Nasipsiz ’in İşi

Nasipsiz ’in İşi

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Eylül 5, 2026 - 23:12

Yeryüzü, gökyüzü, dağlar, denizler, canlılar, rüzgâr, yağmur, gece ve gündüz hasılı tüm kâinat hepsi sahibinin eseri, tecellisi ve ayetleridir. İnsanın ve bütün canlı cansız yaratılmışın muhteşemliği ortadadır. Nice nimetler insana tahsis edilmiştir. Sağlık, akıl ve imkân verilmiştir. Bunlardan birine en küçük zarar geldiğinde insanın dengesi şaşar. Nimetin kıymeti akla gelir. Onun mülkünde saltanat sürüp verdiği imkanlarla günümüzü gün ederken sanki kendimizin eseriymiş gibi unutkan davranırız. Bazen de kibir yapar benliğimizi şişirip böbürleniriz. Sınırlı ömürde bahşedilen sayısız imkanlar karşısında mülkün sahibini hatırda tutmak istemez nefs. Oysa sahibinin mülkünde O’na vakit ayırmamak ne demektir? Olsa olsa böylesi ancak bir nasipsizlik göstergesidir.

Modern hayat dediğimiz bu çağ işte bu nasipsizliği kurumsallaştırmaktadır. Teknoloji, tüketim, hız ve eğlence sektörü, insanın dikkatini o kadar çok böler ki, durup da varlığın anlamını sorgulayacak bir saniyesi kalmaz. Gündelik telaş, bir tür lüks halini almıştır. Alışveriş merkezlerinde, sosyal medyada, kariyer planlarında saatlerimizi harcamak normal görülür. Belli bir süreliğine gönderildiğimiz şu dünyada her şeye ne de çok vakit ayırırız. Gereğinden fazla abartırken aldığımız nefesin dahi sayılı olduğunu bir an akla getirmeyiz. Varlık sebebimizi unuturken, kendi eksikliğimizi de görmezden geliriz. Zamanını ve ömrünü nereye harcadığını fark edememek değil midir nasipsizlik? Nasıl bir talihsizliktir bu körlük hali?

Evet nasipsizlik, vaktin ve mülkün sahibine yine O’nun mülkünde vakit ayırmamaktır. Tefekkürü en yüksek ibadetlerden sayan bir dinin mensuplarıyız. Mülkünde dolaşırken sahibini düşünmek ve anmaktır zikir. Saltanat sürerken aslında mülkün sahibine vakit ayırmak çok da zor değil. Yeter ki şuurlu bir bilincin sahibi olalım. Tefekkür, dalıp gitmekle dağılıp gitmek arasındaki bariz farktır. Mülkün ve bizim de sahibimiz olan Yüce Yaratıcımız anıldığında varlığımızın da mülkümüzün de değeri artar. Vakit sahibine ayrıldığında zaman bereketlenir. Ömür anlam kazanırken ölümsüzlüğe bağlanan bir köprü olur.

Şayet tam tersi olur da kişi zamanı kendi mülkü gibi görürse sahibine vakit ayırmaz. Kendi faniliğini unutur. Sağlığı kendinden, imkanları kendi elde etmiş gibi hareket eder. Şikâyet etmeye gelince de sıra sıra dizer. Madem ki bunca nimeti sen çalışarak elde etmiştin, nasip diye bir berekete inkâr içindeydin öyle ise bunca şikâyetin neden demezler mi insana?

Gecenin sessizliğinde dua etmeyi unutmuşsa bir ruh, nefesinin sayılı olduğunun farkına varmaz ise bir kalp, başını gökyüzüne, gözünü tabiata çevirip şükretmezse bir dil koşturmacanın içinde kaybolmuş demektir. Sahip olduklarını yerinde kullanmadığı sürece zengin de fakir de olsa nasipsizliğe düşebilir. Çünkü mesele, mülkün büyüklüğünde değil nasibini görebilmektedir. Mesele bunları verene kalpten ne kadar vakit ayırdığında gizlidir.  Kalbine vakit ayırmayan, ruhunu yoksul bırakan ve sahibine yönelmeyen her insan kendisini nasipsizliğe mahkûm eder.  Nasipli olmak ise varlığın sahibini fark edip her an onun gözetiminde olma yakınlığını elde edebilme bahtiyarlığıdır.