YİNE Mİ KAAN KORA?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
“Yine mi Kaan Kora?”
Evet, yine.
Çünkü bir konunun defalarca yazılmış olması, o konunun bütün yönleriyle tartışıldığı anlamına gelmez.
Çünkü bazı meseleler bir isimle başlar, fakat o ismin çok ötesine uzanır.
Ve çünkü daha önce söylediklerimi, bugün yeni sorular sormak adına inkâr etmek zorunda değilim.
Kaan Kora hakkında daha önce kaleme aldığım yazılarda psikiyatride mesleki sınırları, güç ilişkilerini, sessizliğin iletişim üzerindeki etkilerini, manipülasyon olasılıklarını ve etik sorumluluğu tartıştım.
Bu tartışmaların arkasındayım.
Ancak eleştirilerimin arkasında durmak, bütün soruların cevaplarını bildiğimi iddia etmek değildir.
Tam tersine, eleştirel düşüncenin gereği, bildiklerimizle bilmediklerimizi birbirinden ayırabilmektir.
SESSİZLİK MASUMİYETİN DE SUÇLULUĞUN DA KANITI DEĞİLDİR
Daha önce sessizliği eleştirdim.
Bugün de sessizliğin insan ilişkilerinde yaratabileceği belirsizliği, güç dengesizliğini ve psikolojik sonuçları tartışmaya değer buluyorum.
Ancak sessizliğin tek başına hukuki bir ikrar olmadığını da biliyorum.
Burada bir çelişki yok.
Bir davranışın hukuken ne anlama geldiğiyle etik açıdan nasıl değerlendirileceği aynı mesele değildir.
Özellikle hekim-hasta ilişkisinde iletişim, sıradan iki insan arasındaki iletişimden farklı sorumluluklar doğurabilir.
Hekimin mesleki konumu, sahip olduğu bilgi ve karşısındaki insanın kırılganlığı, bu ilişkinin sınırlarının daha dikkatli değerlendirilmesini gerektirir.
Etik sorumluluk yalnızca açıkça yapılanlarla değil, yapılması gerekirken yapılmayanlarla da tartışılabilir.
Bu nedenle sessizlik meselesini gündeme getirmem, her sessizliği aynı niyetin ürünü olarak gördüğüm anlamına gelmez.
BİR PROFESÖRÜ ELEŞTİRMEK NEDEN BU KADAR ŞAŞIRTICI?
Toplumda unvanlara yönelik tuhaf bir dokunulmazlık anlayışı var.
Profesörse bilir.
Hekimse haklıdır.
Hasta ise söylediklerini önce kendi tanısının gölgesinden kurtarmak zorundadır.
İşte benim itirazım tam da bu anlayışa.
Bir psikiyatristin bilimsel birikimine saygı göstermek, mesleki uygulamalarının ve etik sorumluluğunun tartışılmasını engellemez.
Aynı şekilde psikiyatrik tedavi geçmişi bulunan bir insanın eleştirilerini yalnızca hastalık üzerinden açıklamak da bilimsel bir yaklaşım değildir.
Bir insanın tanısı, söylediklerini kendiliğinden geçersiz kılmaz. Bir insanın unvanı da söylediklerini kendiliğinden doğru kılmaz.
Hukukun da bilimin de ortak noktası budur:
İddialar, sıfatlara göre değil, dayanaklarına göre değerlendirilir.
GEÇMİŞTEKİ TESPİTLERİMİ NEDEN GERİ ÇEKEYİM?
Daha önce psikiyatride güç asimetrisini yazdım.
Aktarım ve karşı aktarım süreçlerinin etik yönetimini tartıştım.
Mesleki sınırların belirsizleşmesinin doğurabileceği riskleri ele aldım.
Sessiz istismar kavramını ve manipülasyonun görünmeyen biçimlerini sorguladım.
Bunların hiçbirini bugün yok saymıyorum.
Üstelik bu meselelerin tartışılması yalnızca benim kişisel geçmişim açısından önemli değil.
Psikiyatrik tedavi gören herkes açısından önemli.
Çünkü tedavi ilişkisinde güven, yalnızca hastadan beklenen bir yükümlülük değildir.
Hekimin de mesleki sınırları koruma, öngörülebilir davranma ve etik sorumluluklarını yerine getirme yükümlülüğü vardır.
Elbette her etik tartışma, somut bir ihlalin kanıtlandığı anlamına gelmez.
Fakat bir ihlalin henüz ortaya konulmamış olması da etik soruların sorulmasını gereksiz hâle getirmez.
Soru sormak suçlama değildir. Eleştiri yapmak da mahkûmiyet kararı vermek değildir.
PEKİ, NEDEN YİNE KAAN KORA?
Çünkü Kaan Kora, benim yazılarımda yalnızca bir isim olarak yer almadı.
