Güç Zehirlenmesi ve Adalet Terazisi

Güç Zehirlenmesi ve Adalet Terazisi

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ağustos 4, 2026 - 19:59

Türkiye'de medya ile siyaset arasındaki ilişki, uzun zamandır gazetecilik ilkelerinin önüne geçen güç mücadeleleri üzerinden tartışılıyor. Son günlerde kamuoyuna yansıyan gelişmeler de bu tartışmayı yeniden gündeme taşıdı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında gazeteci Cem Küçük hakkında işlem başlatılması, yalnızca bir kişiyle ilgili hukuki süreç olarak değerlendirilmemelidir. Çünkü mesele, Türkiye'de medya gücü ile siyasi güç arasındaki ilişkinin nerede başlayıp nerede bittiği sorusunu yeniden gündeme getirmektedir.

Soruşturma kapsamında, İBB dosyasına ilişkin yayınlarda kamuoyunu yanıltıcı nitelikte olduğu ileri sürülen bazı ifadeler nedeniyle "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasının yanı sıra, çeşitli para transferleri ve maddi menfaat iddialarının da incelendiği belirtilmektedir. Öte yandan Cem Küçük ise söz konusu para hareketlerinin borç ilişkileri ve organizasyon faaliyetleri kapsamında gerçekleştiğini savunmaktadır.

Hukuk devletlerinde iddialar kadar savunmalar da önemlidir. Bir kişi hakkında yürütülen soruşturma, mahkûmiyet anlamına gelmez. Suçun varlığına ya da yokluğuna karar verecek olan bağımsız ve tarafsız mahkemelerdir.

Ancak bu gelişmenin ortaya çıkardığı daha önemli bir tartışma bulunmaktadır.

Yıllardır televizyon ekranlarında birçok kişi hakkında kesin hüküm veren, soruşturma süreçlerine ilişkin sert değerlendirmeler yapan ve kamuoyunda zaman zaman yargı makamlarının yerine geçtiği yönünde eleştirilen bir gazetecinin bugün kendisinin de hukuki bir soruşturmanın konusu olması, önemli bir gerçeği yeniden hatırlatmaktadır:

Hiç kimse hukukun üzerinde değildir.

Bununla birlikte, yaşanan süreci yalnızca "adalet yerini buldu" şeklinde değerlendirmek de eksik kalacaktır.

Türkiye'de uzun süredir yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı konusunda ciddi tartışmalar yaşanmaktadır. Muhalif siyasetçilere, belediye başkanlarına ve farklı toplumsal kesimlere yönelik soruşturmalar kamuoyunda zaman zaman farklı değerlendirmelere neden olmaktadır.

Bu nedenle iktidara yakınlığıyla bilinen bir gazetecinin de soruşturma kapsamına alınması, ister istemez şu soruyu gündeme getirmektedir:

Yargı gerçekten herkese eşit mesafede mi duruyor?

Kimileri bu gelişmeyi, "hukukun herkes için geçerli olduğu" yönünde önemli bir mesaj olarak değerlendirmektedir.

Kimileri ise bunun, kamuoyunda oluşan adalet tartışmalarını dengelemeye yönelik siyasi bir hamle olabileceğini ileri sürmektedir.

Hangisinin doğru olduğunu ise ancak yürütülecek soruşturma, ortaya konulacak deliller ve bağımsız yargının vereceği karar gösterecektir.

Fakat değişmeyen bazı temel ilkeler vardır.

Gazetecilik, siyasi gücün kalkanı olmamalıdır.

Gazeteci; iktidarın da muhalefetin de değil, gerçeğin yanında durmalıdır.

Belgesiz iddiaların, doğrulanmamış bilgilerin ve kişileri peşinen suçlu ilan eden yayınların gazetecilik faaliyeti olarak görülmesi mümkün değildir.

Aynı şekilde yargının da siyasi hesaplaşmaların aracı hâline gelmesi, hukuk devletinin temel ilkeleriyle bağdaşmaz.

Cem Küçük dosyası, aslında yalnızca bir soruşturma değildir.

Bu dosya, medya gücü, siyaset ve hukuk arasındaki ilişkinin yeniden sorgulanmasına vesile olan önemli bir örnektir.

Çünkü güç kalıcı değildir.

Makam geçicidir.

Televizyon ekranları da, manşetler de, siyasi dengeler de değişebilir.

Kalıcı olan; hukukun üstünlüğü, adalet duygusu ve toplumun vicdanıdır.

Bugün başkaları hakkında kesin hükümler kuranlar, yarın aynı hukuki süreçlerin muhatabı olabilir.

Bu nedenle hiçbir güç, hukukun yerine geçmemelidir.

Türkiye'nin ihtiyacı yeni mağduriyetler ya da yeni kahramanlar üretmek değildir.

Türkiye'nin ihtiyacı; herkese eşit uygulanan, öngörülebilir, bağımsız ve güven veren bir hukuk düzenidir.

Medya da, siyaset de, yargı da bu ortak ilkenin sınırları içinde hareket etmek zorundadır.

Çünkü gerçek adalet, kişilere göre değişmez.

Gerçek adalet, yalnızca hukuka göre karar verir.