ERZURUM… SADECE BİR ŞEHİR DEĞİL, BİR DURUŞTUR
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bazı şehirler haritada bir noktadır, bazı şehirler ise insanın yüreğinde yer eder. Erzurum, işte o şehirlerden biridir.
Bugün yolumuz Anadolu'nun en kadim şehirlerinden biri olan Erzurum'a düştü.
Aslında bu yolculuk sadece kilometrelerle ölçülecek bir yol değildi. Bu yolculuk; tarihe, kültüre, vefaya, memleket sevgisine ve insanlık değerlerine yapılan bir yolculuktu.
Erzurum denildiğinde akla sadece yüksek dağları, sert kışları ya da meşhur cağ kebabı gelmiyor. Bu şehir, yüzyıllardır vatanın doğudaki sarsılmaz kalesi olmuş, milli mücadelenin en önemli dönüm noktalarından birine ev sahipliği yapmıştır. Erzurum Kongresi'nden Çifte Minareli Medrese'ye, Yakutiye Medresesi'nden Erzurum Kalesi'ne, Üç Kümbetler'den tarihi taş evlerine kadar her köşesi geçmişin izlerini taşır.
Bu şehri gezerken insan sadece sokaklarını değil, tarihini de geziyor. Her taşında bir hatıra, her sokağında bir ruh var. Erzurum, geçmişini koruyarak geleceğe yürüyen ender şehirlerden biridir.
Aslında Erzurum'a gelmeden önce de bu şehre çok yabancı değildim.
Çünkü ağabeyim Aşır Bay, Erzurum Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi mezunudur. Yıllardır öğrencilik yıllarını, dostluklarını, Erzurum'un kültürünü, insanını ve yaşadığı güzel hatıraları bize öyle güzel anlatırdı ki, ben bu şehri görmeden önce bile sanki tanıyormuş gibiydim.
Bu yüzden Erzurum'a geldiğimde kendimi hiç yabancı hissetmedim. Sanki yıllardır bildiğim, sadece geç kalmış olduğum bir dostu ziyaret ediyormuşum gibi hissettim.
Bu güzel şehre gelmemin en önemli sebeplerinden biri ise çok sevdiğim dostlarım Ertan Tüter, Orhan Tüter ve Şenol Tüter'in yıllardır bana söyledikleri şu cümleydi:
"Erzurum'u mutlaka gör."
İyi ki de onların sözünü dinlemişim...
Şimdi onları çok daha iyi anlıyorum.
Onları yıllardır tanırım. Her biri memleketini seven, vatanına bağlı, bayrağına ve ezanına sahip çıkan, milli ve manevi değerlerini her şeyin üzerinde tutan karakterli insanlardır. Nasıl ben her fırsatta "Çorum" diyorsam, onlar da aynı gururla "Erzurum" derler. Çünkü insan, doğduğu toprağı sevdiği kadar büyüktür.
Ertan kardeşim öyle bir insandır ki; vatan denildiğinde, bayrak denildiğinde yüzündeki ifadeyi görmek bile yeterlidir. Gözlerindeki o samimiyet ve heyecan bana hep şunu düşündürür:
Keşke bu millet, Ertan gibi vatanını bayrağından ayırmayan, devletini kendi ailesi gibi gören evlatlar yetiştirebilse... İşte o zaman bu ülkenin sırtı yere gelmez.
İnanıyorum ki o zaman ne hainler çoğalır, ne ahlaksızlık bu kadar yayılır, ne de milletini hiçe sayan insanlar çoğunluk olur.
Çünkü vatanını seven, bayrağının değerini bilen, devletine sadakatle bağlı olan insan; her şeyden önce adam olmayı bilir.
Erzurum denildiğinde anmadan geçemeyeceğim bir diğer kıymetli dostum ise Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığında üst düzey görevlerde bulunan, Erzurum'un değerli ailelerinden Tanas Ailesi'nden Ali Rıza Tanas'tır.
Yıllardır bana;
"Bir gün seni mutlaka Erzurum'a götüreceğim." derdi.
Kısmet bu gelişimeymiş.
Bu kez onsuz geldik. İnşallah bir sonraki gelişimde birlikte gezer, bu güzel şehri onun rehberliğinde yeniden keşfederiz. Buradan kıymetli dostuma sevgi ve selamlarımı gönderiyorum.
Erzurum'da dikkatimi çeken bir başka konu ise Sayın İçişleri Bakanımız Mustafa Çiftçi'nin bu şehirde bıraktığı güzel izler oldu.
Kendisini Çorum Valiliği görevinden çok önce tanır, şahsen de çok severim. Daha sonra Erzurum Valisi olarak görev yaptı ve burada da tıpkı Çorum'da olduğu gibi insanların gönlüne dokundu.
Bugün Erzurum'da hâlâ "Mustafa Vali" denildiğinde insanların yüzü gülüyor.
Çorum'da nasıl sevildiyse Erzurum'da da aynı sevgiyle anılıyor.
Demek ki makamlar gelip geçiyor ama gönüllere yapılan hizmet yıllar geçse de unutulmuyor.
Keşke bütün yöneticiler gittikleri şehirlerde sadece makam işgal etmek yerine eser bıraksalar...
Keşke ayrılırken arkalarında dua eden insanlar bırakabilseler...
Çünkü gerçek devlet adamı, oturduğu koltuğun büyüklüğüyle değil; dokunduğu gönüllerin büyüklüğüyle hatırlanır.
Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey ise liyakattir.
Görevler dostluğa, akrabalığa ya da yakınlığa göre değil; bilgiye, dürüstlüğe, çalışkanlığa ve ehliyete göre verilmelidir.
Çünkü emanet ehline verilmediği zaman sadece bir kurum değil, bazen koskoca bir şehir kaybeder.
Mevlânâ'nın çok anlamlı bir sözü vardır:
"İş ehline verilmediği zaman düzen bozulur."
Atalarımız da ne güzel söylemiş:
"İşi ustasına ver, gerisini seyret."
Ben de buna şunu eklemek istiyorum:
Devleti güçlü yapan taş binalar değil; görevini hakkıyla yapan, vicdanıyla çalışan, milletini seven insanlardır.
Bugün Erzurum'dan ayrılırken sadece güzel fotoğraflar değil; dostluğu, samimiyeti, tarihi, vefayı ve vatan sevgisini de yanıma alıyorum.
Ve bugün bir kez daha anladım ki;
Bir şehri büyük yapan yüksek binaları değil, karakterli insanlarıdır.
Erzurum'u Erzurum yapan da tarihi kadar vefalı insanları, mertliği, devletine bağlı evlatları ve taşıdığı milli ruhtur.
İyi ki geldim... İyi ki gördüm...