Yolsuzluktan Elde Edilen Mallar: Geçici Tedbir mi, Kalıcı Müsadere mi?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Türkiye’de usulsüzlük, yolsuzluk ve rüşvet skandalları sonrasında elde edilen yasa dışı mal varlıklarının dondurulması ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilmesi, kamu vicdanını rahatlatan adımların başında geliyor. Toplumun ortak refahından çalınan paraların, şatafatlı gayrimenkullerin ve lüks araçların kamunun denetimine geçmesi, adaletin tecellisi için olmazsa olmaz bir başlangıç.
Ancak bu noktada kamuoyunun aklını kurcalayan, cevabı kritik bir soru işareti var: Bu mal varlıkları gelecekte asıl sahiplerine sessiz sedasız iade edilebilir mi? Bugün el konulan devasa servetlerin, yarın bir hukuki boşluk ya da siyasi konjonktür değişimiyle suçlulara geri dönmeyeceğinin garantisi nedir?
Mevcut yasal mevzuatımız (Türk Ceza Kanunu’nun müsadere hükümleri ve CMK’nın el koyma maddeleri) kağıt üzerinde belirli mekanizmalar sunuyor. Fakat uygulamadaki gri alanlar, uzayan dava süreçleri ve "kayyım" yönetimlerinin hukuki statüsündeki belirsizlikler, mevcut kanunların tek başına yeterli korumayı sağlamadığını gösteriyor. Geçici olarak dondurulan varlıkların, kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla tamamen devlete geçmesi (müsadere edilmesi) süreci rüzgara göre yön değiştirebiliyor.
Bu durum, palyatif (geçici) tedbirlerin ötesine geçerek yeni ve sarsılmaz bir "Ulusal Servet Geri Kazanım Kanunu" çıkarılmasını zorunlu kılıyor.
Yeni bir kanuni düzenleme neden şart?
Hukuki Kesinlik: Mevcut sistem dondurma ve el koymaya odaklıdır; ancak kesin müsadere süreci çok hantaldır. Yeni bir kanun, yolsuzluktan elde edildiği ispatlanan varlıkların "asla ve hiçbir koşulda" iade edilemeyeceğini net bir şekilde anayasal güvence altına almalıdır.
İspat Yükünün Ters Çevrilmesi: Gelişmiş hukuk sistemlerinde olduğu gibi, kamu görevlilerinin veya belirli güç odaklarının gayrimeşru servetlerinin kaynağını açıklayamaması durumunda, bu malların doğrudan kamuya kalmasını sağlayacak "kaynağı belirsiz zenginleşme" maddeleri mevzuata eklenmelidir.
Şeffaflık ve Denetim: TMSF’ye devredilen varlıkların akıbeti, satış süreçleri ve elde edilen gelirlerin hangi kamu hizmetlerinde kullanıldığı toplumla açıkça paylaşılmalıdır. Kamunun parası, başka bir karanlık koridorda kaybolmamalıdır.
Sonuç olarak; yolsuzlukla mücadele sadece bugünün suçlusunu cezalandırmakla bitmez. Geleceği de güvence altına almak gerekir. Toplumun zihnindeki soru işaretlerini silmenin, "yarın bir gün mallarını geri alırlar" algısını yıkmanın tek yolu, arkasından dolaşılamayacak kadar net, sert ve kalıcı yeni bir yasal zırh örmektir. Aksi takdirde atılan tüm adımlar, bir sonraki siyasi iklim değişikliğine kadar sadece "emanetçi" tedbirler olarak kalmaya mahkumdur..