Etimesgut’ta Festival Tartışması ve Şehir Sosyolojisi: Uluslararası Anadolu Günleri’nin Sona Ermesi Sosyal Hafızayı Nasıl Etkiler?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Etimesgut’ta yıllarca düzenlenen Uluslararası Anadolu Günleri Kültür ve Sanat Festivali’nin sona erdirilmesi ve Kent Konseyi bünyesinde faaliyet gösteren bazı derneklerin mekân kullanımındaki değişiklik gerekçesiyle çıkarılması, yalnızca bir belediye uygulaması olarak değil; aynı zamanda şehir sosyolojisi açısından da bir kırılma noktasıdır. Demokrasinin temel direklerinden olan derneklerin faaliyetlerine ev sahipliği yapan, Etimesgut’un kalbi hükmündeki Kent Konseyi’nin kapatılması; mekânın kapanışından öte, şehrin sosyolojik nabzında hissedilen bir sarsıntı olarak okunmalıdır. Onlarca yıl boyunca şehrin kültürel nabzını tutan festivalin, 2023 Eylül’ünde son kez düzenlenmiş olması ise yeni belediye yönetiminin bu geleneği sürdürmediğini gösteren tarihî bir dönüm noktasıdır.
Bir şehri yalnızca yolları, binaları, meydanları ve altyapısıyla tanımlamak elbette mümkün değildir. Şehir aynı zamanda insanların birbirleriyle kurduğu ilişkiler, ortak hatıralar, kültürel değerler, dayanışma biçimleri ve aidiyet duygusuyla oluşur.
Şehirlerde gerçekleştirilen kültürel etkinlikler ve sivil toplum faaliyetleri de bu yüzden, görünürde birer organizasyon veya toplantı faaliyeti olsa da daha derin bir sosyal işlev üstlenebilir.
Etimesgut’ta uzun yıllar gerçekleştirilen Uluslararası Anadolu Günleri Kültür ve Sanat Festivali de bu açıdan ele alınabilir.
Anadolu’nun farklı bölgelerinden gelen insanların yaşadığı Etimesgut’ta gerçekleştirilen bu organizasyonlar; hemşehrilerin kaynaşmasına, kültürlerin karşılıklı tanınmasına ve ortak bir şehir kimliğinin pekişmesine zemin hazırlarken, yerel kültürü reddetmeden kendi değerlerini de ifade etme imkânı sunmaktadır.
İbn Haldun’un “asabiyet” kavramı
Bu durumu anlamak için Türk-İslam düşünce geleneğinin önemli isimlerinden biri olan İbn Haldun’un yaklaşımından yararlanmak mümkündür.
İbn Haldun’un toplumları bir arada tutan dayanışma ve aidiyet bağlarını açıklamak için kullandığı “asabiyet” kavramı, günümüz şehirleri açısından da farklı biçimlerde okunabilir.
Modern kentlerde bunun karşılığını hemşehrilik, gönüllülük, sivil toplum, mahalle dayanışması ve ortak kültürel faaliyetlerde görmek mümkündür.
Bir festival de, bu bağların görünür hale geldiği çok önemli organizasyonlardan biridir.
İnsanlar burada sadece kendi yöresel kültürlerini sergilemez; aynı zamanda başka kültürlerle temas eder, yeni ilişkiler kurar ve ortak bir şehir deneyimi yaşar.
Dolayısıyla bir kültürel etkinliğin sosyal değeri, etkinliğin bütçesi veya katılımcı sayısıyla sınırlı değildir.
Asıl değer, insanların birbirleriyle kurduğu yeni ilişkilerde ortaya çıkar.
Kent Konseyleri ve sivil toplumun şehir hayatındaki yeri
Benzer bir değerlendirme Kent Konseyleri için de yapılabilir.
Kent konseyleri ve sivil toplum kuruluşları, vatandaşların şehir hayatına ve demokratik yaşama gönüllü katılımını sağlayan önemli unsurlardan biridir.
Bir hemşehri derneğinin başka bir dernekle tanışması, ortak bir proje geliştirmesi, öğrenciler için burs çalışması yapması veya sosyal bir ihtiyaca birlikte çözüm üretmesi, çoğu zaman bu tür buluşma ortamlarında mümkün olur.
Şehirler bu yüzden sadece fiziksel altyapıya değil, sosyal altyapıya da ihtiyaç duyar.
Yol, park, kültürel mekanlar, ulaşım ve altyapı nasıl şehrin fiziki sistemini oluşturuyorsa; güven, iletişim, gönüllülük, şehir aidiyeti ve dayanışma da şehrin sosyal sistemini oluşturur.
Ahilik ve vakıf geleneğinden bugüne,
Türk-İslam şehir kültüründe bunun güçlü tarihsel örnekleri bulunmaktadır.
Ahilik, yalnızca ekonomik bir örgütlenme biçimi değil; güven, ahlak, dayanışma, yardımlaşma ve toplumsal sorumluluk anlayışını da temsil etmiştir.
Vakıf kültürü ise toplumun ortak ihtiyaçlarının karşılanmasında gönüllü katılımın ve sosyal sorumluluğun önemli bir örneğini oluşturmuştur.
