Hakemin Aklıyla Oynayan Futbolcu!
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Adaletin olmadığı yerde rekabet, güvenin olmadığı yerde marka değeri, liyakatin olmadığı yerde ise başarı kalıcı olmaz.
Futbolda da durum farklı değil.
Rekabetin adil, kararların güvenilir, sistemi yönetenlerin ise liyakat sahibi olması gerekir. Aksi halde sahadaki mücadele yalnızca futbolcuların yetenekleriyle değil; hakemin psikolojisi, baskı altında verdiği kararlar ve oluşturulan algılar üzerinden de şekillenmeye başlar.
Büyük takımların futbolcuları Türkiye Ligi’nde risk almaktan korkmuyor.
Çünkü biliyorlar ki Türkiye’de zor karar anlarında, VAR sistemine rağmen hakemin hata yapma ihtimali hâlâ yüksek.
Bazı futbolcular ise bu oyunu çoktan çözmüş gibi…
Hakemle mücadele etmek yerine, hakemin karar mekanizmasıyla oynuyorlar.
Bir itiraz, küçük bir temas, doğru zamanda verilen bir tepki…
Bazen bunların tek bir amacı var:
Hakemin kararını etkilemek.
Medyada oluşturulan algı, verilen çifte standart kararlar, takıma göre değişen düdükler, adama göre çıkan kartlar…
Futbolcu bütün bunların farkında.
Ve bazı futbolcular maç içerisinde yalnızca rakibiyle değil, hakemle de mücadele ediyor.
Daha da ilginci, kimi zaman futbolcu öyle bir hamle yapıyor ki hakem, farkında olmadan kendisini yanlış bir kararın içinde buluyor.
Ardından düdük çalıyor.
Kart çıkıyor.
Ceza geliyor.
Peki bu noktada kim kazanıyor?
Oyunu doğru oynayan mı, yoksa hakemin zihnini daha iyi yönlendiren mi?
Çünkü akıllı futbolcu artık sadece rakibinin zaaflarını değil, hakemin psikolojisini de hesaplıyor.
Hakemin neye nasıl tepki verdiğini…
Baskı altında nasıl karar verdiğini…
Hangi pozisyonda tereddüt ettiğini…
Hangi oyuncunun itirazından etkilendiğini…
Bunların hepsi artık oyunun bir parçası hâline geliyor.
Ve bunun bir bedeli var.
Cesaretli olamamanın cezası…
Karamsar kalmanın cezası…
Baskıyı kaldıramamanın cezası…
MHK’nin hakemin arkasında durmamasının cezası…
Pozisyonu çözememenin cezası…
Kulübü gözünde büyütmenin cezası…
Bu cezaların hepsini futbolcu sahada kesiyor.
Yorumculara ise sonrasında konuşmak kalıyor.
Asıl sorun belki de burada başlıyor.
Bir hakem sahaya çıktığında kararından emin olamıyorsa, baskı altında kalıyorsa, verdiği kararın arkasında duramıyorsa ve kurumunun desteğini hissedemiyorsa…
O maçta otoriteyi kim belirliyor?
Hakem mi?
Futbolcu mu?
Peki gerçekten hakem futbolu yönetiyor mu?
Yoksa Türkiye’de bazı futbolcular, hakemi de oyunun bir parçası hâline getirip onu mu oynuyor?
Belki de asıl mücadele 90 dakika boyunca sadece sahada yaşanmıyor.
Asıl mücadele, bazen hakemin zihninde yaşanıyor.
İşte bu nedenle futbolun yalnızca adil olması yetmez.
Adaletin hissedilmesi gerekir.
Hakemin kararının arkasında durabilmesi, futbolcunun karar mekanizmasını yönlendiremeyeceğini bilmesi ve kurumun kendi hakemine güven vermesi gerekir.
Çünkü adaletin olmadığı yerde rekabet, güvenin olmadığı yerde marka değeri, liyakatin olmadığı yerde ise başarı kalıcı olmaz.
Esen kalın, sporla kalın.