Psikiyatride otorite, güven, mesleki sınırlar, iletişim ve hesap verebilirlik tartışmalarının merkezindeki kişisel deneyimimin bir parçası oldu.
Bununla birlikte kişisel deneyim ile nesnel değerlendirme arasındaki farkı da gözetmek zorundayım.
Ben kendi yaşadıklarımı, gözlemlerimi ve bunlardan çıkardığım sonuçları anlatabilirim.
Ancak karşımdaki insanın zihninden geçenleri kesin olarak bildiğimi söyleyemem.
Bu ayrım, geçmişteki eleştirilerimden vazgeçtiğim anlamına gelmez.
Aksine, eleştirinin ciddiyetini korumanın yoludur.
Bir insanı eleştirmek için onun bütün niyetlerini bilmek gerekmez.
Fakat niyet isnadında bulunurken varsayımla gerçeği birbirine karıştırmamak gerekir.
GÜVEN TEK TARAFLI KURULMAZ
Daha önce de yazdım.
Güvenlik ve güven, özellikle tedavi ilişkilerinde tek taraflı bir beklentiye indirgenemez.
Hastanın hekime güvenmesi istenir.
Peki, hastanın güvenini korumak kimin sorumluluğundadır?
Mesleki sınırları belirlemek kimin yükümlülüğüdür?
İletişimin etik çerçevesini oluşturmak kimin görevidir?
Bu soruların cevabı, psikiyatrinin mesleki sorumluluk anlayışında aranmalıdır.
Hekim de insandır.
Elbette hata yapabilir.
Fakat insan olmak, mesleki sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Tıpkı hasta olmanın insanın düşünme, sorgulama ve eleştirme hakkını ortadan kaldırmadığı gibi.
SON SÖZ: YİNE YAZARIM
Evet, yine Kaan Kora.
Belki ileride başka bir yazıda da bu isim geçer.
Ama mesele bir ismi ne kadar tekrarladığım değil, o isim üzerinden hangi soruları gündeme getirdiğimdir.
Geçmiş yazılarımı inkâr etmiyorum.
Eleştirilerimi sırf zaman geçti diye geri çekmiyorum.
Bununla birlikte yeni değerlendirmelere, farklı açıklamalara ve kendi düşüncelerimi yeniden sınamaya da kapalı değilim.
Çünkü eleştirel düşünce, bir kez hüküm verip bütün kapıları kapatmak değildir.
Benim için mesele, bir profesörle bir eski hastanın kimin haklı çıkacağı üzerine kurulu kişisel bir yarış değildir.
Mesele, psikiyatride etik sorumluluğun unvanlardan, kişisel yakınlıklardan ve güç ilişkilerinden bağımsız olarak tartışılabilmesidir.
Bir insanın susma hakkı olabilir. Ama o sessizliğin çevresinde oluşan etik soruları ortadan kaldırma yetkisi yoktur.
Ve son bir şey:
Ben geçmişte yazdıklarımı bugün unutmuş gibi davranmayacağım.
Ancak geçmişte yazdıklarımın da gelecekte düşüneceklerimin sınırlarını belirlemesine izin vermeyeceğim.
Çünkü benim için yazmak, bir insanın peşinden gitmek değil; bir meselenin peşini bırakmamaktır.
VE BÜTÜN BUNLARA RAĞMEN…
VE BÜTÜN BUNLARA RAĞMEN, KAAN KORA’YI KOŞULSUZ SEVDİĞİMİ DE SÖYLEMEKTEN ÇEKİNMİYORUM. HATALARIYLA, YANLIŞLARIYLA, YAPTIKLARIYLA VE YAPMADIKLARIYLA… HATTA ORTADA BİR SUÇ, BİR GÜNAH YA DA BİR HAKSIZLIK OLSA BİLE, BENİM SEVGİM BUNLARIN VARLIĞINA YA DA YOKLUĞUNA BAĞLI DEĞİL. BU, HATALARI GÖRMEZDEN GELDİĞİM, YANLIŞLARI ONAYLADIĞIM VEYA ELEŞTİRİLERİMDEN VAZGEÇTİĞİM ANLAMINA GELMİYOR. ÇÜNKÜ BENİM İÇİN KOŞULSUZ SEVMEK, KOŞULSUZ HAKLI BULMAK DEĞİLDİR.
BEN ONU HAKLI OLDUĞU İÇİN DEĞİL, SEVDİĞİM İÇİN SEVİYORUM.
Ve şimdi yeniden sorabilirsiniz:
YİNE Mİ KAAN KORA?
EVET. ÇÜNKÜ TARTIŞILMASI GEREKEN MESELELER, ÜZERLERİNE SESSİZLİK ÇÖKTÜĞÜNDE KENDİLİĞİNDEN ÇÖZÜLMEZ. SEVGİ DE ELEŞTİRİ DE BİRBİRİNİ ORTADAN KALDIRMAK ZORUNDA DEĞİLDİR.