tek bir şirketin veya tek bir sektörün hikâyesinden daha geniş bir geçmişe sahip.
Saya Holdingin kurumsal anlatımına göre ailenin ticari yolculuğu 1950’li yıllarda başladı; sonraki yıllarda ilaç dağıtımı ve farklı sektörlerdeki yatırımlarla büyüdü.
Ailenin farklı üyeleri de iş dünyasında ve spor alanında çeşitli sorumluluklar üstlendi.
Murat Sancak’ın Adana Demirspor başkanlığı döneminde kulübün sportif ve kurumsal gelişimi için yürüttüğü çalışmalar, kamuoyunda geniş yer buldu. Kulübün üst liglerdeki mücadelesi ve Süper Lig’e yükselme süreci, bu dönemin öne çıkan gelişmeleri arasında yer aldı.
Ethem Sancak ise ilaç dağıtımı, sağlık, medya ve savunma sanayii gibi farklı sektörlerdeki yatırımlarıyla tanınan bir iş insanı oldu. İş hayatının yanında eğitim, kültür ve sivil toplum alanlarında da çeşitli görevler üstlendi.
Ailenin farklı üyelerinin farklı alanlarda yürüttüğü bu çalışmalar, Sancak ailesinin ekonomik ve toplumsal hayattaki varlığının geniş bir çerçevede değerlendirilmesini gerektiriyor.
Bununla birlikte her ismin faaliyetlerini kendi sorumlulukları, yatırımları ve sonuçları üzerinden ele almak gerekir. Aile bağları ortak bir geçmişi gösterse de her kişinin yaptığı işin ve üstlendiği sorumluluğun ayrı ayrı değerlendirilmesi önemlidir.
Bir Siirtli olarak teşekkür ve gurur
Memleket bağı, insanın yaşadığı şehre ve ülkeye bakışını da şekillendirir. Bazen bir hemşehrimizin yaptığı bir iş, ortaya koyduğu emek veya ülkesine kazandırdığı değer, yalnızca kendi başarısı olarak kalmaz; aynı memleketin insanlarında da haklı bir gurur duygusu oluşturur.
Ben de bir Siirtli olarak, ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel hayatına katkı sunan; yatırımlarıyla üretime, çalışmalarıyla toplumsal dayanışmaya ve destekleriyle farklı alanlardaki gelişime katkıda bulunan Sancak ailesinin emeklerini takdirle karşılıyorum.
Başta Sayın Ethem Sancak olmak üzere, Sayın Mesut Sancak’a, Sayın Murat Sancak’a ve Sancak ailesinin tüm üyelerine, ülkemize sundukları katkılar ve üstlendikleri sorumluluklar dolayısıyla ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Bu teşekkürün temelinde herhangi bir kişisel beklenti değil, memleketine ve ülkesine değer katan insanların emeğini takdir etme düşüncesi bulunuyor. Çünkü nerede yaşarsak yaşayalım, hangi alanda çalışırsak çalışalım, ülkemizin gelişimine katkı sunan çabaların görülmesi ve takdir edilmesi gerektiğine inanıyorum.
Bir hemşehrimizin başarılarını görmek elbette insana ayrı bir mutluluk verir. Ancak asıl gurur, bu başarıların yalnızca bireysel kazanımlarla sınırlı kalmayıp ülkemize, insanımıza ve gelecek kuşaklara fayda sağlayabilmesidir.
Sancak ailesinin farklı üyelerinin iş dünyasında, sanayide, sporda ve diğer alanlarda ortaya koyduğu çalışmalar da bu geniş çerçevede değerlendirilmelidir. Her birinin katkısını kendi alanında ele alırken, ülkemizin gelişimine yönelik emeklerini takdirle anmak gerektiğini düşünüyorum.
Son söz: Ülkeye değer katan emeği görmek
İzmir’in geleceği, yalnızca kamu kurumlarının değil; iş dünyasının, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve kent sakinlerinin ortak sorumluluğudur.
Mesut Sancak ve Folkart’ın İzmir’deki yatırımları, eğitimden kültür-sanata, spordan toplumsal dayanışmaya uzanan çalışmalarıyla bu ortak sorumluluğun farklı örneklerini ortaya koyuyor. Saya Holdingin farklı sektörlerdeki faaliyetleri de Türkiye’nin üretim ve ekonomik gelişim hikâyesinin bir parçası olarak ele alınabilir.
Elbette yapılan her çalışmanın sonuçlarıyla değerlendirilmesi, toplumsal katkıların ölçülebilir olması ve kurumsal sorumluluğun şeffaf biçimde yerine getirilmesi önemlidir. Ancak ülkeye değer katmak için emek veren insanların çalışmalarını görmek ve hak ettikleri yerde takdir etmek de toplumsal kültürümüzün bir parçası olmalıdır.
Bir Siirtli olarak, başta
Sayın Mesut Sancak, Sayın Ethem Sancak ve Sayın Murat Sancak olmak üzere Sancak ailesinin tüm üyelerine, ülkemize sundukları katkılar için bir kez daha teşekkür ediyorum.
Dileğim; İzmir’de ve Türkiye’nin dört bir yanında üretimin, yatırımın, eğitimin, kültürün, sanatın ve toplumsal dayanışmanın daha da güçlenmesi; kamu ile özel sektörün ülkemizin ortak geleceği için daha fazla değer üretmesidir.
Çünkü geride bırakılabilecek en kıymetli miras, yalnızca yapılan binalar veya büyütülen şirketler değil; ülkeye, insana ve gelecek kuşaklara kazandırılan kalıcı değerlerdir.