Mahalle kültürümüz de insanların birbirlerinin hayatından haberdar olduğu, ihtiyaç halinde dayanışma gösterdiği bir sosyal yapı meydana getirmiştir.
Modern şehir hayatında bu geleneksel yapıların önemli ölçüde zayıflamasıyla birlikte, sivil toplum kuruluşları, kültür merkezleri, kent konseyleri ve ortak etkinlikler bu sosyal bağların bir bölümünü yeniden üretmektedir.
Mesele sadece festivalin devam edip etmemesi değil elbette.
Burada yerel yönetimlerin karar alma hakkını da göz ardı etmemek gerekir.
Her belediye yönetiminin bütçe önceliklerini belirlemesi, mevcut uygulamaları gözden geçirmesi ve kendi şehir vizyonunu oluşturması doğal ve meşru bir yönetim sorumluluğudur. Buna bir itirazımız da yoktur.
Dolayısıyla konuya yalnızca siyasi bir tartışma olarak bakmak doğru değildir.
Şehir sosyolojisi açısından daha önemli soru şudur:
Bir sosyal alan veya etkinlik sona erdiğinde, onun şehirdeki sosyal işlevini karşılayacak yeni alanlar ve yeni uygulamalar ortaya konuluyor mu?
Festival kaldırılabilir veya daha da geliştirilebilir. Ancak insanları bir araya getiren şehri bir arada tutan daha büyük kültürel etkinlikler oluşturulabilir.
Bir mekânın kullanım şekli değişebilir. Ancak sivil toplum kuruluşlarının birbiriyle iletişim kurabileceği yeni daha işlevsel alanlar oluşturulabilir.
Önemli olan belirli bir organizasyonun veya mekânın mutlaka devam etmesi değil, şehirde sosyal ve kültürel bağların canlı tutulmasıdır.
Etimesgut’un geleceğini düşünmek gerekir.
Etimesgut, Anadol’unun farklı şehirlerden gelen insanların bir arada yaşadığı, nüfusu ve toplumsal çeşitliliği giderek artan Ankara’nın önemli bir ilçesidir.
Bu çeşitlilik doğru değerlendirildiğinde önemli bir sosyal ve kültürel zenginliğe dönüşebilir.
Ankaralı, Tokatlı, Samsunlu, Sivaslı, Erzurumlu, Karslı, Trabzonlu, Gümüşhaneli veya Anadolu’nun başka güzide bir bölgesinden gelen vatandaşların kendi kültürlerini yaşatırken aynı zamanda ortak bir Etimesgut kimliğinde buluşmaları, şehrin sosyal bütünlüğüne katkı sağlayabilir.
Buradaki hedef farklılıkları ortadan kaldırmak değil, farklılıkları ortak şehir kimliğinin zenginliği haline getirmektir.
Şehirlerin görünmeyen sermayesi
Bir şehrin ekonomik ve fiziki sermayesi kadar, sosyal sermayesi de vardır.
İnsanların birbirine güvenmesi, gönüllü olarak ortak işler yapabilmesi, farklı grupların iletişim kurabilmesi ve ortak amaçlar etrafında bir araya gelebilmesi şehrin önemli bir gücüdür.
Şehir yönetimlerinin başarısını bu yüzden yalnızca yapılan bina, yol veya tesis sayısıyla değerlendirmek yeterli değildir.
Bir başka ölçüt de şu olabilir: Şehir insanları birbirine daha fazla mı yaklaştırıyor, yoksa birbirlerinden daha fazla mı uzaklaştırıyor?
Etimesgut özelinde yaşanan bu tartışma da aslında daha geniş bir soruya işaret etmektedir: Şehir, sosyal bağlarını güçlendiren bir yapıda mı ilerliyor?
Bu noktada beklenen, yeni belediye yönetimin bu süreçleri yeniden değerlendirerek toplumsal hafızayı ve sivil katılımı güçlendirecek adımlar atmasıdır. Festivalin ve benzeri sosyal alanların bıraktığı boşluğun, daha kapsayıcı ve birleştirici projelerle doldurulması önem taşımaktadır.
Sonuç
Mesele, bir festivalin yapılıp yapılmaması veya STK’ların hangi mekânda faaliyet gösterdiği değil; Etimesgut’un nasıl bir şehir kültürü oluşturacağıdır.
Beklenti açıktır: şehirde son zamanlarda oluşan sosyal boşlukların fark edilmesi, sivil toplumun güçlendirilmesi ve geçmişte oluşan kültürel birikimin kaybolmasına izin verilmemesi gerekmektedir.
Çünkü şehirler yalnızca binalarla büyümez; insanların birbirine güvenmesi, ortak hatıralar oluşturması, birlikte üretmesi, kültürel faaliyetler düzenlemesi ve geleceği birlikte tasarlamasıyla şehir olur.
Sonuç olarak, Uluslararası Anadolu Günleri Kültür ve Sanat Festivali’nin ve Etimesgut Kent Konseyi’nin faaliyetlerinin yeniden aynı yer ve mekânda başlatılmasını ısrarla bekliyoruz.